Belki Bir Son Belki de Başlangıç
- Yazar: Leyla BACAKSIZ
- 4 Ocak 2026
- 53 kez okundu
Belki Bir Son Belki de Başlangıç…
Tam 2 saat 42 dakika!
2 Saat 42 dakikadır kıçımı ağrıtan bu bankta bekliyorum. Kaç tren geçti bilmiyorum, hiçbirinde yoktu. Duran her tren vagonundan birileri indi, her inen kadın, erkek, bir sürü insan sevdiklerine özlemle sarıldı. Ama o inmedi ve ben tam 2 saat 42 dakikadır kıçımı ağrıtan bu sevimsiz bankta bekliyorum.
Kafamda dönüp duran bir sürü tilki! Acaba hasta mı olmuştu, ondan mı gelememişti, yoksa treni mi kaçırmıştı, yoksa, yoksa… Aman Allah’ım yoksa kaza mı yapmıştı, başına bir şey mi gelmişti? Bunca yıl sonra onu görme fırsatını kaçıramazdım. 40 yıl, tam 40 koca yıl geçmişti yollarımız ayrılalı ve 40 yıldır hiç geçmedi kalbimin o derin yarası. Yıllar çok şey alıp götürmüş müdür acaba ondan, hala aynı derinlikle bakıyor mudur o Atatürk bakışlı gözleri. Ah hayat, ne olur çok yıpratmamış ol onu.
Elimdeki mektuba özlemle bakarken, gözyaşlarım Nedim’in inci gibi yazısını eritiyordu. Nasıl da ahenk ile dans ettirmişti harfleri. Arkamdan gelen bir ses ile irkildim.
-Handan!
Oydu aman Allah’ım oydu. Bakışları, Atatürk gibi bakan gözleri… Ellerim titredi, dilim tutuldu, zor bela sensin diyebildim.
-Benim ya, çok mu geç kaldım?
40 yıl kadar diyemedim. Elini uzattı, zor yürüyor gibiydi, yanındaki bu güzel kız da kimdi. Belki de kızıdır, öyle ya evlenmiştir tabi, benim gibi kendine başka birini haram edecek değil ya.
-Merhaba Handan Hanım, Ben Aslı, Nedim Bey’in torunuyum.
Genç kızın sesiyle kendime geldim.
-Merhaba Aslı kızım, demek torunusun, çok memnun oldum.
-Teşekkür ederim, dedem biraz rahatsız olunca eşlik etmek durumunda kaldım.
-Yaaa, hasta mı, nesi var?
Aslı, Nedim’i oturduğum banka oturttu ve kısık ses ile kanser dedi.
-Ne, nasıl?
İstemsizce ellerim Nedim’in elleri ile buluştu ve gözlerim 40 yıldır hasret kaldığım o gözlere dalmıştı ki
-İyiyim merak etme, sadece, sadece seni görmeden öl…
Nedim’in ağzını kapattım.
-Sakın, sakın olmayacak şeyler düşünme, ben hep yanında olacağım ve iyileşeceksin.
-Handan Hanım, sizin için de uygunsa rahatça sohbet edebileceğimiz bir yere geçelim.
-Tabi, tabi çok iyi olur.
-Garın girişinde çok şirin bir mekan görmüştüm oraya geçelim öyleyse. Hem dedem de yoruldu, doktoru izin vermemişti bu seyahate ama dedemi ikna edemedik.
-Söyleseydiniz keşke ben gelirdim, Nedim neden ısrar ettin?
-Sonum senin yolun olacaksa razıyım ben Handan’ın, zaten 40 yıl geç kalmışım sana.
-Nedim, o nasıl laf, iyileşeceksin.
Aslı ile Nedim’in koluna girmiş yürüyorduk ki, Nedim’in adımları yavaşladı, nefesi kesilmeye başladı.
-Dede, iyi misin?
-Nedim, Nedim iyi misin?
-Beni oturtun, yoruldum.
Kalbi dengesiz atıyordu, soluğu da kesilmeye başlamıştı, elleri de buz gibiydi, neler oluyordu böyle.
-Nedim, kendine gel, lütfen, şimdi olmaz, hayır çok erken.
Nedim’in tam kalbimin üzerine düşen başıyla buz kesmiştim. Aslı, “Dede, dede” diye çığlık çığlığa bağırıyordu. Gözümün önünden film şeridi gibi geçen görüntüler, sesler ve bir sürü soru arasında kaybolmuşken, ceketinin cebindeki kağıt dikkatimi çekti. Elim titreyerek aldım ve sonrası…
-Handan’ım, sen de ölmeye geldim.
Tren garının soğuk, kasvetli havasında korku dolu gözlerle bakan insanlar ve güvenlik görevlisinin sesi. ‘’Sağlık ekiplerinin dikkatine! 13 numaralı vagona acil ambulans. Bankta birbirine sarılmış halde bulunan iki ceset. Biri kadın, biri erkek, yetmiş yaşlarında.
Nedim’im, demek sen beni götürmeye geldin, bu hayatta yaşayamadığımız aşkımızı başka bir hayatta yaşamaya…
Leyla Bacaksız
Editör: Elif Ünal Yıldız
Daha önceki yazılarımı okudunuz mu?

Çok teşekkür ederim Yıldız Hanım.
Offf ya sona bak 😔 Kaleminize yüreğinize emeğinize sağlık