Yaz Okulu Hatıraları

Yaz Okulu Hatıraları

Yaz Okulu Hatıraları

Toplantıdan çıktığı zaman başı ağrıyordu. Saatler süren toplantının sonunda yaz okulunun nasıl bir program dahilinde gerçekleşeceği konusu ana hatları ile çizildi.

Pazar günü başlayacak olan yaz okulunda sabahtan itibaren faaliyetler on beş gün olarak tasarlandı.

Kahvaltı sonrası öğleye kadar kurulan çardak altındaki sınıflarda dersler anlatılacak, öğle arası, öğle yemeği yendikten sonra havuzda da yüzme ve diğer sosyal faaliyetlere yer verilecekti.

Zaman zaman ormanda gezinti yapılacak resim kompozisyon ve beden eğitimi dersleri burada gerçekleştirilecekti. 

Okul müdürü, görevi öğretmenlerinden – yaz okulunda idaresini ve öğretmenliğini daha farklı alanda görmek istediği- Gülden Hanı’a yani kendisine vermişti. 

Kendisi hem Türkçe derslerine girecek müdüre hanımlık görevini yapacaktı. Oğlu da henüz on aylıktı. Hadi hayırlısı dedi içinden. 

İlk günler çok iyi başladı yaz okulu. Özellikle havuz eğlenceli geçiyordu. Sabahtan dersler bitsin de havuza gidelim diyen çocukların gözlerinden bunu anlamak mümkündü. 

Akşamları her sınıf bir gösteri planlıyor ve onu binanın konferans salonunda sergiliyorlardı. 

Bu akşam Filiz öğretmen; çocukları yatırmış, üstlerini örtmüş, arkadaşları ile sohbete dalmışken birden ağlama sesi duydu. İnceden bir çocuğun sesi geliyordu. Kalktı yavaşca. “Arkadaşlar, bir bakıp geleyim “dedi. 

Odalardan birine girdiğinde çocuklardan -Seda -adlı öğrenci ağlıyordu. Arkadaşları cinli perili hikayeler anlatmış, çok korkmuş, uyuyamamış annesini de özlemişti. Öğretmeni olarak bir anne gibi sarıldı önce sıkıca. Sonra hızlıca düşündü kendi çocukluğunu. 

Yatılı okulda kalanlar bilir çocuklar uzaktan gelir ve ilk günler okula alışamazlar, ailelerini evlerini özlerler, bu çok normaldir, dedi içinden. 

“Hadi, gel biraz konuşalım ” dedi ve onu binanın dışına çıkardı. Bahçede gezindiler biraz ve sonra kanepeye oturdular. 

“Anlat bakalım” dedi. 

Seda anlatmaya, hem de içini çekmeye devam etti. 

“Öğretmenim ben böyle şeylere inanmam ama öyle şeyler anlattılar ki; hayvan kılığına giriyorlarmış cinler, insan anlamıyormuş.

Konuşurlarmış insan gibi. Anlatmayın desem de dinlemediler. Hikaye bitince ürperdim sonra annem geldi aklıma, aradım bir anda onu. Ondan sonra da korkup ağlamaya başladım. Sonrasını biliyorsunuz “dedi Seda. 

Allah izin vermeden hiçbir şey olmaz. Onları aklına getirip korkma yavrum biz buradayız. Anılmadıkça gelmeyeceğini duymuştum büyüklerimden.

Ben de korkardım küçükken. Şimdi korkmuyorum artık. Kuranda Cin suresi olmasa ben de inanmazdım ama varlıkları var ama insandan güçlü değiller inan.

Onları konuşmayıp aklımıza getirmezsek inan rahatsız etmezler diye biliyorum. Yaratıcı’ya sığınmak bildiğin duaları okuyup aklına getirmemek en iyisi. 

Seda: Ama öğretmenim arkadaşlar sürekli bahsedip korku filimleri de izliyorlar.

Bu tür eserler sizi belki heyecanlandırır adrenaliniz yükselir ama tarihimizle, dünya tarihi ve bilimle ilgili o kadar konu dururken bu şekilde zaman harcamak önünüzü tıkamak olur, dedi öğretmen Filiz ve devam etti. 

Haklısınız belki yaşınız gereği heyecan duymak istersiniz ama Çanakkale’de binlerce sizinle yakın yaşta çocuklarımızı şehit verdik. Bütün bu gerçekleri daha yakından öğrenmeli değil miyiz?

Bu topraklar birçok kavmin yaşayıp medeniyetinin üzerine yeni medeniyetler kurulmuş kadim topraklar.

En son Cumhuriyet’i kurduk yüzyıl önce. Seksenlerden beri de doğuda yedi düvelin beslediği terör durmadı. Amaç ülkeyi bölüp federasyona çevirmek ve parçalamak.

Asıl bunlarda heyecan duyup her şehidin arkasından ülkünüzü yenilemelisiniz. Vatan söz konusu olduğunda gerisi teferruattır.

Şehitler bizim namusumuzdur diyebilmelisiniz. Asıl korkuyu ülkenin bölünmesinde ve yabancı istilasına karşı duymalı değil misiniz? dedi öğretmen. 

Seda hayranlık ve biraz da şaşkınlıkla öğretmenini dinledi ve “haklısınız öğretmenim dedi çok haklısınız. Biz gereksiz şeylerle uğraşıyoruz sanırım. 

“Söz veriyorum size; bütün kaynaklardan o günleri,  o savaşları okuyup yeniden hayatıma yön vereceğim, ülkesini kaybetmekten ve Yaratıcının beğenmediği insan olmaktan başka bir korku taşımayacağım “dedi Seda. 

Öğretmenim size sarılmak istiyorum diyerek büyük bir içtenlikle öğretmenine sarıldı. Öyle bir kucaklaştılar ki kalplerinin atışları birbirine karıştı. Bahçenin loş ışıkları ikisinin mutluluktan akan gözyaşlarını inci tanesi gibi aydınlatıyor, gülümseyen gözlerini geceyi eşlik ediyordu. 

Semiray SEZGİN

Genel Yayın Yönetmeni: Elif ÜNAL YILDIZ

Yazarın Diğer Yazılarını Okudunuz mu?

https://fisildayankalemler.org/kiz-cocuklari-ve-kadinlar-bize-emanet-degil-miydi/

 

Yorumlar (0)

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Semiray Sezgin

Samsun Doğum Hastanesi'nde özlemle beklenen bir bebek olarak dünyaya gelmişim. Tarih 5/10/1960 .Neden böyle derseniz benden önce doğup yaşamayan karındaşlarım arkasından özel dua ve kurbanlar keserek bana kavuştuklarını ifade eder ailem...