NEREDEN BULDUN?
- Yazar: ZAFER DEĞİRMENCİ
- 5 Kasım 2026
- 18 kez okundu
NEREDEN BULDUN?
Değerli okuyucu;
Bu yazımızda bir soru cümlesinin ne kadar gerekli ve önemli olduğunu anlatırken “Bir soru, bir ülkeyi bu kadar mı etkiler?” demekten kendini alıkoyamayacaksın.
“NEREDEN BULDUN?” sorusu ilk olarak 1998 yılında 4369 sayılı kanunla gündeme geldi. Bu sorunun amacı kamu çalışanlarının mal varlıklarının kaynağının belirlenmesiydi. Öyle ya, kamu görevine gelirken kirada oturan bir kamu çalışanı, görevden ayrılırken milyarder olamazdı. Normal bir ülke sadece vatandaştan alınan vergiyi değil, aynı zamanda kimlerin ne kadar kazandığı, bu paranın nereden geldiğini sorgulamalı ve yapılan bir usulsüzlüğün hesabını sormalıdır. Sosyal devlet denilen şeyin asli görevlerinden bir tanesi de budur.
Çocukluğumuzda herhangi bir yerden elimize geçen parayı anne veya babamız gördüğünde “Nereden buldun?” sorusunu sorardı. Bu soruyu oradan da hatırlayabilirsin. Anne ve babamızın sorduğu bu soruyu devletinde kademesinde çalışan memurlarına sorması gayet anlaşılabilir bir durumdu. Fakat sonra bir şeyler oldu. 1 Ocak 1999 da yürürlüğe girmesi beklenen bu yasa iş dünyası, sermaye sahipleri ve kamuoyunda ki “ Sermaye kaçışına yol açar.”, “ Ekonomiyi kilitler.” endişeleri ve siyasi baskılar nedeniyle sürekli ertelendi.
Ardından 2002 seçimlerinden bir yıl sonra ilk iş olarak servet denetimi yasası, diğer adıyla “Nereden Buldun Yasası” tamamen kaldırıldı. Artık devlet kademesinde faaliyet gösteren herkes servet edinebilecek ama kimseye hesap vermeyecekti. Bugün bu yasa değişik isimlerle belki vergi sistemine dâhil olabilir fakat kime nasıl uygulandığı herkesin malumudur.
Esnafın gönderdiği bir banka havalesi yüzyılın yolsuzluğu gibi inceleme altına alınırken, milyar dolarların havada uçuştuğu sistemlerin görmezden gelinmesi neresinden bakılırsa bakılsın haksızlıktır.
Tüm bunları düşünürken aklımıza yeni sorular takılıyor. Peki, bugün kim nereden buluyor? Büyük servetler nasıl oluştu, bunları kimler denetledi? Açıklanamayan zenginleşmeler karşısında devlet neler yaptı?
Bu sorular sarmalında şunu söyleye bilirim ki “Hiçbir şey yapılmadı.” Sermaye sahipleri büyüdükçe vatandaş ağır vergi yükleri altında ezildi. Esnaf, emekli, asgari ücretli( sefalet ücretli) nin her kuruşu sorgulanırken, büyük servetlerin hangi kaynaklardan geldiğini de sorguladığımız zaman sosyal ve adaletli bir devlet oluruz.
Günümüzde mal varlığı denetleme bir gözdağı, tehdit mekanizması olarak kullanılıyorsa ortada büyük sorun var demektir. Yakın zamanda sosyal medya fenomenlerinin nasıl mal varlıklarıyla karşımıza çıktığını görmekteyiz ve bu mal varlıkları eğer bir anlaşma yapılmazsa ifşa edilmektedir. Mal varlığınızın kaynağının ifşa olmasını istemiyorsanız gereken yerlere ödeme yapmanız mecburidir. Elbette her serveti sorgulayıp zenginliği suç gibi göstermekte doğru değildir ama bir ülkede vergi adaletinden söz etmek için yalnızca ücretlinin kazancını değil, büyük servetlerin hangi kaynaklardan oluştuğunu da araştırmak gerekir.
En son bir fon kriziyle karşı karşıya kalan canım ülkem, söylenen rakamların büyüklüğüne hayret ederken kendine şu soruyu da sormalıdır. Bu paraların hortumlanma süreci nasıl işledi, iş bu raddeye gelene kadar hiç kimse fark etmedi mi? Denetim mekanizmasına hiç takılmadı mı bu rakamlar? Bir dönem uygun kiralık ev için bir belediye başkanına yalvaran biri nasıl oldu da 160 küsur milyon TL lik bir sermaye ile milyarlar indirdi cebine. Bu olayda bambaşka bir boyut vardır ki, o da fon mağdurları diye gösterilenlerdir. Bana göre kolay para kazanma hırsının mağdurudur onlar. 200 bin TL sini hiç emek sarf etmeden, 5 milyon yapmanın derdine düşen mağdur değil, failin ortağıdır. “Bedava peynir, yalnızca fare kapanında bulunur” topluma kısa yoldan zengin olma hayalleri kurduran sistemin mağduru da böyle olur sanırım.
Değerli okuyucu;
Bir soru cümlesi deyip geçme. Bu soru sorulmadığı için bugün hırsızlar zengin, namusuyla para kazanan emekçi daha yoksul, bu soru sorulmadığı için soyguncular “Biz Allah’ın vererek imtihan ettiği kullarız.” diyebiliyor ve bu soru sorulmadığı için ekonominin derin uçurumlarında emek yok oluyor.
Nereden buldun? Sorusu bence sadece geçmişte kalan bir yasa değil, bu günün en büyük ihtiyaçlarından biri. Bu soru adaleti sağlar, bu soru haramzadelerin korkulu rüyası olur, bu soru senin cebinden çalanların cevabını veremeyeceği bir soru olduğu için kâbusları olur. Fakat bu soru herkese sorulmalı. Şu beyefendinin yakını, şu hanımefendinin yeğeni demeden herkese “Bir zamanlar neydin, şimdi neden bu kadar zenginsin?” sorulmalı. Aslında bu soru sadece ekonomik, siyasi veya hukuki bir mesele değil, aynı zamanda ahlaki ve vicdani bir sorudur. Yüzde bilmem kaçı Müslümanım diyen bir ülke de Diyanetin bile camilerden aldığı yardım paralarını fona yatırması neresinden tutsan elinde kalacak bir ahlaksızlıktır. Hâlbuki İslam, insanın helal yoldan kazanmasını, ticaret yapmasını, zenginleşmesini ve mal sahibi olmasını meşru görür. Sosyal medyada fakirliği Müslüman ile eş değer göstermek için öven sözde hocaların aksine Müslüman etrafına faydalı olabilmesi için helal yoldan mal sahibi olmuş ve varlıklı olmalıdır aslında. İslam kazancın kaynağının başkasının hakkına girip girmediği ve kamu malının nasıl kullanıldığını sorgular.
Bakara Suresi 188. Ayet de şöyle der:
“Mallarınızı aranızda haksız sebeplerle yemeyin. İnsanların mallarından bir kısmını bile bile günaha girerek yemek için onları yöneticilere aktarmayın.”
Bu ayet, haksız kazancın yanı sıra yönetim gücünü kullanarak başkalarının malına el uzatmayı açıkça yasaklamaktadır. Olayın dini boyutuna şu yüzden değindim. Sosyal medyada fon vurgununu yapanların Müslüman ve başörtüsü olduğu vurgusu yapılarak eleştiriler yapılmaktadır. Kısmen haklılık payları da vardır. İnsan hem Müslümanım der, hem İslam’ın figürlerini kullanıp, hem de hırsızlık yapamaz. Hırsızlık, başkasının malına el uzatma haramdır. Bunun hiçbir bahanesi olamaz ama bunu yapan biri zaten o mertebeye erişememiştir. Allah’ın haram dediği bir şeyi yapan ve üstelik bunu savunan Allah’a savaş açmıştır. Bu kişilere bakarak İslam’ı genellemekte en az bu şahısların yaptığı şey kadar yanlıştır.
Mesele yalnızca kimin ne kadar zengin olduğu değil, bu zenginliğin hangi yollarla elde edildiğidir. Adalet, yoksulun kazancını denetlemekle değil, güçlünün servetinin kaynağını da sorgulayabilmekle mümkündür. Bir ülkede herkesin hesabı sorulabiliyor ama bazı servetlerin kaynağı sorgulanamıyorsa orada yalnızca vergi sistemi değil, adalet duygusu da sorgulanmalıdır.
Ve o soru hâlâ cevabını bekliyor:
– Kim, nereden buluyor?
Zafer Değirmenci
Diğer yazılarımı okudunuz mu?

eyleme geçmeyen bir yasa olarak kalmamalıydı. herkese her kuruşun hesabının sorulması taraftarıyım. müslüman bir ülkede bu kadar yolsuzluk ayrıca dinin kullanıldığı her platformu sorgulamayı gerektiriyor.
Kaleminize sağlık önemli bir konuya parmak basmışsınız..Tebrik ediyorum.
Nurten Sezgin
Bu ülkede herkesin yaptığı yanına kâr kalıyor.