CUMHURİYETİ KORUMAK NİÇİN ÖNEMLİDİR

CUMHURİYETİ KORUMAK NİÇİN ÖNEMLİDİR

CUMHURİYETİ KORUMAK NİÇİN ÇOK ÖNEMLİDİR? 

Bir yönetim biçiminden daha fazlası, özgürlüğün, eşitliğin ve geleceğin güvencesidir cumhuriyet…

Cumhuriyet, yalnızca takvim yapraklarında 29 Ekim’e rastlayan bir bayramın adı değildir. Cumhuriyet; bir çocuğun hayallerini özgürce kurabilmesi, bir gencin geleceğini kendi emeğiyle şekillendirebilmesi, bir insanın düşüncesini korkmadan ifade edebilmesi ve herkesin kanunlar önünde eşit kabul edilmesidir. Cumhuriyet, bir milletin kendi geleceği hakkında söz sahibi olmasıdır.

Peki, cumhuriyeti korumak niçin bu kadar önemlidir?

Çünkü cumhuriyet, bize kendiliğinden verilmiş ve sonsuza kadar hiçbir çaba göstermeden sahip olabileceğimiz bir armağan değildir. O, büyük fedakârlıklarla kazanılmış, emekle yaşatılması gereken tarihî bir emanettir.

Bir milletin hafızası unutkanlığa teslim edilirse geleceği de tehlikeye girer.

Bundan bir asırdan biraz fazla zaman önce Anadolu, işgalin, yoksulluğun ve umutsuzluğun içinden geçiyordu. İnsanlar yalnızca topraklarını değil, bağımsızlıklarını ve geleceklerini de korumaya çalışıyordu. İşte o zor günlerde Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları, milletin kendi kendini yönetebileceği bir ülkenin temellerini attılar. 29 Ekim 1923’te Cumhuriyet’in ilan edilmesi, yalnızca bir yönetim değişikliği değildi; egemenliğin millete ait olduğunun tarih önünde ilan edilmesiydi.

Atatürk’ün önderliğinde gerçekleştirilen bu büyük dönüşümün anlamını, bugün sıradan gördüğümüz pek çok imkânda anlayabiliriz.

Bir zamanlar eğitim imkânlarına ulaşmakta güçlük çeken kız çocuklarının bugün bilim insanı, öğretmen, doktor, mühendis olabilmesi… Bir köy okulunda eğitim gören çocuğun, çalışarak ülkesine yön veren bir bilim insanına dönüşebilmesi… Farklı düşüncelere sahip insanların ortak bir vatanın eşit yurttaşları olarak yaşayabilmesi…

Bütün bunlar, cumhuriyetin insanımıza açtığı ufkun önemli örnekleridir. Elbette bu imkânların herkes için eşit ve eksiksiz biçimde gerçekleşmesi adına hâlâ yapılması gerekenler vardır. Cumhuriyeti korumak, aynı zamanda bu eksikleri görme ve giderme sorumluluğunu üstlenmektir.

Cumhuriyet, yalnızca geçmişin değil, geleceğin de meselesidir.

Bir okulda düşünelim…

Öğretmen, sınıftaki çocuklara yalnızca matematik işlemlerini, okuma yazmayı ya da tarihî olayları öğretmiyor. Aynı zamanda onların adalet duygusunu, başkalarının haklarına saygısını ve farklılıklara karşı hoşgörüsünü geliştirmeye çalışıyor. Bir öğrenci arkadaşının düşüncesine katılmadığında onu susturmak yerine dinlemeyi öğreniyorsa, bir başkasının hakkını savunuyorsa, haksızlık karşısında sessiz kalmamayı seçiyorsa cumhuriyet kültürü o sınıfta yaşamaya devam ediyor demektir.

Çünkü cumhuriyet, yalnızca devlet kurumlarında değil, günlük hayatımızdaki davranışlarımızda da kendini gösterir.

Bir sırada arkadaşının hakkını gözeten çocukla, toplumda adaleti savunan yetişkin arasında görünmez bir bağ vardır. Bugünün çocuklarına özgür düşünmeyi, sorumluluk almayı ve ortak yaşamın kurallarına saygı duymayı öğretemezsek yarının cumhuriyetini hangi değerlerle koruyacağız?

İşte bu nedenle cumhuriyeti korumak, öncelikle eğitimle ve karakter gelişimiyle ilgilidir.

Cumhuriyeti korumak, eleştirmekten vazgeçmek değildir.

Bazen cumhuriyete bağlılığın yalnızca geçmişte yaşananları anmakla, bayrak asmakla veya törenlere katılmakla sınırlı olduğu düşünülebilir. Oysa cumhuriyet bilinci, bunların çok daha ötesindedir.

Cumhuriyeti korumak; hukukun üstünlüğünü savunmak, kamu kaynaklarının doğru kullanılmasını istemek, haksızlık karşısında adaleti aramak ve yönetenlerin hesap verebilir olmasını önemsemektir. Yanlışları dile getirmek, eksikleri eleştirmek ve daha iyisini talep etmek de sorumlu yurttaşlığın bir parçasıdır.

Çünkü cumhuriyet, insanların yönetenleri sorgulamadan kabul ettiği bir düzen değil; vatandaşların haklarını bildiği, kurumların hukukla bağlı olduğu ve yönetimin milletin iradesine dayandığı bir sistemdir.

Bir ülkede insanlar düşüncelerini özgürce ifade edebiliyor, haklarını hukuk yoluyla arayabiliyor ve geleceğe güvenle bakabiliyorsa cumhuriyetin temel değerleri güçlenir. Bu değerler zayıfladığında ise kaybedilen yalnızca siyasi bir hak değil, insanların kendi hayatları üzerindeki söz hakkıdır.

Cumhuriyeti korumak, tam da bu nedenle, özgürlükleri ve demokratik kurumları korumaktır.

En büyük tehlike, değerlerimizi sıradanlaştırmaktır.

İnsan, her gün sahip olduğu şeylerin kıymetini zamanla unutabilir. Özgürce konuşmayı, eğitim almayı, meslek seçmeyi ve geleceği hakkında karar verebilmeyi hayatın doğal akışı sanabilir.

Oysa tarih bize hakların ve özgürlüklerin kendiliğinden var olmadığını gösterir. Onları yaşatmak için bilinç, emek ve sorumluluk gerekir.

Cumhuriyeti korumak, geçmişin kahramanlarını sürekli anmak kadar, onların uğruna mücadele ettiği değerleri bugünün şartlarında yaşatabilmektir. Bilimi önemsemek, aklı ve vicdanı rehber edinmek, liyakati savunmak, ayrımcılığa karşı çıkmak ve çocuklara daha adil bir ülke bırakmak bu sorumluluğun parçalarıdır.

Bir ağacı düşünelim: Kökleri ne kadar güçlü olursa olsun, dalları ve yaprakları beslenmezse zamanla zayıflar. Cumhuriyet de tarihî kökleriyle güç bulur; fakat hukukla, eğitimle, bilimle, özgürlükle ve toplumsal dayanışmayla yaşar.

Köklerimiz geçmişte, sorumluluğumuz bugünde, umutlarımız ise gelecektedir.

Cumhuriyet, gelecek kuşaklara bırakacağımız en değerli emanettir.

Çocuklarımıza yalnızca güzel binalar, gelişmiş şehirler veya güçlü bir ekonomi bırakmak yeterli değildir. Onlara haklarını bildikleri, başkalarının haklarına saygı duydukları, adaletin işlediğine inandıkları ve düşüncelerini özgürce geliştirebildikleri bir ülke bırakmalıyız.

Bir çocuğun, ailesinin imkânları ne olursa olsun yeteneklerini geliştirebileceğine inanması… Bir gencin, başarısını kayırılmaya değil bilgisine ve emeğine borçlu olacağını bilmesi… Bir insanın, kimliği veya düşüncesi nedeniyle dışlanmayacağından emin olması…

İşte cumhuriyetin geleceğe taşınması gereken asıl anlamı budur.

Bu emaneti korumak yalnızca siyasetçilerin, öğretmenlerin, askerlerin ya da devlet görevlilerinin sorumluluğu değildir. Her vatandaş, kendi davranışlarıyla cumhuriyet kültürüne katkıda bulunabilir. Doğru bilgiye ulaşmaya çalışmak, hukuka saygı göstermek, kamu malını korumak, haksızlık karşısında duyarlı olmak ve çocuklara iyi örnek olmak bunun en somut yollarıdır.

Sonuç olarak cumhuriyeti korumak, geçmişe duyduğumuz minnetin ötesinde, geleceğe karşı taşıdığımız sorumluluktur.

29 Ekim 1923’te yakılan bağımsızlık ve egemenlik meşalesi, bugün bizlere bir görev bırakıyor: Bu ülkenin insanlarını daha özgür, daha bilgili, daha adil ve daha umutlu bir geleceğe taşımak.

Atatürk’ün bizlere emanet ettiği cumhuriyeti yaşatmak, onun değerlerini yalnızca sözlerimizde değil, kararlarımızda ve davranışlarımızda da savunmakla mümkündür.

Unutmayalım: Bir ülkenin gerçek gücü, yalnızca sınırlarının büyüklüğünde veya ekonomik zenginliğinde değil; vatandaşlarının özgürlüğünde, adalet duygusunda, eğitiminde ve birbirlerine duydukları güvende saklıdır.

Cumhuriyet, geçmişten aldığımız bir emanet; bugün üstlendiğimiz bir sorumluluk ve yarınlara bırakacağımız en kıymetli umuttur.

Onu korumak, yalnızca bir yönetim biçimini değil, insan onurunu, bağımsızlığı ve birlikte yaşama irademizi korumaktır.

Çünkü cumhuriyet yaşarsa umut yaşar; umut yaşarsa gelecek aydınlanır.

Metin Özdemir

Diğer yazılarımı okudunuz mu?

GELECEĞİN EĞİTİMİ NASIL OLMALIDIR?

 

Yorumlar (2)

  1. Yıldız TEK GAMLI dedi ki:

    cumhuriyetimizin 103.yılı kutlu olsun… nice yüzyıllara güvenle…

  2. Ozan Kasım KOL dedi ki:

    Cumhuriyet kıymetlimizdir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Metin ÖZDEMİR

METİN ÖZDEMİR 1979 yılında Bursa'da doğdum. İstanbul Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi Sınıf Öğretmenliği bölümünden 2002'de mezun oldum.Evli ve bir çocuk babasıyım. Eğitime ve kitaplara olan aşkım hiç bitmeyecek. Elimden geldiğince topluma örnek olmayı amaçlıyorum.