SIRDAŞ
- Yazar: Seda Öztürk
- 28 Ekim 2026
- 11 kez okundu
SIRDAŞ
Çok uzun zamandır görüşmüyorduk. Telefonda adını gördüğümde onunla geçirdiğim son yıllar aklıma düştü. O zamanlar onun yancısıydım. Sırdaşı demek gelmiyor içimden; kelimenin anlamına uygun biri değildim. Çevremde tanıdığım herkese anlatmıştım sırlarını. Neden bilmiyorum; yasak aşklarının, ihanetlerinin yükünü tek başıma taşımak istememiştim sanırım.
Beni görmek istiyordu. Unuttuğumu sandığım bu hikâyeyi yeniden hatırlamak istiyor muydum, bilmiyordum. Çok sürmedi düşünmem.
“Olur,” dedim.
Deniz manzaralı, en sevdiğimiz kafede buluştuk. Benden önce gelmişti. Ön masada oturmuş, yağmuru izliyordu. Yıllarca burada oturup hayatı en dar yerinden çekiştirerek ikimizin de sığabileceği bir hâle getirmeye çalıştığımızı hatırladım. Sonunda ne o benim hayatıma sığabildi ne de ben onunkine. Bir şekilde kopup gitmiştik birbirimizden.
Eski günlerdeki gibi, hiçbir şey söylemeden bir sandalye çekip oturdum yanına.
“Bugün çok yağdı, sırılsıklam oldum. Hemen bir fincan kahve istiyorum.”
“Özlüyorum yağmuru. Böyle günlerde kokusunu depolamaya çalışıyorum,” diye cevap verdi.
Bir süre yan yana oturduk, birbirimize bakmadan. Gözlerini görebilseydim belki başına neler geldiğini anlayabilirdim. Ama yapmadım.
“Hiç değişmemişsin,” dedi, bana doğru bakarak.
Omuz silktim.
“Çok uzun zaman oldu. Sanırım bir sorunun var ki beni aradın.”
Kısa bir sessizlik oldu.
Tekrarladı:
“Hiç değişmemişsin.”
Tırnak etim kanamaya başlamıştı. Eski günleri düşünürken farkında olmadan koparmıştım. Sıkışmış hissettim kendimi, o günlerdeki gibi.
Bir keresinde, eşiyle kavga ettikten sonra gece yarısı beni aramıştı. Saatlerce konuşmuş, ağlamış sonra da hiçbir şey olmamış gibi sevgilisinin yanına gitmişti. Ben o gece sabaha kadar uyuyamamıştım. Ertesi gün aradığında sesindeki hafifliği duyunca kendi kendime kızmıştım. Onun yükünü taşıdığımı sanıyordum meğer neyi sırtlandığımı bilmeden kendi yolumda kayboluyormuşum.
Bana dönüp anlatmaya başladı. Boşanmıştı, anne ve babası vefat etmişti. Onlardan kalanlarla yaşamaya devam ediyordu.
“Oğlan yurt dışında. Onunla tamamen koptuk. Aramalarıma cevap vermiyor artık.”
Kalbimde ince, tiz bir sızı hissettim. Yüzüme hafif bir tebessüm yerleşti. Çok yalnız olmalıydı ki beni aramıştı.
Bende bunca yılda yaşadıklarımı anlattım. Başını salladı.
“Hepsini biliyorum. Sosyal medyandan takip ettim seni. Ne tatlı bir torunun var. Sarı kafa! Allah bağışlasın.”
Çantasından bir paket sigara çıkarıp yaktı.
“Şaşırma, çok değiştim.”
Yine sustuk. Ne kadar süre manzaraya karşı oturduğumuzu bilmiyorum. Üçüncü sigarasını söndürürken hüznünü masanın üzerine balyoz gibi indirdi:
“Ölüyorum. Üç ay önce teşhis kondu. Son evresindeymişim.”
Ne söyleyeceğimi bilemedim. Kelimeler dilimde taş kesilmişti. Ağzımı her açışımda içime geri yuvarlandılar.
Yine sessizlik.
“Eski defterleri mi kapatıyorsun? Neden buradayım?”
“Ben seni hiç kapanacak bir defter olarak görmedim. Senin hikâyen bende hiç bitmedi. Her gün seni düşündüm. Geçen hafta buluşmak için mesaj attım. ‘Olur,’ diye cevap verdin. O günden beri seni bekliyorum.”
Hatırladım. Geçen hafta, yıllardır görüşmediğim birinden gelen mesaja düşünmeden cevap vermiştim. Benim için yalnızca bir buluşma sözüydü. Onun içinse çok daha fazlasıymış.
“Bana yardım edeceksin. Bunu sadece senden isteyebilirim. Daha fazla hastane kokusuna katlanamıyorum. Bu hayattan gitmek, kaderin yazdığı kalemi kırmak istiyorum. Kendi hayatımı kendim sonlandırmak istiyorum.”
Bu bir şaka olmalıydı. Yine hamallığını yapmamı istiyordu. Yine yandaşı, sırrının ortağı olmamı bekliyordu.
Hayır, bunu yapmak istemiyordum. Aynı döngünün içinde, utançla ve onun bana yüklediği duygularla yeniden yaşamak istemiyordum. Bütün bunlardan kaçmak için görüşmeyi kesmiştim zaten. Beni hiç anlamamıştı.
İç sesimi daha fazla orada tutamadım. “Saçmalık!” diyerek ayağa kalktım.
“Lütfen, dur. Otur. Senden istediğim öyle düşündüğün gibi değil. Bu gerçekleşirken orada olmanı istiyorum. Ben her şeyi ayarladım.”
“Ne demek her şeyi ayarladın? Kiralık katil mi tuttun, bakkaldan fare zehri mi aldın?”
Çılgına döndüm. Bu buluşmayı hiç böyle hayal etmemiştim. Beni özlediğini söyleyecekti. Ben biraz trip atıp hesap soracaktım. Sonra öpüşüp ayrılacaktık. Kim bilir, bir daha ne zaman görüşecektik?
“Bazı siteler var, ötanazi ilaçları satıyorlar. Yasal değil tabii. Uzun zamandır uğraşıyorum alabilmek için. Geçen hafta geldi haplarım.”
“İyi, haplar gelene kadar ölmemişsin,” dedim.
Söylediğim sözün ağırlığını hissettim. Yine de özür dilemedim.
“Çok isterdim uğraşmadan gitmeyi ama buradayım işte.”
“Neden ben? Bunca yıl sonra arayabileceğin kimsen olmadı mı? Mesela kardeşin… Hiç sevmezdin onu. Bak, istediğin şeyi o çok iyi yapar.”
“Beni her hâlimle seven, olduğum gibi kabul eden, ölürken gerçek gözyaşı dökecek birini istiyorum yanımda. Seni istiyorum.”
Boğazımdaki kayalar gönlüme inmişti. Bir an nefes alamadım. Yerimden kalkıp sahile yürüdüm. Yüzümü denize döndüm. İyot kokusunu içime çekerken ciğerlerim yandı. Gözyaşlarım yağmurla birleşip çeneme aktı. Göğsümdeki yangın sönmedi, daha da harlandı.
Yanıma geldi, elimi tuttu.
“Sadece bunu istiyorum. O an geldiğinde elimi böyle tutmanı. Başka hiçbir şey beklemiyorum senden.”
“Bu haksızlık! Senden başka hiçbir şey istemiyorum, nasıl dersin ? Bunun yükünü ne yapacağım ben? Sen gittikten sonra bununla yaşamaya nasıl devam edeceğim? Allah’ım, sen hiç değişmemişsin. Hâlâ bencilsin. Unut bunu. Asla böyle bir şey yapmayacağım.”
Oradan koşarak uzaklaştım.
Arabaya bindiğimde ellerimin titremesini durduramıyordum. Nefes almakta güçlük çekiyordum. Arabanın yanında sarı yağmurluğuyla belirince sıçradım. Camı işaret ederek açmamı istedi.
“Hayır!” diye bağırdım, avazım çıktığı kadar.
Arabayı çalıştırdım. Onu yolun ortasında, tek başına bırakıp gazladım.
Bu olaydan iki ay kadar sonraydı. Ortak arkadaşlarımızdan biri aradı.
Ölmüştü.
Nasıl diye sormadım. Cenazeye gitmedim.
En sevdiğimiz kafeye, en sevdiği çiçeklerle gidip oturdum. Hava çok sıcaktı. Tavan pervanesinin sesine odaklandım.
Adını fısıldadım.
İki fincan kahve söyledim ve ağladım.
Seda Öztürk
Dörtİz
Diğer yazılarımı okudunuz mu?

her yükünü bırakan “herşeyimsin” deyip hiç bir zaman yanımda olmayan şahıslara… bayıldım…
Yüreğinize sağlık.