İÇİMİZDEKİ KÖKLER VE MUTLULUĞUN SESSİZ HUZURU

İÇİMİZDEKİ KÖKLER VE MUTLULUĞUN SESSİZ HUZURU

İÇİMİZDEKİ KÖKLER VE MUTLULUĞUN SESSİZ HUZURU

İnsan çoğu zaman mutluluğu, hayatın koşturmacası içinde kaybolmuş ve dışarıda aradıkça uzaklaşan bir şey sanıyor. Bir başarının, bir övgünün, kazanılmış bir zaferin ya da bir başkasının cömertliğinin arkasına gizlendiğini düşünüyoruz. Oysa dış dünyada aradığımız her şey, sadece yüzeyde kopan küçük dalgalanmalardan ibaret. İnsanın kendi özündeki derinlik ise çok daha sakin, çok daha köklü.

Mutluluk, anlık bir neşe patlaması ya da dışarıdan gelecek geçici bir onay değil. İnsanın kendi varlığıyla, kendi iç sesiyle ve değerleriyle kurduğu o sessiz ama sarsılmaz bağ… İnsan kendi ruhunun sınırlarını tanıdıkça, içindeki o duru kaynağı besledikçe ve yaşamı olduğu gibi kucaklayabildikçe dışarıdaki fırtınalardan daha az etkileniyor. Çünkü gerçek huzur, olayların nasıl geliştiğiyle değil; bizim olayların karşısında nasıl durduğumuzla ilgili.

Yaşam dediğimiz yolculuk, aslında insanın kendi içindeki olguyu yavaş yavaş keşfetme süreci. Bir çocuğun masum gülüşüne tanık olurken, bir sayfaya ruhunu dökerek yazarken ya da bir bardak sıcak çayın buğusunda kendi düşüncelerinle baş başa kalırken hissettiğin o ışıltı… Bunların hiçbiri dışarıdan bize eklenen şeyler değil; zaten içimizde var olanın dışa vurumu.

İşte bu yüzden, içindeki o olguya uyanan insan artık mutluluğu aramaz; onu bizzat yaşar ve etrafına yayar. Kendi iç kaynağıyla barışan bir insan için hayat, kovalanması gereken uzak bir hayal olmaktan çıkar. Her anı kendi doğallığı içinde karşılayan, emek veren, üreten, sevgisini büyüten ve tam da olduğu yerden şükranla hayata dokunan derin bir kabullenişe dönüşür.

Nihayetinde mutluluk, gittiğimiz bir yolun sonu değil; o yolda yürürken içimizde taşıdığımız o sarsılmaz ve ebedi ışıktır.

Bazen insan, kendi içindeki köklü huzuru unutup dış dünyanın gürültüsüne kapılabiliyor. Kalabalıkların beklentileri, ertelenmiş hayaller ya da hayatın getirdiği beklenmedik kırılmalar, ruhun sakin merkezini perdeleyebiliyor. Ancak fırtına ne kadar şiddetli olursa olsun, gökyüzünün ardındaki maviliğin hep orada durması gibi, insanın kendi içindeki duru öz de yok olmuyor; sadece yeniden hatırlanmayı ve dinlenmeyi bekliyor.

İşte bu yüzden, içimizdeki olguyla bağ kurmak bir varış noktası değil, her gün yeniden seçtiğimiz bir duruştur. Kendimize çizdiğimiz sağlıklı sınırlar, ruhsal hijyenimize gösterdiğimiz özen ve kendi öz değerimizi bir başkasının ölçüsüne bırakmama kararlılığı… Tüm bunlar, içimizdeki gizli bahçeyi koruyan en zarif çitlerdir. İnsan kendi sınırlarını ve değerini bildiğinde, dışarıdan gelen rüzgârlar onu yıkmak yerine sadece tecrübenin olgunluğuyla esip geçer.

Son tahlilde, yaşamı anlamlı kılan şey ne kadar çok şeye sahip olduğumuz değil, var olanla nasıl bir bağ kurabildiğimizdir. Kalbimizi eğittiğimizde, zihnimizin karmaşasını sadeleştirdiğimizde ve kendi özümüzle barıştığımızda, mutluluğun huzurunu uzak bir ihtimal değil, zaten atıp duran kalbimizin ritminde saklı olduğunu görürüz.

Sevgiyle kalın… 

Bir önceki yazımı okudunuz mu? 

https://fisildayankalemler.org/iki-kalbin-arasinda-denge/

Kitabıma ulaşabilirsiniz: 

https://www.dr.com.tr/kitap/gokbey-goklerde-her-gezegen-ozeldir/cocuk-ve-genclik/okul-cagi-6-10-yas/cocuk-bilim/urunno=0002132007001?srsltid=AU7gw4VgZ2RXkB603Y161TSA-4NiWXTbO3vUpVGFVs8WUhC0uhZ0I9hF

Rümeysa Kaya Odabaş

Yorumlar (1)

  1. Yıldız TEK GAMLI dedi ki:

    mutluluk çok da uzak değil aslında…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Rümeysa KAYA ODABAŞ

14 Mayıs tarihinde dünyaya gelmiştir. İlahiyat mezunudur. Yedi yıl ücretli öğretmenlik yapmıştır. Beden Dili, hitabet, Diksiyon, Aile İçin İletişim, Çocuk Psikolojisi , Öğrenci Koçluğu, Özel Eğitim Öğretmenliği alanında eğitimleri vardır . Çocuk edebiyatına dair mini hikayeler yazmaktadır. GÖKBEY GÖKLERDE-HER GEZEGEN ÖZELDİR kitabının yazarıdır. Evli ve iki çocuk annesidir.