HAYAT VE KADIN

HAYAT VE KADIN

HAYAT VE KADIN

Boşanma gerçekleştiğinde, çoğu insan önce nedenini merak ediyor. Sanki bir evlilik bitmişse, mutlaka anlatılması gereken bir hikâyesi, savunması gereken bir tarafı varmış gibi.

“Neden boşandınız?” diye soruluyor. Cevabı yetmiyor, biraz daha kurcalanıyor:

“Ama sen iyi görünüyorsun.”

“Çocuklar ne olacak?” 

“Tek başına nasıl yaşayacaksın?” 

“Yeniden evlenmeyi düşünür müsün?” 

Birinin hayatı, boşandığı gün bir anda herkesin merak konusu oluveriyor.

Oysa boşanmak çoğu zaman bir imza atıp eve dönmek kadar kolay değil. Yıllarca kurulan düzen değişiyor. Evin sorumluluğu, çocuklar varsa onların yükü, maddi kaygılar, ailelerin tepkisi, çevrenin bakışı derken zaten zor olan bir dönem daha da ağırlaşıyor. Bir de bütün bunların arasında güçlü görünmesi bekleniyor.

En çok da şu yoruyor insanı sanırım: Herkesin bir fikrinin olması.

* Boşandıysa yalnız kalmıştır. 

* Kesin bir hata yapmıştır. 

* Biraz daha sabretseydi evliliği kurtulurdu. 

* Çocukları için devam etmeliydi. Ya da tam tersi, 

“İyi yapmışsın, hayatını yaşa” denilip geçiliyor. 

Kimse o kadının geceleri ne düşündüğünü, neyi göze aldığını, kaç kez vazgeçip kaç kez yeniden ayağa kalktığını bilmiyor!

Bir de işin kimsenin pek konuşmadığı başka bir tarafı var. Boşanma kararıyla birlikte iki tarafın da hayatında değişen şeyler oluyor elbette. Ama özellikle soyadı değişikliği söz konusu olduğunda, kadın için mahkeme kararından sonra da devam eden uzun bir işlem süreci başlıyor.

Erkeğin T.C. kimlik kartı, ehliyeti, kredi kartları ya da araç ruhsatı çoğu durumda aynı bilgilerle devam ederken; kadın soyadı değişikliği nedeniyle kimlik kartından banka kayıtlarına kadar pek çok yerde bilgilerini güncellemek zorunda kalabiliyor. Bankalara bildirim yapmak, kredi ve banka kartlarını yenilemek, ehliyetini değiştirmek, araç ruhsatındaki bilgileri güncellemek, pasaportunu varsa yenilemek, sigorta ve çeşitli kurum kayıtlarını kontrol etmek, aboneliklerde ve sözleşmelerde gerekli değişiklikleri yapmak…

Bir de adres değişmişse işin içine ikametgâh, çocukların adres kayıtları, okul ve diğer resmi kurumlar giriyor. Her birinin ayrı bir işlemi, ayrı bir belgesi, ayrı bir takibi var.

Tek tek bakıldığında “Ne var bunda?” denilecek işler bunlar. Ama zaten hayatının en zor dönemlerinden birini yaşayan biri için her yeni evrak, her yeni işlem, her “Şuraya da gidip bunu değiştirmeniz gerekiyor” cümlesi başka bir yük.

Üstelik bütün bunlar yapılırken hayat da devam ediyor. Çocuk varsa okula götürmek gerekiyor, işe gitmek gerekiyor, eve dönüp yemek yapmak gerekiyor. Bir yandan geçim derdi, bir yandan hukuki meseleler, bir yandan da “Şu belgeyi de değiştirmem gerekiyordu” diye akılda tutulması gereken onlarca ayrıntı…

İşte boşanmanın görünmeyen yükü biraz da burada.

Çünkü mesele sadece eşinden ayrılmak değil. Yıllardır ortaklaşa kullanılan hayatın içinden çıkıp, kendi adına yeni bir düzen kurmak.

Belki de en tuhaf tarafı şu: Bir süre sonra insan kendi hayatına yeniden dönmeye başladığını fark ediyor. Sanki yıllardır kendi kimliğinin yanında başka bir kimlikle, başka bir düzenin içinde yaşamış gibi. Sonra bir gün yeniden kendi adına karar vermeye, kendi adına imza atmaya, kendi hayatının sorumluluğunu taşımaya başlıyor.

Bir başkasının himayesinde değilmiş de, kendi hayatının içinde olduğunu yeniden hatırlıyor.

Sanki başkasının hayatına aitmişsin gibi duran bütün o kayıtların arasından çıkıp, yeniden kendine dönüyorsun.

Kendi adına karar vermek, kendi adına imza atmak, kendi hesabını tutmak… Bir süre sonra bunların sadece resmi işlemler olmadığını fark ediyorsun.

İnsan bazen boşandıktan sonra yeni bir hayat kurmaktan önce, kendi hayatının sahibi olduğunu yeniden hatırlıyor.

Bir de ayrılıktan sonra özgürlüğünün bedelini ödemek zorunda kalıyor sanki. Tek başına bir yere gitse, biriyle arkadaş olsa, gülerken görülse konuşuluyor. Hatta bazen mutsuzluğu bile sorgulanıyor. Sanki artık üzülmeye, özlemeye, korkmaya hakkı yokmuş gibi.

Oysa hem doğru bir karar verdiğine inanıp hem de o kararın acısını yaşayabilir. Hem özgürleşip hem korkabilir. Hem güçlü olup hem yorulabilir. Bunların hiçbiri birbirine engel değil.

Belki de boşanmış birine yapılabilecek en büyük iyilik, hayatını onun yerine yorumlamaya çalışmamak. Ne yaşadığını bilmeden hüküm vermemek. Çocuklarını nasıl büyüteceğini, bundan sonra nasıl yaşayacağını, yeniden sevip sevmeyeceğini sormadan önce biraz susabilmek.

Çünkü bazı kadınlar boşandıktan sonra yeniden hayat kurmuyor; kendilerini de yeniden tanıyor. Kendi parasını kazanmayı, tek başına karar vermeyi, kimseye hesap vermeden bir hayat kurmayı öğreniyor. Bazen çok zorlanıyor, bazen ağlıyor, bazen “Ben bunu nasıl yapacağım?” diye korkuyor ama yine de sabah kalkıp hayatına devam ediyor.

Belki en çok da bunu görmek gerekiyor.

Boşanmış bir kadın eksik değildir. Yarım değildir. Kimsenin eski karısı olarak yaşamaya mahkûm da değildir. O, hayatının bir dönemini geride bırakmış ve önünde ne varsa onunla devam etmeye çalışan bir kadındır.

Bırakalım da biraz kendi hayatını yaşasın.

Her boşanmanın bir sebebi vardır ama her sebep anlatılmak zorunda değildir. Bazı hikâyeler sadece yaşayanın bildiği kadar gerçektir.

Filiz Tezerdi

Diğer yazılarımı okudunuz mu?

BEN DE

Yorumlar (2)

  1. Yıldız TEK GAMLI dedi ki:

    nokta atışı… ruhumu okumuşsunuz…

  2. Ozan Kasım KOL dedi ki:

    Kaleminize yüreğinize sağlık hocam.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Filiz TEZERDİ

Ben Filiz Tezerdi 01.04.1978 İstanbul doğumluyum. İlkokul ve lise yıllarında profesyonel olarak Galatasaray Futbol Klübünde basketbol oynadım. Müzik tutkusu nedeniyle kısa bir dönem radyo DJ liği yaptım. Yazmak konusunda çocukluktan gelen bit alışkanlık var. Yıllarca günlük tuttum bir taşınma sırasında kaybettim sanırım en büyük kaybım. Onları hep bir kitap haline getirmek istemişimdir. Kısa hikaye, öykü ve şiirler yazıyorum.Henüz bir kitabım yok ama bir çok antoloji projelerinde yer aldım. İki çocuk annesiiyim. Özel sektörde satış danışmanı olarak çalışıyorum.