ELMA KOKUSUYLA GELEN ÖLÜM

ELMA KOKUSUYLA GELEN ÖLÜM

 Değerli okurum,
Bu yazımda sana orta çağda yaşamış bilgelerin, kahinlerin ve bilim insanlarının ön gördüğü gibi 20 ve 21. yüzyıllarda insanlığın nasıl kendi kendini yok edeceği konusundan bahsetmek istedim. Bu yok oluş bizim bildiğimiz anlamda yüz yüze bir savaşla gerçekleşmeyecek. İlk kez ikinci dünya savaşının bitiminden hemen sonra ABD’nin Japonlara karşı kullandığı nükleer bir savaştan bahsediyorum. Nükleer silahlanma kitle imhasında kullanmak amaçlı tasarlanmış ve saldırıdan yıllar sonra bile olumsuz etkileri görülen bir yöntem olarak 20. yüzyılda karşımıza çıkmıştır. Bu korkunç silahın etkilerini gören ve dünyada söz sahibi olma hayalleri kuran devletler tarafından üretilmiş ve devamı getirilmiştir. Günümüzde hâlâ bu silahları üreten hatta milli gelirinin çoğunu halkının aç kalması pahasına bu silahlara harcayan birçok ülke vardır. Bu ülkeler için halkının refahından önce silah bakımından güçlü olmak daha önce gelmektedir. Tabii ki topraklarını savunmak dünya dediğimiz bu kurtlar sofrasında çok önemlidir. Fakat nükleer savaş masum insanların da ölmesi ve bir toplumun tamamen haritadan silinmesi anlamını da beraberinde getirir. Şimdi seni bu kalleş silahın kullanıldığı bir yere götürmek istiyorum.
Tarih: 16 Mart 1988 Yer: Kuzey Irak Halepçe.
O sabah Halepçe’yi keskin bir elma kokusu sardı. Henüz yataklarından bile kalkmamış  çocuklar bu kokuyla uyandı. Koku öyle güzeldi ki çocuklar kendilerini tutamayıp evlerinden dışarı fırladılar ve kokunun geldiği yöne doğru koşmaya başladılar. Koşarken akıllarında tek bir şey, kokunun geldiği yerde çok güzel kokulu bir yiyecek dağıtıldığı olmuştu. İran-Irak savaşı devam ederken savaş ortamının yarattığı kıtlıkta bu koku bir mucize olmalıydı. Ancak  çocuklar koşarken birer birer düşmeye başladı. Düşenler yerde bir süre çırpındıktan sonra can veriyordu. Bu elma kokusu düşündükleri gibi yiyecek değil, Saddam Hüseyin’in emriyle Kimyasal Ali lakaplı katilin yaptığı bir kimyasal silahtı. Arkadaşlarının düşüp öldüğünü gören birçok çocuk kokudan kaçmayı denediler ama olmadı. Hepsi bu güzel koku için koştukları o düzlükte can verdi. İlk ölen de çocuklar oldu. Saddam Hüseyin o sabah Halepçe’de yaşayan Kürtleri bu silahla öldürmeleri için askerlerine emir vermişti. O sabah Halepçe’ de beş bin kişi öldü ve yaklaşık on bin kişi yaralandı. Bu korkunç silahın ilerleyen yıllarda vereceği zarar çok daha kötü olacaktı. Sakat doğumlar, artan kanser vakaları ve peşinden gelen zamansız ölümler. Bu katliamı daha iyi kavrayabilmen için istersen daha öncesine bir göz atalım.
1979 yılında Ayetullah Humeyni tarafından yapılan İran devriminin ardından Irak diktatörü Saddam Hüseyin bir haftada alacağını düşündüğü İran’a savaş açmıştı. Bu savaş yaklaşık sekiz yıl sürdü. Savaş sürerken 1986-1988 tarihleri arasında Saddam Hüseyin sadece Irağın kuzeyinde yaşayan Kürtlere karşı bir harekat olan El-Enfal harekatını başlattı. Bu harekat boyunca binlerce Kürt katledildi. Harekatın en son halkası da Halepçe olmuştu. Birleşmiş Milletlerce yapılan araştırmada Halepçe’de kullanılan kimyasalların hardal gazı ve ne olduğu bir türlü çözülemeyen bir sinir gazı olduğu tespit edildi. Saddam Hüseyin’in Halepçe’yi hedef almasının nedenlerinden biri başlattığı El-Enfal harekatına karşı İran’ın başlattığı zafer 7 harekatıydı. Bu harekatta Celal Talabani liderliğindeki Irak Kürdistan yurtseverler birliğine bağlı Peşmergeler de İran ordusuyla işbirliği yaparak Halepçe kasabasına girip isyan başlatmalarıdır. Saddam rejiminde iyice ezilen Kürtlerin başlattığı bu isyanı bastırmak için yapılan Halepçe katliamında yine olan masum sivillere ve çocuklara olmuştur.

Nükleer silahlanmanın yasaklanması, Birleşmiş Milletler ve Dünya Sağlık örgütünün girişimleriyle 7 Temmuz 2017’de kabul edildi. 20 Eylül 2017’de imzalandı ve 22 Ocak 2021’de yürürlüğe girdi. Fakat ortada bir terslik vardı. Yapılan bu anlaşmaya imza atan birçok ülke hâlâ nükleer silah üretimine devam ediyor hatta üretemeyen ülkelere tedarik sağlıyordu. ABD nükleer silah ürettiği gerekçesiyle Irak’ı işgal etmişti. İşgal sonrası yapılan itiraflarda Irak’ta nükleer silah üretildiğine dair bir delil bulunamadığı açıklamaları peş peşe geldi. Nükleer silah şüphesi bile soğuk savaş bitmiş olsa da Rusya’ya karşı elini nükleer silahla güçlendirmeye çalışan ABD’ye yetiyordu. Bir ülkeye demokrasi adı altında vahşet götürmesi için. Bugün İsrail, Gazze savaşında bile fosfor bombaları kullanıyorsa bu nükleer silahlanma yasağının sadece belli ülkelere uygulandığının bir kanıtıdır. Belli başlı ülkeler hariç başka hiçbir ülkede bulunmasını istemediği silahlar, ABD’nin kontrolü dışında Kuzey Kore, Küba gibi ülkeler de var olduğundan bu ülkelere işgal girişiminde bulunamasa da ambargo uygulayarak cezalandırmaktadır. Yazımın başında söylediğim gibi Orta Çağ’da yaşayan bilge ve bilim insanları 20 ve 21. yüzyılların insan türünün kendini yok edeceği dönemler olduğunu öngörmüş olmaları bir tesadüf değildi. O çağlarda insan türünün hırsını, güce bağımlılığını, kibrini ve bitmek bilmeyen aç gözlülüklerini gördükleri için bu öngörüyü dile getirmişlerdir. Tabiat, insan türü yok olursa hiçbir şey kaybetmez ama Einstein küçük bir hayvan olan arılar kaybolursa insanlığın en fazla dört yıl ömrü kalır der. Ekolojik sistemi alt üst eden insan türü kendi sonunu hazırlarken nükleer silahlanmayla bu süreci hızlandırmıştır.
Halepçe örneğinde olduğu gibi kimyasal silahlar belli bir askeri gücü hedef almaz. Atıldığı bölgedeki tüm insan, hayvan ve bitki kısacası tüm ekolojik sistemi yok etmek üzerine tasarlanmıştır. Bunun öncülüğünü de dünyaya demokrasi dersi veren ABD yapmıştır.

 

 

Editör: Nigar KAYA

Baş Editör: Dr. Sibel ÇELİKEL

Etiketler:

#savas

Yorumlar (8)

  1. Yıldız Tek Gamlı
    • 26/01/2024

    Halepçe ... Dün gibi hatırlıyorum o çocukların acı içinde kıvranırken görüntülerini, kahroluşumu, çaresizliğimi, akan gözyaşlarımı... Kaleminize sağlık keşke yaşanmasaydı yazmasaydınız hocam

  2. Serpil
    • 24/01/2024

    Ah ah iyi ki cehennem var

    • 23/01/2024

    Dünyada kendine kendisi kadar zarar veren hiç bir tür yok insan gibi. Elleri ile sonumuzu getiriyoruz insan oğlu olarak. Bir Kızılderili sözü var. "Son orman bittiğinde, son ırmak kuruduğunda paranın yenmediğini göreceğiz. Aklımda kalan şekli ile...sçok beğendim. Kaleminiz susmasın..

  3. Gül Genç
    • 23/01/2024

    Halepçe, bir dönemin izi gibi akıllarda.. insanlık nereye gidiyor dedirtiyor bu olanlar. Yazdıkların ile bilmeyenlere de ışık olduğun için teşekkürler Zafer.

  4. Hasan SUNGURALP
    • 23/01/2024

    Merhaba Acı gerçekleri tespit edip tekrar hatırlatan yazınızı gözlerim dolarak, yüreğim sızlayarak, kahrolası zalimlere hakettiklerinin bir an önce verilebilmesi dilekleriyle okudum. Savaş sırasında Irak'ta bulunmuş halkın sefil halini bire bir görmüş biri olarak o günlere gittim. Kaleminiz kavi olsun.

    • 23/01/2024

    Değerli hocam okurken o günlere giitim o günlerde ilkokul 2.sinif öğrenciydim öğretmenimiz anlatırdı ama şimdi okuyunca daha iyi anladım kaleminize sağlık keyifle okudum. 👏👏👏👏👏

    • 23/01/2024

    ükelerin acı gerçeklerin gerçekten çok güzel dile getirmişsiniz ve şimdi de galiba yapay zeka mı var sırada? Bizler haklisiniz kendimiz hazırlıyoruz sonumuzu .

    • 23/01/2024

    ükelerin acı gerçeklerin gerçekten çok güzel dile getirmişsiniz ve şimdi de galiba yapay zeka mı var sırada? Bizler halisiniz kendimiz hazırlıyoruz sonumuzu

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Zafer DEĞİRMENCİ

30.08.1979 yılında Erzurum’da doğdum. Babamın memur olması nedeniyle 1983 de Kayseri’ye göç ettik. İlk, orta ve lise öğrenimimi Kayseri’de tamamladım. İş hayatına atılıp sonrasında askerlik görevimi tamamladıktan sonra yine değişik işlerde çalıştım. En son 2013 de bir iş için geldiğim Diyarbakır da eşimle tanıştım ve evlenip buraya yerleştim. Roman yazma isteği çocukluğumda babamın o eski daktilosunda yazmaya çalıştığı fakat bir türlü bitiremediği roman denemelerinden gelmekte olup, eşimin desteğiyle ortaya çıktı. Yayımlanan Ağaç dalından kuşlar, Simon, Ölüm var! Hasan ve Çoban isminde dört romanım var.