ÇAY VAR MI ÇAY?

ÇAY VAR MI ÇAY?

ÇAY VAR MI ÇAY?

Zamanı durdurmak dediğimiz an, nedense zihnime ilk düşen şey olur o ince belli bardakta salınan ve dudaklarla buluşan çay.

İnsan ve hal ayrımı yapmaz, gelir konar hanelere ya da bulunduğun yer her nerde ise.

Hüzne tanıklık eder sevince de. Kayıpların yaşandığı, cenazelerin çıktığı hanelerde bile yarenlik eder acısı olan kişinin yüreğine.

Geçenlerde sabah uyanır uyanmaz sokağa attım kendimi. Fırından çıkmış sıcak sıcak simit kahvaltı soframızı bugün süslesin istedim. Hava da öylesine sıcak, öylesine bahar kokuyor, kuş cıvıltıları her yerde. Adımlarımı yola teslim ederken açık pencerelerden duyulan kaşık sesleri gülümsetti beni.

“Yaşamın var olduğu” nasıl da belli ediyor kendini. Çay karıştırma sesi oldum olası gülümsetir beni. Bir yerlerde kahvaltı hazırlığının var oluşu, ocakta dumanı tüten çayın eve yayılan mis kokusu, insanların bir araya gelişi ya da yalnızlığının yelkeninde savrulduğun o bitimsiz anlar yaşıyorum olgusunu bir kez daha hatırlatır sana.

İki lafın belini kırmak en çokta çaya yakışır mesela. Köşelere çarparcasına dönen sohbetler ile kaç bardak çayı yuvarladığını anlamazsın, hissetmezsin bile.

O ince bele sarmaladığın parmaklar bardağı sıkı sıkı kavradığında, her şey çözülecekmiş gibi gelir insanoğluna.

Nice üzüntünün arasından geçerken, nice vedalarla yüzleşirken, kocaman bir kahkahanın ucundan yakalarken o her zaman seninle olur, eşlikçidir, iyi bir yarendir.

Varla yok arasında ki gel gitlerde belki de tüm görünürlüğünü ve var olmanın en güzel yanını bize o hissettirir.

Çay kaşığının daire şeklinde yuvarlanışını ve çın çın sesini bir başka sevsem de, çayı şekersiz içenlerdenim o kekremsi tadını iyice hissedeyim diye.

Eskiler çay sohbetlerinde bir bardak daha içmek istemediklerinde, çay kaşığını bardağın üzerine koyarak tabağı parmak ucuyla ileri ittirirlerdi. “Ziyade olsun” diye de eklerlerdi.

Gel de şimdi gülümseme, bu naiflik kokan zarafeti yok saymayı dene!

Seviyorum çayı, çayın iyi günde ve kötü günde kalbime yoldaşlığını.

Peki ya siz?

Tam da şimdi bir bardak çay daha içmek ister misiniz?

 

Ebru Zeynep Dişiaçık

Diğer yazılarımı okudunuz mu?

UÇUŞAN

Yorumlar (2)

  1. Yıldız TEK GAMLI dedi ki:

    milli içeceğimiz çay ve ayran… kahvaltı, muhabbet çaysız, köfte, kebap ayransız olmaz…

  2. Ozan Kasım KOL dedi ki:

    Çayımız var hocam buyurun misafirim olun. Yüreğinize kaleminize sağlık.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Ebru Zeynep DİŞİAÇIK

1976 Istanbul Üsküdar doğumluyum. Ilk orta ve lise edebiyat bölümü tahsilimden sonra Anadolu Üniversitesi Açıköğretim fakültesi Halkla ilişkiler bölümünü bitirdim. Cocuklugumdan beri yazıya merakım varsa da 2015 yılında edebiyat öykü yarışmalarına katılmamla birlikte daha da perçinlendi. Arka arkaya almış olduğum dereceler ce başarılar sonrası hayalini kurduğum ilk kitabım çıktı. Kitaplarım sırasıyla Bir iki üç tıp, Kadife, Babamın Ayakkabıları, Aç Kapıyı ve Sırrı Dökülmüş Aynalardır. Çeşitli edebiyat dergilerinde öykülerim ve denemelerim yayınlanmış olup, hali hazırda çıkmaya hazırlanan öykü dosyam bir kenarda demlenmeyi beklemektedir. Aynı zamanda Türkiye Yazarlar Sendikası üyesiyim. Kelimeler ve cümlelerin dünyasında gezinip okuyucunun hislerine tercüman olabilmek yazı serüvenimde en büyük amacım. Yazının iyileştirici gücüne inanıp yazmaya ve üretmeye devam etmek istiyorum. İstanbul'da yaşamaktayım ve iki çocuk annesiyim.