Sessiz Çocuk
- Yazar: Soner IRMAK
- 27 Temmuz 2026
- 13 kez okundu
SESSİZ ÇOCUK
Sonbaharın gelmesiyle birlikte okulların açılacağı ay da gelmişti. Tüm çocuklar heyecanlıydı; tıpkı bizim kahramanımız Adem gibi…
Adem, yaşıtlarına göre biraz kısa boylu, girdiği ortama hemen alışamayan, yabancılarla kolay kolay konuşamayan, kendi hâlinde bir çocuktu. İlköğretimini yüksek bir puanla tamamlamış, çalışkan ve örnek gösterilen bir öğrenciydi. Boş vakitlerinde kitap okur, geç saatlere kadar ders çalışırdı. En büyük hayali ileride savcı olmaktı. Bu yüzden derslerini hiçbir zaman ihmal etmezdi.
Annesi ve babası onu çok sever, akrabaları da başarısıyla gurur duyardı. Okulun ilk sabahı annesi seslendi:
“Adem, oğlum… Hadi kahvaltıya!”
Adem annesinin sesiyle uyandı. Hemen üstünü değiştirdi, elini yüzünü yıkadı. Mutfağa doğru yürürken yeni pişen poğaçaların mis gibi kokusu burnuna geldi. Aç olduğunu o an fark etti.
“Günaydın anne.”
“Günaydın paşam.”
“Bugün ilk günün. Heyecanlı mısın?”
“Biraz heyecanlıyım anne. Yeni okul, yeni öğretmenler, yeni arkadaşlar…”
“Eminim seni çok sevecekler. Babanla bu okulu uzun süre araştırdık.”
Adem babasını masada göremeyince sordu:
“Babam nerede?”
“Bahçede oğlum, birazdan gelir.”
Birkaç dakika sonra babası da içeri girdi. Hep birlikte kahvaltı yaptılar. Ardından okul servisi geldi. Serviste güler yüzlü bir kadın şoför vardı. Adem en arka koltuğa oturdu ve servis yavaşça okulun yolunu tuttu.
İlk gün tanışmalarla geçti. Öğretmenler öğrencileri birbirleriyle kaynaştırmaya çalıştı. Ders işlenmedi. Gün herkes için oldukça sakindi. Akşam eve döndüğünde Adem’in aklına güzel bir fikir geldi.
Lise hayatının her gününü bir günlükte yazacaktı. Bir gün savcı olduğunda o defteri açıp bugünlerini okuyacak, yaşadığı hiçbir anıyı unutmayacaktı. Annesi o akşam yine en sevdiği yemekleri hazırlamıştı. Yemekten sonra biraz sohbet ettiler.
“Anne, ben odama geçip biraz ders çalışacağım.”
“Tabii oğlum, kolay gelsin.”
Adem odasına geçti. Masasına oturdu, yeni aldığı lacivert kapaklı defteri açtı ve ilk satırı yazdı:
“Bugün lisedeki ilk günümdü. Her şey güzel başladı. Umarım böyle devam eder.”
Defteri kapatırken yüzünde küçük bir tebessüm vardı. Fakat bilmediği bir şey vardı. Bu okulda herkes onun kadar iyi niyetli değildi.
Aradan iki hafta geçti. Adem sınıfta sessizliğiyle tanınmaya başlamıştı. Teneffüslerde ya kitap okuyor ya da okul bahçesinde tek başına dolaşıyordu. Bir gün sınıfın en popüler öğrencilerinden üç kişi onu fark etti:
“Şuna bak, yine tek başına.”
“Hiç konuşmuyor. Acaba dili mi tutuldu?”
“Boyuna bak, ilkokul öğrencisi gibi.”
Üçü de kahkaha attı. Adem hiçbir şey söylemedi. Sadece başını eğdi. Ertesi gün lakap takmaya başladılar:
“Kısa Adem.”
“Cüce savcı geliyor, yol verin.”
Sınıfın bazı öğrencileri bu sözlere gülerken, bazıları sessiz kalmayı tercih etti. Adem ise her gün eve gidince günlüğüne yaşadıklarını yazıyordu:
“Bugün yine benimle dalga geçtiler. Cevap vermedim. Belki bir gün vazgeçerler.”
Ama vazgeçmediler… Tam tersine, sessiz kaldıkça daha da üzerine gitmeye başladılar. Bir gün çantasını sakladılar. Başka bir gün kitabının sayfalarını yırttılar. Koridorda yürürken omzuna çarpıp hiçbir şey olmamış gibi uzaklaştılar. Adem artık okuldan eskisi kadar mutlu dönmüyordu. Odasına kapanıyor, kimseye bir şey anlatmıyor, sadece günlüğüne yazıyordu. Bir akşam defterine şu cümleyi ekledi:
“İnsan bazen tek bir kötü sözün bile kalbini ne kadar incitebildiğini kimseye anlatamıyor. Belki de en büyük yaralar görünmeyen yaralardır.”
İşte o gün, Adem’in hayatını değiştirecek olayların ilk adımı atılmış oldu…
Ertesi gün Adem yine okul servisine bindi. Her zamanki gibi en arka koltuğa oturdu ve çantasından kitabını çıkarıp okumaya başladı. Kitap okumak, onun için günün en huzurlu anlarından biriydi.
Bunu gören bazı öğrenciler yine Adem’le alay etmeye başladılar:
“Bakın, profesör yine kitabını açtı.”
“Biraz da insanlarla konuşsana!”
“Koca okulda senden sıkıcı biri yok.”
Serviste kahkahalar yükselirken Adem hiçbirine cevap vermedi. Dışarıdan sessiz görünüyordu ama söylenen her söz kalbinde derin bir iz bırakıyordu. Yaşananları servis şoförü Melek Hanım fark etti. Dikiz aynasından çocuklara bakarak sert bir ses tonuyla konuştu.
“Çocuklar, yaptığınız hiç hoş değil. Arkadaşınızla dalga geçmeyin. Hepiniz aynı okula gidiyorsunuz.”
Ancak öğrencilerden biri alaycı bir tavırla karşılık verdi.
“Sen işine bak. Hem bu erkek işi. Senin burada ne işin var?”
Melek Hanım bir an sustu. Tartışmanın büyümesini istemediği için cevap vermedi ve servisi güvenli bir şekilde okul bahçesine kadar getirdi. Öğrenciler indikten sonra bahçede dolaşan psikolojik danışman Elif Öğretmen’i gördü.
“Hocam, bir bakabilir misiniz?” diye seslendi.
Elif Öğretmen sesin geldiği tarafa dönerek gülümsedi.
“Tabii, buyurun.”
“Merhaba hocam. Ben Melek, okul servis şoförüyüm.”
“Memnun oldum. Ben de Elif.”
İki kadın tokalaştı.
“Sizinle önemli bir konu hakkında konuşmak istiyorum.”
“Elbette, sizi dinliyorum.”
“Konu Adem hakkında. Okulun açıldığı ilk günden beri onun servisini ben yapıyorum. İlk başlarda arkadaşlarının onunla şakalaştığını düşündüm. Çocuklar arasında olur diye fazla önemsemedim. Ama gün geçtikçe bunun şaka olmadığını fark ettim.”
Elif Öğretmen dikkatle dinliyordu.
“Bugün iş daha da ileri gitti. Adem’e fiziksel şiddet uyguladılar, onu aşağılayıp küçük düşürdüler. Ben müdahale ettim ama bana bile saygısızca cevap verdiler.”
Elif Öğretmen’in yüzündeki ifade ciddileşti.
“Bunu benimle paylaştığınız için çok teşekkür ederim Melek Hanım. Bu gerçekten önemli bir konu.”
Melek Hanım başını salladı.
“Rica ederim hocam. Bir şey daha söylemek istiyorum.”
“Buyurun.”
“Adem çok saygılı, çok zeki ve çok iyi bir çocuk. Yaşananların hiçbirinde onun suçu yok. O sadece arkadaşlarının zorbalığına maruz kalıyor. Lütfen ona sahip çıkın.”
Elif Öğretmen kararlı bir ses tonuyla cevap verdi.
“Merak etmeyin. Bu konuyla hemen ilgileneceğim.”
“İyi dersler hocam.”
“Teşekkür ederim. Size de iyi çalışmalar.”
İki kadın birbirlerine gülümseyerek ayrıldılar.
Elif Öğretmen vakit kaybetmeden odasına geçti. Okulun rehberlik sisteminden Adem’in bilgilerine baktı ve sınıf öğretmenine haber göndererek teneffüste Adem’in odasına gelmesini istedi.
Adem, neden çağrıldığını bilmeden rehberlik odasının kapısını çaldı…
Devam edecek…
Soner IRMAK
Diğer yazılarımı okudunuz mu?

önemli bir konuya harika bir başlangıç… devamını bekliyorum…
Tabiki hocam devamını yazacam hiç vakit kaybetmeden hemde