Lanetli Bedenler 4.Bölüm

Lanetli Bedenler 4.Bölüm

LANETLİ BEDENLER

BÖLÜM 4

      “Eğer o lanet kadın işin içinde olmasa idi, çoktan oradan ayrılmış olurdum!” kendi kendine söylenerek ormanın derinliklerine doğru hızla ilerleyen Burak, havayı ara ara koklayıp onlardan ne kadar uzaklaştığını hesaplamaya çalışıyordu.

      Dolunay tepede kanlı bir şekilde parıldamaya devam ederken, içindeki canavar çıkmak için çırpınıp duruyordu. “Tanrım! Şimdi olmaz! Burada olmamalı!” diye dişlerini sıkarak acı içinde yakınan Burak, içindeki canavarı serbest bırakmamak için amansız bir mücadele veriyordu.

      Ne kadar çabalasa da bu savaşın sonunda hep canavar kazanırdı! “Burada olmamalı! Onlara bu kadar yakınken değil..!” Sonunda üzerindeki ağırlıkları fırlattı ve olabildiğince hızlı bir şekilde koşmaya başladı.

      Ne kadar hızlı koşarsa o kadar uzaklaşabilecekti lâkin, içindeki hayvan daha fazla duramıyordu. Vücudu ansızın parçalanmaya başladı. Elbiseleri birer birer yırtılıyor, etleri parçalanıp, bedeni irileşiyordu. Dehşet bir görüntü idi. Acı ise, katlanılmazdı!

      Sonunda bedeni kıllarla kaplanmış, kocaman bir yaratığa dönüşmüştü. Dört ayak üzerinde durdu, bedenini esneterek tıpkı bir köpek gibi dolunayın altında, parıldayan simsiyah kürkünü titretti. Ardından uzun burnunu göğe doğru kaldırdı ve dağları inletecek kadar yüksek seste uludu.

      Bu sırada her şeyden habersiz olan kamptakiler ateşin etrafına kurdukları çadırlarında mışıl mışıl uyumakta idi. Dolunayın kanlı görüntüsü Buse’nin bütün dikkatini çekerken, bir yandan da fazlasıyla ürkütüyordu. Kalın bir meyve ağacının gövdesine yaslanmış olan Buse, elindeki kitabına odaklanmaya çalışıyor, dolunayın o muazzam görüntüsüne kapılmamaya çalışıyordu.

     Kitabı okurken aklı her bir kelime de ya da önemli bir sahneye denk geldiğinde Burak ile ilgili düşüncelere kayıp gidiyordu. Bu durum onu fazlasıyla kızdırıyordu. ‘Neden onu düşünüp duruyorum ki? Çok umurumda olan birisiymiş gibi aklım sürekli ona kaymak zorunda mı?’ diye kendi kendine kızıp durdu.

     “Burada tek başına ne yapıyorsun güzelim?” aniden yanı başında beliren Cüneyt’in sesiyle ürken Buse, kafasını kitaptan kaldırıp tepesinde dikilmiş, ona sırıtarak bakan adam ile yüz yüze geldi. Şu anda bu çakal adam ile uğraşmayı hiç istemese de mecbur olduğunu düşündü. Çünkü buradan dönüşte onun arabasına binmek zorunda kalabileceğinin farkındaydı.

      ‘Lanet olsun sana Burak! Umarım bu gece bir çukura düşersin!’ diye içinden ona lanet okudu. Ardından da Cüneyt’e gülümsemeye çalışarak “Kitap okuyorum Cüneyt!” diyerek elindeki kitabı işaret etti.

      “Sanki sonunda yazar olacaksın Buse! Neden bu kadar çok kitap okumak istediğini bir türlü anlamış değilim! Bana göre boş işler bunlar.” diye Buse’nin yanına oturdu ve okuduğu kitabın kapağını inceledi.

      “Belki kitap okumak sana boş iş gelebilir ama bana göre ufkumu genişleten ve gidemediğim yerleri hayalimde görmemi sağlayan bir araç!” diye konuşmaya son noktayı koyduğunu düşündü.

      Cüneyt ise sanki lafı üzerine alınmamış gibi sırıtmaya ve Buse’ye biraz daha yaklaşmaya devam etti. ‘Normalde Cüneyt denen bu adam lise zamanı bana dönüp bakmazdı bile. Hatta benimle dalga geçenlerin en başında yer alırdı. Şimdi nasıl oldu da yanaşıyor?’ diye düşündü Buse.

      Biraz daha yaklaştığında el kol hareketleri dikkatini ekti. O an onun bu hareketlerinin sapkınlık belirtisi olduğunu fark etti. Cüneyt’in ilgisini çekecek kadar güzel ya da seksi olmadığını bilecek kadar aklı başında bir kız idi.

      ‘Anlaşılan başkaları tarafından büyük bir kayıp yaşıyor. Yoksa gelip de bana sataşacak biri değil. Bu işlerden çok sıkılan Buse, kitabını kapatıp ayağa kalktı ve “Çok uykum var bu yüzden sana iyi geceler Cüneyt!” diye çadırına doğru ilerledi.

      O sırada ihtiyaç molası için çadırdan çıkan arkadaşı İlayda, Cüneyt’in o bilindik hareketlerini fark edip Buse’ye yaklaştı. “Neyin var senin kuzum? Bugün çok durgunsun?” diye soruları arka arkaya sıralarken Buse araya girerek, “Sadece çok yorgunum İlayda, lütfen Cüneyt’in yanıma gelmesine izin verme olur mu?” dedi ve zor da olsa arkadaşına gülümsemeyi başardı.

      En yakın arkadaşını daha önce hiç bu halde görmemiş olan İlayda, onun ne demek istediğini o dakika anlamıştı. ‘Belli ki Cüneyt sınırı yine aşmaya çalışmış!’ diye düşündü. “Sen merak etme canım. Bir metre bile yaklaşmasına izin vermem!” sırtını sıvazlarken “Eğer bir derdin olursa en yakınında olanın ben olduğumu unutma olur mu?” diye sözlerini bitirdi.

      “Unutur muyum hiç? Sen merak etme canım,” deyip arkadaşına sarıldı. Bir an önce çadıra girip, üzerini değiştirip uyumak istiyordu.

      O anda uzaklardan güçlü bir uluma sesi kamp alanında yankılandı. O kadar güçlüydü ki, iki  kızın da tüylerinin aniden diken diken olmasına neden olmuştu. “Yok artık!” diyen İlayda, korkudan kocaman açılmış gözleriyle Buse’ye yapıştı.

      Aniden kurdun buraya gelme olasılığını düşünen Buse, “Herhalde buralara gelmez! Ateşin olduğu yere yaklaşmazlar. Gerçi, o kurt ile baş edebilecek çok sayıda insan varken, buraya gelmeye teşebbüs etmeyecek kadar akıllıdır diye ümit ediyorum.” Yüksek sesle söylense de, daha çok İlayda’yı rahatlatmaya çalışıyor gibiydi.

       “Diğerlerini uyandırıp buradan bir an önce gitsek daha iyi olur. Bu kurtlar tehlikelidir Buse!” diyerek korkudan hıçkırmaya başlayan İlayda, Buse’ye biraz daha sokuldu ve etrafa dikkatli bir şekilde bakmaya başladı.

      “Bence bir an önce çadırlara girip kendimizi koruma altına alalım, tamam mı? Ne de olsa ateşimiz hâlâ yanmaya devam ediyor. Hem rüzgar da yok, böylece bu ateş sönmez.” diyerek İlayda’yı çadırına doğru götürdü. Ardından kendisi de çadırına girip, kırmızı renkli tek kişilik uyku tulumunun içine saklandı.

      Saatler gece yarısını gösterirken kamptaki herkes derin bir uykuya dalmıştı. Etraf sessizliğe bürünmüş haldeyken ormanın derinliklerinden onlara doğru yaklaşmakta olan tehlikenin farkında değillerdi. Ormandaki gece yaşayan bütün canlılar susmuş, yaklaşmakta olan ölümün dehşetiyle âdeta saklanmışlardı.

      Buse ise gördüğü huzur dolu rüyanın etkisiyle yüzünde kocaman bir gülümseme oluşmuş, kendi kendine mırıldanıyordu. Çadırının etrafında dolanmakta olan kocaman bir siluetin varlığından habersiz huzur içerisindeydi.

      Çadırların etrafında dolanıp havayı koklayan iri siluetin çalılara basarak çıkardığı sesler yüzünden ilk uyanan Cüneyt oldu. “Kim var orada?” Yattığı yerde doğrulan genç adam, gözlerini ovalayarak kendine gelmeye çalıştı. Buse ile ilgili gördüğü aşk dolu muhteşem bir rüyadan uyandırıldığı için sinirlenmiş ve uyandıranı nasıl döveceğine dair hayaller kurmaya başlamıştı bile.

      Çadırın hemen dışından yükselen güçlü bir hırlama sesi Cüneyt’in uykusunu tamamen açmış ve korkudan olduğu yere sinmesine neden olmuştu. Bu sesin nereden geldiğini hemen anlayan Cüneyt “Lanet olsun! Çadırımın önünde resmen bir kurt var!” diye sessizce ve kıpırdamadan olduğu yerde durmaya çalıştı. Korku, bütün bedenini esir almış, kalbi âdeta bir çitanın hızına sahipmiş gibi hızlı atıyor, yerinden çıkmaya çalışıyordu.

      Bu sırada çadırın önündeki ufak silüet yavaşça yaklaşmaya başladı. O yaklaştıkça, siyah bir gölge büyüyerek çadırı kaplamıştı. Korkuyla baş etmeye çalışan Cüneyt, görüntü karşısında daha fazla kendini tutamadı ve avazı çıktığı kadar bağırıp, kurdun etrafta olduğunu haber vermeye çalıştı.

      Sesi duyan diğer arkadaşları uyanmış, kendilerine gelmeye çalışırken bir yandan da çadırın parçalanma sesini ve hırlayan bir yaratığın sesiyle, Cüneyt’in çığlıklarının birbirine karıştığı sesleri işittiler.

      Her şeyden habersiz bir şekilde uyuyan Buse ise, arkadaşlarının acı içinde çıkan bağırışları ile uyandı. “Dışarıda neler oluyor Allah aşkına!” diye söylenen Buse, yavaşça yerinde doğrulur. Tam bu sırada çadırına sıçrayan kanı gören Buse, son anda çığlığını bastırmayı başardı.

     Dışarıdan gelen sesler Buse’yi çok fazla korkutmuştu. ‘Yoksa o kurtlar gerçekten kampa mı saldırdı? Ama… bu mümkün değil ki? Ateşe yaklaşmazlardı bunlar!’ kendi kendine içinden resmen çığlıklar atıyordu. İnsanların acı içerisindeki haykırışlarını dinlerken, dışarıda gerçekleşmekte olan dehşeti gözünde canlandırmamaya çalıştı.

      Çadırın içini araştırarak saklanacak yer aramaya çalışır. Lâkin toprağı kazarak içine girmesinin imkânı olamayacağını fark edip bundan vazgeçti. “Ne yapacağım ben şimdi?” diye düşünüp yere çöker. Dışarıdaki şey her neyse insanları parçalıyordu ve Buse burada kalmasının ne kadar tehlikeli olduğunu çok iyi biliyordu. “Keşke annemle gitmeden önce barışmış olsaydım. Allah’ım, lütfen burada ölmeme izin verme!” Sessizce ve hıçkırarak ağlamaya devam ederken, dışarıdaki o korkunç çığlıklar ve parçalanma sesleri kesilmiş, ardında uğursuz bir sessizlik bırakmıştı.

      Bir an için kendini kan ve vahşet içeren korku filminin içinde gibi hisseden Buse, buradan nasıl kurtulması gerektiğini düşündü. Dışarıda yükselen hırlama sesleri yüzünden tüyleri korkudan ürperirken, “Gece uluyan kurt bu olsa gerek! Neden aptal gibi buraya gelemeyeceğini düşündüm ki!” kendi kendini azarlarken bir yandan da ölen arkadaşlarını düşündü. ‘Acaba kaç kişi hayatta kalmayı başarabildi?’ sessizce çadırın arka ucuna kadar emekleyerek ilerledi. Ardından derin bir nefes alıp sakinleşmeye çalıştı. Dışarıya bakmak için hafifçe çadırı alttan kaldırdı.

     ‘Aman Allah’ım! Bu gördüklerim gerçek mi yoksa bir kâbus mu?’ Gördüğü manzaraya inanmak istemeyen Buse, içinden gelen çığlığı bastırmak için avuç içleriyle ağzını sımsıkı kapatıp, nefesini tuttu. Manzara karşısında midesi kalkmıştı. Koku ise o kadar yoğundu ki, öğürmemek için kendini zor tutuyordu.

      Her yer kan ve insan uzuvları ile kaplı idi!

      Küçük alan âdeta savaş bölgesine dönmüştü..!

      Buse’nin gözlerinde kamp alanı, arkadaşlarının parçalanmış bedenleriyle dolu idi. İçinde oluşan mide bulantısı ve kusma isteğiyle boğuşurken, bir yandan da o canavara yakalanmadan nasıl kaçabileceğini düşünüp plan yapmaya çalıştı.

       Tam çıkmak için hamle yapacağı sırada başka bir kızın çığlığı yakınlarında yankılandı!

       Bu çığlığın sahibi en yakın arkadaşı İlayda’dan başkasının olamayacağını düşünen Buse, “Kesin onu da öldürecek! Ne yapmalıyım Allah’ım? Ne olur bana bir yol göster!” diye ağlayarak Allah’a yalvarmaya başladı. Ölüm korkusu bütün bedenini sarmış, tir tir titremesine neden olmuştu.

      Aniden İlayda’nın kanlar içerisindeki görüntüsü parçalanmış çadırların ve dağılmış eşyaların arasından Buse’nin görüş alanına girmişti. Koyu kahve tonlarındaki saçları ve yüzünün bir kısmı kan ile kaplanmış, âdeta kıpkırmızı bir renk haline gelmişti. Elbisesi ise, aldığı pençe darbelerinin etkisiyle yer yer yırtılmış, kesilen yerlerinden kanlar süzülmekte idi.

      O anda ölümün hemen yanı başında olduğunu anladı Buse:

      Ya kaçacaktı ya da arkadaşıyla birlikte o canavarla savaşıp, kahramanca ölümü kucaklayacaktı!

      “İmdat!” İlayda’nın acı dolu yakarışları kulaklarına doldu. Sanki kendisine sesleniyormuş gibi yüreğini acı bir his kapladı. Peki, nasıl yardım edecekti ona? Ne yapabilirdi? O yaratığı öldürmenin yolunu bile bilmiyordu ki?

      ‘Sana yardım edemem İlayda!’ Kendi kendine sessizce mırıldanırken, gözyaşları arkadaşının yakarışları karşısında yanaklarından sicim gibi akıyordu. Hissettiği acı o kadar dayanılmazdı ki, içinden devamlı zamanın durmasını ve yaratığı öldürecek güce sahip olmayı dileyip duruyordu. Böylece; hem arkadaşlarının intikamını alacak hem de İlayda’yı kurtaracaktı.

       Bir taş ile iki kuş misâli…

      Ansızın kocaman ve siyah tüylerle kaplı bir beden, Buse’nin bulunduğu çadırın hemen önüne atladı. Karşılarında beliren bu korkunç yaratık, hem Buse’yi hem de İlayda’yı korkutmaya yetmişti.

      Ne yapacağını şaşıran Buse, öylece donup kalmıştı. En yakın arkadaşının sonu birazdan gözlerinin önünde gerçekleşecekti. Eliyle ağzını kapayıp çığlığını yutmaya çalıştı. Canavarın devasa boyuttaki cüssesine şaşkın gözlerle bakan Buse, onun gerçekten çok korkutucu olduğunu düşündü. ‘Bu ölümün ta kendisi olmalı!’ diye içinden korkuyla mırıldandı. Eğer bu canavarın dikkatini başka yöne çekmeyi başaramazsa İlayda’nın sonu çok yakın demekti.

      İlayda ise karşısındaki canavar bedenindeki ölüme bakarken, sanki kendi yansımasını görmüş gibi yalvarıp ağlıyor, sanki canavar onu anlayacakmış gibi onunla konuşmaya çalışıyordu.

      Devasa yaratık yavaş adımlarla İlayda’ya doğru yaklaştı. Korkuyla olduğu yerde kendini korumaya çalışan genç kız, kendisine yaklaşan ölüme bakarak Allah’a dua etmeye başladı. Günahlarını affetmesi için yalvarıyordu. Bir taraftan ağlıyor bir taraftan da avuçlarını açarak dualar ediyordu. Bu görüntü karşısında nefesi kesilen Buse ise, arkadaşını kurtarmak için yapabileceği bir şeyler olabileceğini düşündü.

      O an kafası çalışmayı durdurmuş gibiydi. Resmen elinden hiçbir şey gelmiyordu! Sanki eli ayağı bağlanmış gibi öylece saklandığı yerde olacakları izliyordu.

      Ve her şey bir anda oldu..!

      Canavar ani bir pençe hareketiyle İlayda’yı ikiye böldü! Sanki ‘Yemek için saldırmaya bile değmezsin!’ dercesine kızı pençesinin tek bir darbesiyle bölmüştü! Kanlar her yana saçılırken Buse dehşet ile açılmış kocaman gözleriyle her saniyesini izliyordu.

      ‘Tıpkı korku filmi setinde gibi ama her şey gerçek!’ diye düşündü buz tutmuş bedenini kıpırdatmadan öylece arkadaşının son nefesini verişini izledi.

      Şimdi ne yapacaktı peki?

     Ölümün onu bulmasına izin mi verecekti yoksa kaçıp kurtulmanın bir yolunu mu arayacaktı?

Devamı gelecek!…

Tuğçe Hale Özmen

Serinin diğer bölümlerini okudunuz mu?

 

Lanetli Bedenler 3.Bölüm

 

Yorumlar (1)

  1. Yıldız TEK GAMLI dedi ki:

    seri heyecanla devam ediyor… tebrikler…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Tuğçe Hale Özmen

Tuğçe Hale Özmen, 15 Aralık 1986 İstanbul doğumludur. İlk hikayesini Orta okul da kaleme almıştır. Lise yıllarında ilk fantastik eseri Tılsım için yazım hayatına atılmıştır. Fantastik-edebiyat alanında eserler kaleme alan bir yazardır. Anlatılarında mitoloji, hayal gücü ve insanın içsel yolculuğunu bir araya getirerek okuru gerçek ile düş arasındaki sınırların silikleştiği dünyalara davet eder. Kurduğu evrenlerde karakterlerin; kimlik arayışı, güç, kader ve seçim temaları öne çıkar. Özmen, fantastik anlatının sunduğu özgürlük alanını kullanarak okurlarına hem sürükleyici hem de düşünsel bir okuma deneyimi sunmayı amaçlamaktadır. Yazarın bilinen eserleri arasında: * Tılsım (Mola Kitap-2012) * Kurban (Ateş Yayınları-2022) bulunur ve eserleri fantastik kurgu ve korku-gerilim türünde anılmaktadır. Yazar, şimdilerde ise İlaç fm kanalında Dj olarak görev almaktadır.