KESTİM GİTTİ!

KESTİM GİTTİ!

KESTİM GİTTİ!

        Ya Allah naraları içimde bağırmaya başlıyor. Gafletin dağınık olduğunu fark etmek zaten göz pınarlarına yol açıyor. Sel vuruyor ruhumu. Hüznüm kasırga gibi. Savurdukça savuruyor içimdeki çöpleri. Öylesine değil içte yaşanan gümbürtü! Yıkılıyorum. Yıkıldıkça elimi en sevgilime uzatıyorum. Tut elimden Yarab! Ellerim boş, kalbim sarhoş, hâllerim nahoş bir sen bir sensin hoş! Elimden tutuyor her seferinde. Sarıp sarmalıyor rahmetiyle. Daha da dalasım  var lakin, en güzeli Rabb ile konuşurken hiç düşünmüyor insan. 

        Varlığımı haykırırken bazen yok olmak istiyorum satırlarımda. Amansız dertlerimin yansıması var satır aralarımda. Aradıkça bulamadığım, buldukça doyamadığım bir karmaşalar zinciri bu. Tadı dimağımda, sızısı gırtlağımda. Diğer yandan kendimle bitmeyen kavgalarım.

         “Sen hâlâ kendini ne sanarsın ey gönül

          Yazık sana, boşa geçiyor bu ömür!”

      Kendi içinde debelenmenin kelimelerle nakışlanmasını yaşıyorum omzumdan düşmeyen yüklerimle. Ruhumun alınyazısı hudutsuzluk aslında. 

Çınlıyor dimağımda bambaşka sesler senfonisi; “sana nokta koyduklarını sandılar. Oysa hepsi virgüldü. Bilmiyorlardı. Bitip tükenmeyen tümcelerin sultanıydın sen!”

      Kafamın her köşesinden bas bas bağıran düşünceler yumağı zihnimi çöplüklüyordu. Baktım ki ruhum çok yorulmuş. Dedim kendime; “ Bir kahve yap hele!” tüm sesleri kesmek istedim. Ama can oğulun sessiz çığlığında bu çaba nafile. Neyse aldım elime en güzel kalemimi ve başladım hiç karalanmamış bir deftere. Çok severim; yeni, yine, yeniden! demeyi. 

Yenilenmeyi…

Yinelenmeyi…

Yeniden denemeyi…

“Ruhu insicamına hayran olduğum

mütecessis aklımın uçlarından

layüsel bir izdiham bıraktım

i̇stiskalın ömründe sığınağın!” 

diyorken bir yanım, kahvenin telvelerinde söylenen ahlarla karılmış dualarım şöyle diyordu;

“ne incinmeye ne incitmeye

zerrece takadim yok

gündüzü hiçe sayanlara

geceyi sonsuza kadar 

hediye edesim var

güneş sönsün

yıldızlar bir bir dökülsün

ve evren ışığı 

yutsun

tutsun

tıpkı diyemediklerimden dolayı

kilitlenen dermanlarım gibi

yürüyüşümü

gülüşümü 

benden çalanlara

karanlığı veriyorum

sonsuza kadar aşka  bulanmalarını 

ışığa hasret kalmalarını diliyorum

insan arzusuna kavuşunca

hep mutlu olacam sanır

rağmenlere rağmen 

yüzsüzlüğü 

edepsizliği 

marifet sanır

ve insan ne de güzel aldanır…

      Kahve bitti bendeki ser’hoşluk bitmedi. Bunaldım, daraldım. Evlere sığamadım. Attım kendimi dışarıya. Tanrının bilinmeyen ezgisinden medet umdum. Savursun saçlarımı diye. Savurdukça yüküm yüklendi. Ağırlığım arttıkça arttı. Bu yüklerden kurtulmam gerekliydi. Elime nereden geçtiğini hatırlayamadığım makasımla, öne savurup avuçladığım saçlarımı kestim. Üç kez, beş kez kestim. Kestikçe ferahlıyor, yüklerimden arınıyordum. Düşüncelerimi kesmek gibiydi! Zihnimin seslerini kesmek iyi geldi. Biraz dinlendim. Dizlerimin ağrısından yürüyemediğimden, oturuyordum. Otururken ellerimle yüklerimi kontrol ettim. Hâlâ yoruyordu. Tekrar elime aldım makasımı alttan, üstten, yandan derken, hafiflemiştim. 

        Onca düşüncenin ardından “Kim!”  naraları kalmıştı dimağımda. Gözümün nasıl dolduğunu, raiyyatımın içinde nasıl selsebil bir hâlde feryadı figanla ağladığımı bilemedim. Daha doğrusu tutamadım bu kez tomurcuklarımı. Bir bir akıp gittiler benden. Ben yine kendime bir kahve ısmarlamıştım. Ocağa koydum cezveyi, altını kıstım, “Hele bi dur. Elimi yüzümü yıkayıp geleyim!” deyip koştum banyoya. Aynaya baktım. Ne güzel gülüyordu bu yüz. Saçımın tellerinin suçu neydi bilmiyordum ama ben birikmiştim ve artık o birikimleri sonuna kadar kullandım. Her şeye katlanmak mümkün değildi. Adilik sevmeye hiç dahil değildi. Sevdiğimi kestim ama sevdayı kesemedim işte. Beceriksizlik dahildi işte sonsuzca sevmeye.

Kestim, kestim, kestim gitti işte!

27/05/2026

Emily Yaramis

Bir önceki yazımı okudunuz mu? 

https://fisildayankalemler.org/wp-admin/post.php?post=22818&action=edit

instagram; 

https://www.instagram.com/emily_yaramis?igsh=N2twemJ1YndoaWV5&utm_source=qr

Yorumlar (1)

  1. Yıldız TEK GAMLI
    • 1/06/2026

    kadınların ilk değiştirdiği saçları değil mi? ne çekti şu saçlar bizden...

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Emily Yaramis

ilk olarak 1982 yılında Çankırı ilinin Balıbağı köyünde bir sabah vakti annesinin yüzünde bir tebessüm olarak belirdi. Yedi yaşına kadar köyün bütün güzellikleriyle hemdem olmuştu. Duygu ve düşüncelerin en güzel ifadesini oluşturan alfabeyi Çankırı Atatürk İlköğretim Okulunda çok kıymetli ögretmeni Nilüfer Yığın’dan öğrenmişti. Orta ögrenimini Dr. Refik Saydam İlköğretim Okulunda tamamladı. Çankırı Nevzat Ayaz Anadolu Öğretmen Lisesinden Ondokuz Mayis Üniversitesi Sinop Egitim Fakültesi Okul Öncesi Öğretmenliğine uzanan eğitim yolunun daha nerelere uzanacağını bilmiyordu. Düzce ve Ankara da iki yıl kara tahtanın başında talihinin aydınlık taşlarını döşüyordu. Sevdanın gönül kapısını çalması ile Amerika'ya uzanan yolun kapılarının açılması bir olmuştu. Şimdilerde eşi ve dört evladıyla Oklahoma City'de can ipliğini zaman çıngırağına sarma gayretinde. Öğretmenliği ve anneliğinden taşan kelimelerden ördüğü hayat deseninden oluşan deneme ve şiirleri çeşitli dergilerde gönüllere doğru yol almaya devam ediyor.