Derin Bir Sessizlik: Geleceğimiz Ateşe mi Atılıyor?

Derin Bir Sessizlik: Geleceğimiz Ateşe mi  Atılıyor?

Gökyüzünü derin bir sessizlik kapladı bugünlerde; sanki dünya durmuş, saatler bile işlemez olmuş gibi… Güneş, bulutlar ve kuşlar… Her biri, tanık oldukları bu karanlıktan korkmuş, köşesine çekilmiş sanki. Yeryüzü, bizi kendimize getirmek için sarsılarak çok uğraştı ama olmadı, olamadı. Gizli bir güç, sanki bizi iyileşmekten ve uyanmaktan alıkoyuyor.

İnsan sormadan edemiyor: Güzel ülkemin güzel çocukları neden, niçin ölüyor? Neden bu ölümler, yürekleri yakan sessiz birer çığlık olarak kalıyor? Anneler, babalar ve çocuklar… Bağıra bağıra ölüyoruz ama sonuç değişmiyor: Bir avuç kara toprak…

Bir Zamanlar Bu Vatan İçin Ölünürdü

Bir zamanlar bu ülkenin çocukları yaşasın diye, vatan toprakları düşman işgalinden kurtulsun diye şehit olunurdu. Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları; özgür, müreffeh ve dünyaya özgürlük şarkıları söyleyen bir ülke bırakmak için büyük bedeller ödediler. Temel inkılapları ve devrimleri, sırf bu ülkenin evlatları muasır medeniyetler seviyesine yükselsin diye canları pahasına hayata geçirdiler.

Ancak yıl 2026 ve manzara içler acısı. Ülkemiz adeta yüz yıl geriye gitmiş durumda. Emperyalist güçlerin yeni nesil işgali altında; çocuklarımız, öğretmenlerimiz ve neslimiz kan revan içinde çırpınıyor. “Ben geliyorum” diyen bu yeni işgal dalgasına karşı zamanında önlem alınmadı. Kanlı hesaplaşmaların özendirildiği diziler, şiddet içerikli oyunlar ve en acısı da kültürü yok edilmiş basit siyasi oyunlarla bir ülkenin geleceği ateşe atıldı.

Korku İklimi ve Robotlaşan Nesiller

Evet, ölüyoruz. Peki, ne için ve kim için? Bu nefret dili, bu ayrıştırıcı söylemler kime hizmet ediyor? Unutulan Cumhuriyet kazanımları, hepimizin gözünü kör etmiş durumda. Makamlar ve mevkiler uğruna feda edilen değerlerin arasında; benim kızımın, sizin evladınızın ne suçu vardı? Korku iklimi dalga dalga yayılıyor ve kurgulanan o tehlikeli oyun çoktan sahnelenmeye başladı.

Son yirmi yılda teknoloji ve yapay zeka, yaşamımızın her alanını kuşattı. Samimi sohbetlerin yerini alan algoritmalar; dostluk ve paylaşım kültürümüzü yozlaştıran bir sisteme hepimizi entegre etti. Bu algoritmalarla esir alınan nesiller; okumayan, araştırmayan, uyuşturulmuş beyinlere dönüştü. Adeta robotlaştık. Kalemi ve kağıdı bıraktık; sanal bir alemde bizleri istedikleri gibi şekillendirmelerine izin verdik. Geldiğimiz noktada, eğitimin yuvası olması gereken okullarımız ne yazık ki birer şiddet evine dönüştü.

Çözüm Nerede?

Şimdi aileleri büyük bir korku sarmış durumda. Önümüzde bir LGS sınav dönemi var ancak kurumların öğrencilere yönelik nasıl bir duruş sergileyeceği hala belirsiz. Canı yanan aileler, bu ağır psikolojiyle hayata nasıl tutunacak? Öğrenci ve öğretmenler bu travmayı nasıl atlatacak?

Elbette devlet, vatandaşına hesap verebilmeli; suçlular hukuki anlamda en ağır cezayı almalıdır. Ancak asıl mesele, okul güvenliğini sağlamanın bu kadar zor olmaması gerektiğidir. Keşke eğitime daha çok bütçe ayrılsaydı da masum çocuklarımız ölmeseydi! Onları kurtarmak adına öğretmenlerimiz kendilerini siper etmek ve ölmek zorunda kalmasaydı. Keşke Atatürk’ün çocuklara armağan ettiği 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı, akan kanların gölgesinde kutlanmasaydı.

Bu acı saldırılarda hayatını kaybeden evlatlarımıza ve öğretmenlerimize Allah’tan rahmet, kederli ailelerine ise sonsuz sabırlar diliyorum. Sessiz çığlıkların duyulması dileğiyle…

Yusuf Dal

Editör: Elif Ünal Yıldız

Daha önceki yazılarımı okudunuz mu?

Elitizim:Toplumsal Çözülmenin Gölgesindeki Yeni Dünya

Yorumlar (1)

  1. Yıldız TEK GAMLI
    • 19/04/2026

    Artık ne diyeceğimi bilemez durumdayım... Çünkü yıllardır eğitim için yazdıklarımı dinleyen bir tane okuyan yok hocam...

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yusuf DAL

Kuaförden Şaire: Hayatın Renklerini Anlatan Bir Yolculuk 33 yıllık kuaförlük serüveniniz ve şiire olan tutkunuzun kesiştiği noktada, hayatınıza bambaşka bir renk katmışsınız. Çeşitli sosyal medya hesaplarında paylaştığınız şiirlerinizle duygularımı ve yaşam bakış açınızı okurlarla buluşturuyoruz. İzmir Bir Melek Bin Melek Olsun Dayanışma Derneği yönetim kurulu başkanlığı görevini 3 yıldır başarıyla yürütüyorsunuz. Evli ve 11 yaşında bir kızınız olması hayatınıza sevgi ve anlam katıyor. İzmir Bornova'da yaşarken şiirlerimle ihtiyaç sahibi çocuklara destek olmaya devam ediyorum. Sizin hikayeniz, tutkunun ve dayanışmanın bir araya gelmesiyle ortaya çıkan ilham verici bir örnek. Kuaförlük mesleğindeki deneyimlerinizin ve şiire olan sevginizin harmanlanması, özgün ve duygusal bir dil oluşturmanızı sağlıyor. Hayatın renklerini şiirlerime yansıtarak okurları duygulandırmak ve düşündürmek. Dayanışma ve yardımseverlik ruhunu şiirlerimede yayarak, ihtiyaç sahibi çocuklara destek olmak tek hedefim.