Kendini Aklamanın Yolları

Kendini Aklamanın Yolları

 Kendini Aklamanın Yolları

( Erteleme Ahlakı Üzerine Notlar)

 

İnsan bazı kararları tek başına almak ister. Özellikle önemli olanları… Çünkü yanlış yapacaksa bile, o yanlışın sahibi olmak ister. Tanıklara ihtiyaç duymaz; hatta tanık istemez. Büyük meselelerde yalnız kalmak, ona bir çeşit sorumluluk duygusu verir.

Ama önemsiz konularda aynı cesareti gösteremez. Sabahları kapının önünde durup düşündüğü anlar vardır: Paltoyu giymeli midir? Şapka fazla mı iddialı olur? Şemsiyeyi alırsa zayıf mı görünür? Bu küçük kararların ağırlığı, hayati meselelerden daha fazladır. Çünkü burada asıl mesele hava durumu değil, görünürlüktür.

Yağmurdan değil, sıradanlıktan korkar.

Islanmak katlanılabilir bir şeydir; fakat kalabalığın içinde silinmek, yüzlerin arasında tanımsız bir yüz olmak ona dayanılmaz gelir. Bu yüzden şemsiyeyi çoğu zaman almaz. Islanmak pahasına farklı görünmeyi seçer.

Baston taşıdığı günler olmuştur. Ona ihtiyacı yoktur. Baston bir destek değil, bir işarettir: Buradayım.

Görülme arzusu, insanın en sessiz açlıklarından biridir. Açlığını kabul etmeyen insan, onu erdem kılığına sokar.

Başkalarının acılarına eğilir. Hikâyelerini sabırla dinler. Ses tonunu yumuşatır, bakışlarını dikkatle sabitler, kelimelerini ölçer. Dışarıdan bakıldığında güven veren biridir. İnsanlar yüklerini ona bırakır. O da bunu bir meziyet sanır.

Oysa başkasının yükünü taşımak, kendi yükünün ne olduğunu düşünmemek için mükemmel bir yöntemdir.

Kendi içinde büyüyen sızıya bakmaz. Çünkü insanın kendine bakması, başkasına bakmasından daha zordur. Başkasının yarası somuttur; anlatılır, tarif edilir. Kendi yarasıysa belirsizdir. Dile getirildiğinde hafifleyip hafiflemediği bilinmez; bazen sadece daha gerçek olur.

O, bilinmezlikten kaçar.

Kendisini “sağlam adım atan biri” olarak görür. Bu bir inançtan çok bir role benzer. Rolünü iyi oynar. Öyle ki zamanla rol ile benlik arasındaki sınır silinir.

İnsan bir maskeyi uzun süre taşıyınca, yüzünün nerede bittiğini unutur.

Kimseden bir şey istememekle övünür. Bunu erdem sayar. Oysa bu, çoğu zaman gururun başka bir adıdır. İstememek, bağımlı olmamak değildir; reddedilme ihtimalini ortadan kaldırmaktır.

Herkes ondan bir şey isterken, o kimseye yönelmez. Bu durum ona güç veriyor sanır. Ta ki veremez olduktan sonra, etrafındaki dost sandığı insanlar birer birer kaybolduğunda, sessizce cezalandırıldığını fark edene kadar. Ama artık çok geçtir.
İnsan işe yaramadığı an unutulur. Faydasızlık, modern dünyanın en hızlı silgisidir.

İşte tam bu yüzden, başkalarına karşı sorumluluğu da erteler. Yoksullara bir şey vermediği zamanlar olur. Ama onları düşünür. Onlar hakkında konuşur. Üzülür. Vicdanını canlı tuttuğunu sanır. Oysa düşünmek, vermemekten daha ucuzdur. Acımak, sorumluluğu erteler. Ertelemek ise insanın kendine tanıdığı en konforlu ayrıcalıktır.

Başkalarını sever; kendini sevmemek için.
Başkalarına öğüt verir; kendi hayatının sesini bastırmak için.

Büyük isimler anar. Onları gerçekten okumaktan çok, adlarını kullanmayı seçer. Çünkü isimler, bilgiden daha hızlı saygı kazandırır. Kültür bazen bir iç zenginlik değil, bir vitrin düzenlemesidir.

Ölüm hakkında çok konuşur. Zihninde mezar taşını tasarlar, kitaplarının adını düşünür. Bunun kabulleniş olduğunu sanır. Oysa bu, ölümden sonra bile görünür kalma arzusudur.

O, herkesi gömeceğini düşünürken, zaman onu yavaşça kazır.

Yıllar geçtikçe kendini bir kemik gibi hissetmeye başlar. Üzerinden hayat geçmiş, etini almış; ama hâlâ atmaya kıyamamış gibi. Belki insan tam olarak budur: Terk edilmemiş bir kalıntı.

Geriye baktığında, bütün bu çabaların bir erdem değil, bir kaçınma biçimi olduğunu görür. Yük taşımak, susmak, iyi görünmek… Hepsi kendine dokunmaktan kaçmanın saygın yollarıdır.

İnsan bazen iyi olmak için değil, kaybolmamak için yaşar.

O, kaybolmamak uğruna kendini bırakmıştır.

Yine de bütün bunlar yazıya dökülebiliyorsa, kendine acımadan bakılabiliyorsa, belki de henüz tamamen silinmiş sayılmaz. Belki hayat, insanı en çok kendine itiraf edildiği anda ciddiye alır.

Belki de gerçek başlangıç, insanın artık rol yapmayı bıraktığı o sessiz noktada başlar.

Şadan Köse

Editör: Elif Ünal Yıldız

Diğer yazılarımı okudunuz mu?

Kelimelerin Ağırlığı

 

 

Yorumlar (1)

  1. Yıldız TEK GAMLI
    • 2/03/2026

    harika bir yazı ve insanın içini aktaran harika cümleler...

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şadan Köse

Yazar Şadan Köse Mersin Mut İlçesi Alaçam Mah. doğdu. Türk Silahlı Kuvvetlerinde Astsubay ve Anestezi Teknikeri olarak görev yaptı. Türkiye’nin birçok yerinde ve Kıbrıs da görev yaptı. Yaşadığı bu şehirler, özellikle Kıbrıs edebiyat adına kendisi için çok verimli olduğunu söylüyor Günlük, haftalık yerel ve ulusal gazetelerde makaleleri yayınlandı, Maki, 4Mevsim ve Truva Edebiyat gibi dergilerinde şiir ve öyküleri yayınlandı. Edebiyat dünyasına Mavi Kuş Medya yayınları okuyucularının oylarıyla en iyi çıkış yapan Fantastik edebiyat ödülü ile değer katmıştır. Halen Mersin Yazarlar Derneği yönetim kurulu, İçel Sanat Kulübü ve ADD yesi dir. Kelimelerle düş kuran, hayalle gerçeğin sınırında yürüyen bir yazar: Şadan Köse. Satırlarında zaman bükülür, duygular sessizce dile gelir. Yayınlanmış Eserleri 1-YİĞİT adlı şiir kitabını. 2- HOŞGÖRÜNÜN ADRESİ adlı araştırma kitabını. 3- AŞK ONA UĞRAMADI adlı şiir kitabını. 4- BİR HAYAT BÖYLE GEÇTİ adlı öykü kitabını. 5- AŞKIN KÖR NOKTASI adlı romanı. 6- SENDE HÜZÜN OLMAMALI adlı şiir kitabını. 7- YOL ARKADAŞIN adlı romanını. 8- TELEPATYA UYGARLIĞI adlı fantastik öykü kitabını. 9- ÖMRÜM OLDUKÇA adlı öykü kitabını. 10- HOŞÇA KAL adlı Şiir kitabını. 11- HORUS’UN GÖZÜ Mistik öykü kitabı. 12- Bir Yürek Kaç Bedende Yaşar Roman