Bir Şans

Bir Şans

BİR ŞANS

Elif ve Zeynep bir trafik kazasında annelerini kaybetmişlerdi. Onu kaybettikleri ilk zamanlarda, evde büyük bir kalabalık vardı. Anneanne, babaanne, teyzeler, amcalar, dayılar, halalar… Herkes Elif ve Zeynep’e şefkatle davranıyor; fakat Elif ve Zeynep, onların gizli gizli ağladığını görüyor, yine de annelerinin evde olmamasına bir anlam veremiyorlardı.

Evdeki kalabalık yavaş yavaş azaldı. Daha neler olduğunu anlayamadan Elif, Zeynep ve babaları evde yapayalnız kalmışlardı. Anneleri evde değilken, ev çok ıssız, kocaman ve soğuk oluyordu…

Ölmek ne demekti? Bunu ne Elif ne de Zeynep anlayabiliyorlardı. Neden bir daha gelmeyecekti? Bir kez kardeşi Zeynep, annesi işteyken dolaba saklanmış, sonra orada uyuyakalmıştı. Annesi işten geldiğinde Elif’e parmağıyla “sus” işareti yapmış, sessizce dolabı açmış, onu öpücüklerle yatağa yatırmıştı. Acaba annesi Elif’in bulamayacağı bir yere saklanmış, orada mı uyuyakalmıştı?

-Çok uzaklara gitti, demişti babası, yıldızlar kadar uzaklara… Aslında onu görebilirsiniz. Ne zaman ona ihtiyacınız olursa gökyüzüne bakın, size göz kırpan yıldız annenizdir. Ona içinizden geçenleri söyleyin, o size yardımcı olacaktır.

Elif koşa koşa balkona gitti. Bulutların arasından yıldızlara baktı. İçinden en parlak olanını seçti. Annesi kesin en parlak olandı. Çünkü; sarı sarı saçları güneş vurduğunda pırıl pırıl parlardı.

-Anneciğim lütfen yanımda ol ve beni hiç bırakma…

Göz kırptı yıldız, sanki Elif’i dinler gibi.

-Sabah kalktığımda, okuluma giderken, Zeynep ağladığında, gök gürültüsünde, uyumaya çalışırken, kötü rüya gördüğümde lütfen yanımda ol.

Bunları söylerken gözyaşlarını tutamıyordu Elif ama her anında annesi yanında olsun istiyordu. Birden birinin ona dokunduğunu fark etti, kardeşi Zeynep’ti.

-Lütfen anneme söyle: Işıklar kesildiğinde, yemeğim bitmediği için babam kızdığında, kreşte Berk ile kavga ettiğimde, ayaklarım takılıp düştüğümde de yanımda olsun.

İki kardeş birbirlerine sarıldılar. Uzun bir sessizlikten sonra sessizce odalarına gittiler. Rüyalarında annelerini görmek umuduyla dua ederek uykuya daldılar.

Elif annesini çok özlüyordu, en çok da Zeynep ağlarken… Annesi nasıl olsa bir yol bulup Zeynep’i güldürmeyi başarırdı. Kucağına alırdı prenseslerini, saçlarını okşardı, öper koklardı, en güzel masalları okurdu… En çok, en çok geceleri ağır geçiyordu Elif ve Zeynep’in yatak odasında… Nedense ışık hiç aydınlatmıyordu, yıldızlar parlak görünmüyordu, ay dede bulutlara saklanıyordu ve nedense Elif ile Zeynep yatağı bir türlü ısıtamıyorlardı. İşte böyle zamanlarda Elif, babası ve Zeynep duymasın; üzülmesin diye sessiz hıçkırıklara boğuluyordu. Yaşlar hiç durmadan yanağını ve yastığını ıslatıyordu ve ardından Zeynep’in iç çekişlerini duyuyordu.

Annesi neredeydi, hangi yıldızdı bilmiyordu ama annesizlik çok acı veriyordu. Üstelik babaları da değişmişti, artık onun güldüğünü görmüyorlardı, evin içinde kahkahalarla saklambaç oynamıyorlardı, belgeselleri seyredip hayvanların komik hallerine gülmüyorlardı, legolarla kocaman robotlar yapmayı unutmuşlardı –sahi legolar neredeydi? Yerlerini bile unutmuşlardı. Babası hiç konuşmayacakmış gibi duruyor, hep boşluğa bakıyordu. Elif ve Zeynep annesiyle ilgili bir şey yapsalar hemen odasına çekiliyordu. Odasında babasının annesinin resmine bakarak ağladığını biliyordu Elif.

Günlerden bir gün çok güzel bir şey oldu. Teyzesi bir bisküvi kutusuyla geldi eve. Elif ve Zeynep’e bir sürprizi vardı. Merakla ve heyecanla açtılar kutuyu. İçinde ışıl ışıl gözleriyle şaşkın, ürkek; etrafa bakan sevimli bir köpek yavrusu vardı.

-Harika! diye bağırdı Zeynep.

-Neden bu kadar pasaklı? dedi Elif.

Teyzesi önce güldü, sonra anlatmaya başladı:

-Sizi görmek için gelirken markete uğrayıp sizin en çok sevdiğiniz çikolatalardan almak istedim. Marketin köşesinde sokakta üşümüş ve aç olan bu yavruyu gördüm. Beni görünce hemen yanıma gelip kuyruğunu salladı. Market sahibinden öğrendiğime göre onun da annesi uzaklara gitmiş. Sizden çok küçük olduğu için ona annelik yapmak istersiniz diye düşündüm.

-İsteriz, isteriz, diye bağırdı Zeynep.

-Bu şekilde olmaz Zeynepciğim! Baksana çamur içinde, babam gelmeden onu hemen yıkayıp karnını doyurmalıyız. Bize yardım eder misin teyze? dedi, Elif.

Güzelce yıkandı sevimli yavru, ışıl ışıl gözleri daha da parladı. Güzelce karnını doyurdu ve Zeynep’in kucağına kuruldu.

-Ona bir isim vermeliyiz, dedi Zeynep.

-Boncuk gibi gözleri var, adı “Boncuk” olsun, dedi Elif.

-Hoş geldin Boncuk, dedi teyzesi.

Boncuk çoktan Zeynep’in kucağında uyumuştu.

Bütün bu olanları babası sessizce seyretti, kızlarını böyle mutlu görünce hayır diyemedi Boncuk’a.

O gece teyzelerinin kucağında korkmadan uyudular. Rüyalarında anneleri vardı ve gülümsüyordu, öpücükler kondurarak yanaklarına… Bu koku, teyzelerinin bu kokusu tıpkı anneleri gibi kokuyordu, kızlara güven veriyordu.

O sabah Boncuk yolcu etti kızları okullarına. Okulda herkese anlattılar Boncuk’un güzelliğini…

Öğretmenleri bir hikâye okudu Elif’e, uzaklara giden insanlar hakkında… Bu insanlar çok iyilik yapıyor ve sonunda melek oluyorlardı. Elif annesinin bir melek olduğunu düşündü. Çünkü hiç kimse annesi kadar çok iyilik yapmazdı dünyada. Okuldan gelince hemen bunu Zeynep’e anlattı, Zeynep’te onayladı annesinin bir melek olduğunu. Bundan sonra “melek annem” diye dua edeceklerdi ve bu iki kardeşin arasında sır olacaktı.

Babası bir gün bir bayanla geldi eve. Gelen bayan; Elif ve Zeynep’le tanıştı. İlk gün yemek yiyip gitti. Daha sonraları bu ziyaretler arttı, evin dışında, parkta, alışveriş merkezlerinde, sinemada, tiyatroda… Babasıyla gittikleri her yere bu bayan da geliyordu ve babası ona “Hülya teyze” demelerini istiyordu. Onların bir tane teyzesi vardı ve bu Hülya teyze annelerinin kız kardeşi değildi. Elif ve Zeynep bu bayanın babalarının yanında olmasından hiç hoşlanmıyordu. Onlar babalarıyla vakit geçirmek istiyor, babalarını paylaşmak istemiyordu.

Bu yüzden kavgalar çıkarıyor, huysuzluklar yapıyorlardı. Bu kavgaların sonunda babaları biraz yalnız kalmak istediğini, bu yüzden hafta sonunda anneannelerinde kalacaklarını söyledi kızlarına. Elif ve Zeynep hemen kabul ettiler. Anneannelerini, dedelerini, teyzelerini çok özlemişlerdi. Boncuk’u da yanlarına alarak cuma akşamı gittiler anneannenin evine. Babası kapıda kızlarını öptü ve pazar günü alacağını söyleyip ayrıldı oradan.

Elif ve Zeynep çok mutluydu. Anneanneleri bahçeli bir evde oturuyordu ve bu evi çok seviyorlardı. Cuma gecesini, olanı biteni ve Hülya teyzelerini anlatarak geçirdiler. Anneannesi ve dedesi hiç bıkmadan sessizce dinlediler torunlarını. O gece biraz rahatlamış olarak uyudu kızlar. Rüyalarında yine annelerini gördüler, babasıyla konuşuyordu bu kez sessiz sessiz…

Cumartesi sabah kalktıklarında anneanne, dede ve teyzesi onları balkondaki kahvaltıda bekliyorlardı.  Boncuk bahçede oynuyordu. Elif ve Zeynep balkonda böyle bir kahvaltıyı uzun zamandır yapmamıştı. Anneanne torunlarının kokusunu içine çekti, sımsıkı sarılıp kucağına aldı ve sandalyelerine oturttu. Sofrada ekmekler sıcacıktı, çayın buharı ılık ılık yayılıyordu etrafa… Bütün her şey iştah açıcı görünüyordu. Zeynep kocaman bir lokma ekmek ısırdı, bir kaşar peyniri attı ağzına, küçücük suratında tombul tombul oldu yanakları. Elif teyzesine baktı sevgiyle, sadece çay içiyordu teyzesi onları seyrederek. Sanki bir şeyler konuşulacak ve o önemli konuşma öncesi hazırlıktı bu sessizlik. Anneannesi sessizliği bozdu:

-Neden sevmiyorsunuz bu Hülya teyzeyi?

-Biz babamla olmak isterken o hep yanımızda, dedi Zeynep.

-Peki sizi sevdiği için yanınızda olamaz mı?

-Ama babam daha çok seviyor, dedi Elif.

Anneanne torunlarının yüzüne sevgiyle baktı, yanaklarını okşadı ve dikkatlice konuşmaya başladı:

-Biliyor musunuz biz Hülya teyzeyi tanıdık. Bize sizi çok sevdiğini, sizinle olmaktan çok mutlu olduğunu, sizin kadar güzel ve akıllı iki kardeşle hiç karşılaşmadığını ama ona soğuk davrandığınız için sizinle arkadaş olamamaktan çok üzüldüğünü söyledi.

-Sadece arkadaş mı olmak istiyormuş? dedi Zeynep.

-Hayır akıllım üvey anne olmak istiyor, dedi Elif.

Zeynep’in kafasında “üvey anne” sözü yankılandı. Haykırarak ağlamaya başladı.

-Ben üvey anne istemiyorum! Hansel ve Gretel’in,  Sinderella’nın üvey anneleri çok kötü. Üvey anneler çocuklarına çok kötü davranır, onları döver, onlara ceza verir, is-te-mi-yo-rum üvey anneyi!

Teyzesi hemen Zeynep’i kucağına aldı.

-Ben de istemiyorum üvey anneyi bebeğim, hem birilerinin sana, kardeşine zarar vermesine izin verir miyiz?

-Hayır, dedi Zeynep gözlerini silerek.

Dedesi torunlarının üzülmesine hiç dayanamıyordu, çayından bir yudum aldı ve konuşmaya başladı:

-Aile ne demektir biliyor musunuz?

-Evet, anne baba çocuklar, dedi Elif.

-Hayır. Aile; içine birilerini katabilmektir, dedi dedesi yumuşak bir ses tonuyla.

-Ama biz içimize nasıl birilerini katabiliriz, dedi Elif.

-Yavaş yavaş tanıyarak, zamanla… Anneannen ve ben evlenince bir aile olduk, bu aileye annen, teyzen ve dayın eklendi, büyüdük. Annen baban tanışıp bir aile kurdular ve sizi aileye kattılar. Biz sizi, siz bizi ailenize kattınız. Sürekli büyüyen kocaman bir aile olduk. Ailelerimize birileri katılırken, birileri eksilecek. Bu bizim karşı koyamayacağımız bir şey. Beni anlıyor musunuz prenseslerim?

-Anlıyorum dedeciğim, Zeynep ve ben sizin aileniz ama aynı zamanda biz de bir aileyiz.

Zeynep konuşmaya katılmada gecikmedi;

-Annem eksildi ailemizden, biz istemesek de ama Boncuk katıldı, dedi fazlaca buruk, biraz sevinçle.

-Elbette, elbette, dedi dedeleri, gözlerini torunlarından uzaklaştırarak derin bir nefes aldı ve konuşmasına devam etti:

-İşte Hülya teyzenizi babanız tanımış ve aileye katmak istiyor, tabi siz de isterseniz…

-Anneniz uzaklara gittiğinden beri babanız çok yalnız, sizlerle ilgilenmek, sizlere daha çok vakit ayırmak, belki de dertlerini paylaşmak için birilerine ihtiyaç duyuyor olabilir. Bu yüzden Hülya teyzeyi sizin de tanımanızı, ona bir şans vermenizi istiyor, dedi anneannesi.

-Boncuk’a bizimle birlikte olması için şans verdiğiniz gibi, dedi teyzesi.

-Ama o küçücük bir yavru, hiç kimseye zarar veremez, dedi Elif.

-Peki Hülya teyze size zarar verir mi? dedi dedesi.

-Aslında bizimle sıkılmadan çizgi film izliyor, bize hediyeler getiriyor, sorduğumuz her soruya gülerek cevap veriyor. Ama babam onunla olunca bizi unutursa, şimdiki gibi bizi sevmezse, dedi Zeynep.

-Babanız ve biz sizi daima seveceğiz. İhtiyacınız olduğu her an yanınızda olmaya çalışacağız. Hülya teyze olur da size bir kötülük yapmaya kalkarsa, yapacağınız ilk iş bize haber vermek olacak.

Elif ve Zeynep dedelerine sarıldılar. Bu arada evin önüne bir araba durdu. Gelen babalarıydı. Arabadan indi, kızlarına koşar adımlarla yürüdü, kollarını açtı. Koşarak gelen Elif ve Zeynep babalarına sarıldılar. Babaları kızlarını kucağına aldı, onları sımsıkı sardı, öpücükler kondurdu. O gün Elif ve Zeynep uzun zamandır konuşamadıkları kadar uzun konuştular. Bu konuşmaların yerini şakalaşmalar aldı. Akşam eve giderken arabada hafif bir müzik ve şen kahkahalar vardı.

Elif ve Zeynep, Hülya teyzeye bir şans verdiler. Hülya teyze annelerinin yerini hiçbir zaman tutamazdı ama zamanla onun iyi bir insan olduğunu anladılar ve aileye kattılar. Sonra aileye yeni biri daha katıldı. Bu Elif ve Zeynep’e sevgiyle bakan, onların sevgisine muhtaç dünya güzeli bir bebekti. Saçları, teni Elif’e; gözleri, dudakları Zeynep’e benziyordu. Elif ve Zeynep bu sevimli kardeşin adını “Umut” koydular. O günden sonra Hülya teyzeye “Hülya anne” dediler. Hülya anne bunu hak etmişti.

Artık onlar kocaman sevgi dolu bir aile. Bu aile sevgiyle dolu birilerini ailelerine katmaya devam edecek. Elif ve Zeynep’in annesi ise onların yüreğinde daima yaşayacak.

 Yıldız Tek Gamlı

Diğer yazılarımı okudunuz mu?

ALACAHÖYÜĞÜN BAKIR İĞNELERİ

Yorumlar (1)

  1. Yıldız TEK GAMLI
    • 26/02/2026

    yorumlarınızı bekliyorum

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yıldız TEK GAMLI

1976 yılında Ankara’nın Altındağ ilçesinin bir semti olan Doğantepe’de büyüdüm. Aslen Nevşehirliyim. Tipik bir Anadolu ailesinin altı çocuğundan biriyim. Konya Selçuk Üniversitesi Akşehir M.Y.O. Muhasebe bölümünü bitirmek dışında Ankara’dan ayrılmadım. Ankara Hacettepe Üniversitesi Sağlık İşletmeciliğini tamamladım. Amerikan Kültür Derneği’nde İngilizce öğrendim. Bu arada Ankara Tabipler Odası’ndan Hastane Yönetimi eğitimini bitirdim. Tüm bu eğitimleri tamamlarken Ankara Özel Güven Hastanesi’nde 7 yıl çalıştım. Evlenince kendi sağlık işletmemize geçip 4 yıl Halkla İlişkiler Müdürlüğü’nü yürüttüm. AÇEV (Anne-Çocuk Eğitim Vakfı)’le tanışıp, gönüllü annelik yaptım. Çocuklarla daha mutlu olduğumu fark edince Çocuk Gelişimi ve Eğitimi’ni bitirip, 2 yıl devlet okullarında sözleşmeli, 2 yıl özel kurumlarda İngilizce ve İngilizce Drama öğretmenliği yaptım. Meme ve lenf kanseri nedeniyle çocuklarım olan öğrencilerimden ayrıldım. Tedavim devam ederken TEMA Vakfı ile tanışıp, çocuklara doğayı anlatmanın yanında, ara ara yine onlarla birlikte vakit geçirmenin yolunu buldum. 2019 yılında Bursa Nilüfer’e taşındım. Kızlarım üniversiteye başlayınca, “eğitimin yaşı yok” deyip, hayalim olan Uludağ Üniversitesi Arkeoloji Bölümü (Almanca) okudum. Minik Saka Kuşu, Sabun Kokulu Masal, Lunaparkta Keyifli Bir Gün, Cemilhan'ın Maceraları, Büyüklere Küçüklerden Masallar, Kayıp Balerin, Yüzyılın Masalları, Yavru Kedi, Gökçe Özgür Olmak İstiyor, Bir Pazar Günü, Paylaşmak Çok Güzel kitaplarının yazarı.