ÇAY

ÇAY

ÇAY

Çay bu dünyada insanoğluna keyif veren önemli içeceklerden biridir. Demi koyu, tavşan kanı, paşa çayı ne olursa olsun günün her vaktinde içilebilir.

Peki bu güzel içecek ne zaman ve nerede keşfedilmiştir? Bir bakalım.

Çay ilk kez MÖ 3. yüzyılda Çin’de ortaya çıkar. İmparator Shen Nung hastadır ve bir ağacın altında oturmaktadır. O sırada elindeki su dolu kâseye bir yaprak düşer. Yaprağın suya kattığı renk ve tat İmparator’un hoşuna gider. Hastalığının geçtiğini gören İmparator bu ağacın tüm ülkede dikilmesini emreder.

Sonra ilaç olarak ticari ürüne dönüşür. Diğer ülkelere satılır. 8. yy.da Japonya ve Hindistan’da, İran’da kullanılmaya başlanır. 17. yy.da tüm dünyada tanınmıştır.

Çeşitli kaynaklarda çayı ilk içen Türk olarak Hoca Ahmet Yesevi’den bahsedilmiştir. Ülkemize gelmesi ise 19. yy.ı bulmuştur. 1879 yılında Basra Valisi olan Hacı Mehmet İzzet Efendi “Çay Risalesi” eserinde çayın faydalarından ve sıklıkla içilmesi gerektiğinden bahseder. 2. Abdülhamit döneminde çayın zirai, şifaî, ticari faydaları nedeniyle ekilmesine karar verilir. İlk deneme Bursa’da yapılır, iklim ve toprak yapısı nedeniyle verim alınamaz. Ziraat Mektebi Müdürü bir ekiple Batum’a giderek yerinde inceleme yaparlar. Karadeniz iklimi ve kireçli toprak yapısı çay yetiştirmeye uygundur. İlk olarak Rize ve Artvin Borçka’da ekilmesi için kanun çıkarılır. Ziraat Umum Müdürü Zihni Derin inisiyatifinde 407 sayılı kanun ile çay, mandalina, portakal yetiştirilmeye başlanır. 1937’de Batum’dan 20 ton çay tohumu ithal edilerek bir yıl sonra ilk mahsulün alınması sağlanır. Hulusi Karadeniz, Esat Özoğuz isimleri bu konuda çalışan yöre halkı tarafından minnetle anılan isimlerdir.

Uzak Doğu’da Seylan ve Assam adalarında üretilen çaylar dünyaca ünlüdür.

Demlenmesi, içimi farklılık gösterse de çay kahvenin önüne geçmiştir. Siyah ve yeşil çay ilk sıradadır. Günlük kullanımda fabrikalarda fermente edilmiş harman çayı tercih edilmektedir. İlk üç yaprağın tek tek elle toplanması altın değerinde beyaz çayı oluşturur. Japonya’da çay içimi kültürü gelişmiş seremoniye dönüşmüştür. İngilizlerin beş çayı meşhurdur.

İster çaydanlıkta, ister semaverde, ister dağda, tarlada, piknikte kara demlikte demlensin hepsinin tadı, keyfi ayrıdır. Misafirler ile günlerde pasta, kurabiye, börek, çörek, kısır eşliğinde keyifle içilir. Soğuk algınlığında, baş ağrısında, hüzünlü anlarda şifa niyetine tüketilir. Dünya üzerinde insanları bir araya getiren, bir kültür oluşmasına vesile olan, günlük hayatımızın vazgeçilmezi çay; fincanlarda, ince belli bardakta, kâsede, termosta içilmeye, şifa olmaya devam etsin.

 

Elife Akgül

Editör: Elif Ünal Yıldız

Bir Önceki Yazımı Okudunuz mu?

KİLİM

Yörük Kültürü’ne Işık Tutan Romanlarıma Buradan Ulaşabilirsiniz :

MELİK KIZI

LAVANTA KOKUSU

Yorumlar (0)

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Elife AKGÜL

Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü mezunuyum. 58 yaşındayım ve ev hanımıyım. Yörük kültüründen etkilenerek kendi yaşamım ve ailemin yaşantıları üzerinden hatıralar ile roman ve öyküler yazdım. Aynı konseptte edebi ürünler üretmeye devam ediyorum. Şu ana kadar yazdığım fakat yayınlanmamış bir roman, bir öykü, bir tiyatro senaryosu ve bir şiir bulunmaktadır. Tarzımı Cengiz Aytmatov ve Yaşar Kemal’e yakın görüyorum.