CAMIN ARDINDANKİ KADIN

CAMIN ARDINDANKİ KADIN
  • SESSİZLİKTEN SONRA

    Işık yandığında kimse alkışlamadı.
    Kimse “kurtuldun” demedi.
    Kimse “hoş geldin” demedi.
    Zeynep gözlerini açtı.
    Beyaz bir tavan.
    Beyaz bir oda.
    Beyaz bir sessizlik.
    Bir süre hareket etmedi. Nefes alıp almadığını bile kontrol etmedi. Çünkü nefes almak, hâlâ burada olduğunun kanıtıydı. Ve emin olmak istemiyordu.
    Başını çok yavaş çevirdi.
    Bir hastane odasıydı bu. Ama klinik değildi. Duvarlarda yazılar yoktu. Aynalar yoktu. Kapılar kilitli değildi.
    Pencere açıktı.
    Pencereden içeri rüzgâr giriyordu.
    Gerçek rüzgâr.
    Zeynep yutkundu.
    “Elim…” dedi kendi kendine.
    Elini kaldırdı. Titremiyordu.
    Kapı açıldı.
    İçeri bir kadın girdi. Hemşire. Gerçek bir hemşire. Yorgun, sıradan, dikkat çekmeyen biri. Elindeki dosyaya bakarak konuştu.
    “Uyanmışsınız,” dedi.
    “Sizi korkutmak istemiyorum ama üç gündür buradasınız.”
    Zeynep başını kaldırdı.
    “Ben… neredeyim?”
    “Üniversite hastanesindesiniz,” dedi hemşire.
    “Birkaç gün önce bilinç kaybı yaşamışsınız. Kimliğiniz yanınızdaydı.”
    Dosyadan bir kart çıkardı.
    Zeynep ismini gördü.
    Zeynep Karaman.
    Doğum tarihi.
    Fotoğraf.
    Her şey yerli yerindeydi.
    “Ben… kliniği hatırlıyorum,” dedi Zeynep yavaşça.
    “Odaları… aynaları…”
    Hemşire gülümsedi. Bu gülümseme rahatlatıcıydı. Fazla rahatlatıcı.
    “Yoğun stres sonrası görülen halüsinasyonlar olabilir,” dedi.
    “Beyin bazen kendini korumak için hikâyeler yaratır.”
    Zeynep cevap vermedi.
    Kadın çıktıktan sonra odada yine sessizlik kaldı.
    Ama bu sessizlik… tanıdıktı.
    Zeynep yataktan kalktı. Ayakları yere bastı. Soğuk fayans. Gerçek soğuk.
    Pencereye yürüdü.
    Aşağıda insanlar vardı.
    Konuşanlar.
    Gülenler.
    Koşanlar.
    Hayat.
    Tam arkasını dönecekken, masanın üzerinde bir şey fark etti.
    Bir defter.
    Sarı sayfalı.
    Yıpranmış.
    Kapağı kapalı.
    Zeynep’in kalbi hızlandı.
    Yaklaştı.
    Elini uzattı.
    Deftere dokunduğu an, başının içinden bir tıkırtı geçti.
    Kapağı açmadı.
    Çünkü açarsa, bir şeyin tekrar başlayacağını hissetti.
    Defteri masanın çekmecesine koydu.
    Kapatırken, içinden bir sayfanın kıpırdadığını gördü.
    Ama görmezden geldi.
    O gece taburcu edildi.
    Eve döndü.
    Kendi evine.
    Aynı eşyalar.
    Aynı yatak.
    Aynı duvarlar.
    Ama evde tek bir ayna yoktu.
    Zeynep bunu fark ettiğinde durdu.
    Duvarlara baktı.
    Banyoya girdi.
    Dolabı açtı.
    Hiçbir yerde ayna yoktu.
    Bu, onu rahatlatmalıydı.
    Ama kalbi daha da sıkıştı.
    O gece yatağına uzandı.
    Işıkları kapattı.
    Gözlerini kapattı.
    Uyumak üzereydi ki…
    Yan odadan çok hafif bir ses geldi.
    Kâğıt sesi.
    Zeynep doğruldu.
    Yavaşça kalktı.
    Salona geçti.
    Masanın üzerinde bir defter vardı.
    Aynı defter.
    Açık.
    Son sayfasında tek bir cümle yazıyordu.
    El yazısı tanıdıktı.
    Ama bu kez…
    yazı onun değildi.
    “Beni dışarı çıkardığın için teşekkür ederim.”
    Zeynep defteri kapattı.
    Eli titremedi.
    Sadece gülümsedi.
    Çünkü artık bir şeyi biliyordu:
    Klinik bitmişti.

Aynalar kırılmıştı.
Ama hikâye bitmemişti.
Ve bazı sesler susturulmazdı.
Sadece…
sırasını beklerdi.
SON.

 

Soner IRMAK 

Editör: Elif Ünal Yıldız

Serinin diğer bölümlerini okudunuz mu?

CAMIN ARDINDANKİ KADIN

Yorumlar (0)

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Soner IRMAK

1982 KOCAELİ/GEBZE doğumlu altı çocuklu bir ailenin en küçük çocuğuyum. Çocukluğum Gebze'de geçti. Bekarım lise mezunuyum. Özel bir şirkette tam zamanlı çalışıyorum. Kalemin gücü platformunda kitap çılgınlar kitap kardeşliğinde bulunuyorum. Yazar ve şairler (YAZŞADER) derneğinin KOCAELİ İl temsilcisi olarak görev aldım. Özel bir sebepten dolayı (YAZŞADER) derneğinden ayrılma kararı aldım. YAZŞADER derneği adı altında ADANA BURSA İSTANBUL TÜYAP kitap fuarları dahil birçok kitap fuarlarına da katılım sağladım. Babamı akciğer rahatsızlığından dolayı kaybettim ve kendimi en iyi şiirle anlatabileceğimi hissettim. Şiir yazmak bana bir terapi gibi geldiğini hissedince yazdığım şiirleri kitap hali fikri doğdu ilk şiir kitabım olan HAYATIMDAKİ SAYFALAR isimli şiir kitabımım doğdu. Yazmaya doymadım yazdıklarımı ikinci şiir kitabımla taçlandırmak istedim ve ANKA’NIN GÖZYAŞLARI isimli şiir kitaplarım doğdu. Bu arada SPOTİFY ve 250 platformda kendi sesimle kendi yazdığım şiirleri seslendirdim. Ayrıca şarkı sözü de yazıyorum. Bu yolda beni yalnız bırakmayan İbrahim AKDENİZ kardeşime sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum.