SADİSTLİK

SADİSTLİK

SADİSTLİK

   İnsanlara zarar vermekten keyif alan, başkalarına acı çektirerek zihne doyum sağlayan bir kişilik bozukluğudur. Korku, dürtüsel davranışlar sonucu ortaya çıkabilir.

İkiye ayrılır. Birincisi açıktan suçlar işleyen bir grup iken ikincisinde de yüksek işlevsellik gösteren yani; İşinde başarılı olan, iyi görünen gruplardır. Ortak yönlerini ele alırsak; İki grupta zayıf yönlerini göstermemek adına güçlü dururlar.

İnsanları yönetme konusunda arzululardır. İnsanların duygularının ve düşüncelerinin onlar için hiçbir önemi yoktur. Karşısındaki kişi yaptığı davranış doğrultusunda kırılmış mı, ne düşünüyor umursamazlar. Kendi çıkarlarını gözetirler. Bu nedenle empatiden yoksun olarak hayatlarını sürdürürler. Acı çekmelerini dikkate almayı bir yana bırakın menfaatlerini gözetirler.

Burada onlar için önemli olan bir başka durumda karşısındakinin değerli olabilmesi için çıkarlarını gözetmeden koşulsuz kabul etmesi gerekir. İnsanları kandırma, manipüle etme konusunda başarılı olurlar. 

   Yapılan araştırmalarda genetik olarak kişilik bozukluğu oluşabilir ama tam olarak genetik olduğunu göstermez. Bir başarı karşısında insan haz duyarken, bu insanlar için doyum yoktur ve daha fazlasını isterler.

Bir konuyu tecrübe etme eğilimi olmadığından işledikleri suçu yinelemeye meyillidirler. Açık suç işlemeyen ikinci grup sadistler, yaşları ilerledikçe özellikle 40 yaş ve üzerine geldiklerinde psikolojik tedaviye yöneldikleri yine araştırmalarda mevcuttur. 

  Sadistler, İşlemiş oldukları küçük suçları saklarken, büyük suçları daha açık bir şekilde ifade ederler. Bunun nedeni ise işlemiş oldukları büyük suçları güç ile bağdaştırmaları ve bu durumdan gurur duymalarıdır. Küçük suçları küçümsenmeye karşı çok duyarlı olduklarından itiraf etmezler.

   Çocukken fiziksel veya ruhsal şiddet görenler, taciz veya tecavüze uğrayanlar sevilmediklerini düşünürler. Bu olumsuz düşünce ilerleyen yıllarda karakterlerine yansır.

Sözünü herkese geçirebilmek adına ebeveynlerden dayak gören çocukların gelecekte sözünü dinletebilmek adına fiziksel şiddete başvurması kaçınılmaz olabiliyor. Acı veren kişilerin güçlü olduğu düşüncesini benimseyebiliyorlar.

Örnek verecek olursam; Küçük bir çocuğun bir kelebeğin kanadını kopararak uçmasını engellemesinin, kelebeğin hakimiyetinin kendinde olduğunu bilerek övünmesi ve ardından kelebeği öldürerek kelebeğin yaşam hakkının yine kendi ellerinde olduğunu düşünerek kendini güçlü görmesi gibi…

Kendi zayıf yönlerini başka varlıkları yok etme eğiliminde bulunarak gösterirler. Çocuklukta tedavi edilmezlerse gelecek yıllarda sadistlik eylemlerini herkese karşı kullanmaya devam ediyorlar.

Güçlü olduklarını göstermek için, zayıf yönlerini saklamak için kendilerine yapılan bir şeyleri başkalarına yaptıklarında korkulacak bir unsur kalmıyor.

   Güvenlikleri ve üstünlükleri ön plandadır. Hakarete uğramaktan korktuklarına başkalarına hakarette bulunurlar ve yine dövülmekten korktuklarından başkalarını döverler ve keyif alırlar. Çünkü güç onlardadır öyle düşünürler. 

   Başkasına şiddet uygulandığında acı çekmesinden aldığı zevkten daha çok, uygulamış olduğu kuvvetin verdiği hazdan keyif alır. 

  Zayıf kişiler kuvvetinin ispatına gerek duyar.

Eşine sürekli bağıran, hakaret eden, başkalarının yanında küçük düşürmekten zevk alması da sadistliktir. Baskın olarak aşağılık duygusu yaşadıklarından bu şekilde davranırlar. Kendilerini değersiz görmeleri ve sevilmemelerinden kaynaklı eşlerine bu şekilde yaklaşarak üstün gelme çabasındadırlar.  

 Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz, çevrenizde var mı böyle kişiler?

Elif ÜNAL YILDIZ 

Bir Önceki Yazımı Okudunuz mu?

MEVLANA CELALEDDİN RUMİ 

Yorumlar (5)

  1. Yıldız Tek Gamlı dedi ki:

    Offf çok fena ve sanırım etrafımız bunlarla sarılı 😔

  2. Sadist kisiler ile karşılaşmamak dileğiyle ❤️

  3. Mehmet Ünal dedi ki:

    Allah iyi insanlarla karşılaştırsın

  4. Gizem dedi ki:

    Sanırım her insanın içinde bir tutam da olsa sadistlik var.. Tanrım mayasını sadistlikle tam bozanlardan bizi korusun.

  5. zoritoler imol dedi ki:

    You are a very bright individual!

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Elif ÜNAL YILDIZ

Elif Ünal Yıldız 1986 yılında İstanbul’da dünyaya gelen yazar Elif Ünal Yıldız, ailesiyle birlikte Ankara’da yaşamaktadır. Evli ve bir çocuk annesi olan Yıldız, Anadolu Üniversitesi Kamu Yönetimi Bölümü mezunudur. Yazarlık serüveninden önce özel sektörde çeşitli yönetici pozisyonlarında görev almıştır. Küçük yaşlarda içinde filizlenen yazma tutkusu, zaman içerisinde hayatının vazgeçilmez bir parçasına dönüşmüş; kaleme aldığı, henüz yayımlanmamış eserlerle birlikte edebiyata olan ilgisi ve üretme arzusu daha da güçlenmiştir. Yıldız, farklı bakış açılarını, insan ruhunun derinliklerini ve hayatın çok katmanlı hikâyelerini kendine özgü bir anlatımla okuyucuyla buluşturmayı amaçlamaktadır. Edebiyatın yalnızca kitaplarla sınırlı kalmadığına inanan Yıldız, farklı mecralarda makale ve köşe yazıları kaleme almakta; düşüncelerini ve gözlemlerini okuyucularıyla paylaşmaktadır. Bu doğrultuda Fısıldayan Kalemler adlı çevrim içi gazeteyi kurarak yazarlara ve edebiyata ilgi duyanlara farklı bir ifade alanı oluşturmuştur. Platformun kuruculuğunu ve başkanlığını bir dönem sürdüren Yıldız, daha sonra gazeteyi Ozan Kasım Kol’a devretmiştir. Yazarın yayımlanmış iki romanı bulunmaktadır: Umuda Yolculuk ve Aynadaki Katil. Romanlarının yanı sıra çeşitli edebiyat projelerinde de aktif olarak yer alan Yıldız; Fısıldayan Kalemler Hikâye Antolojisi, Fısıldayan Kalemler: Geçmişten Günümüze Köprü Antolojisi ve Ahminâl Aşk – Aşk Öyküleri Antolojisi adlı eserlerin derleme çalışmalarına ve hikâyelerine katkıda bulunmuştur. Elif Ünal Yıldız, yazarlığı bir meslekten öte, insanı, hayatı ve duyguları anlamlandırma biçimi olarak görmekte; her eserinde okuyucuyu farklı bir pencereden bakmaya davet etmektedir. Kendine özgü anlatım dili ve çok yönlü edebiyat anlayışıyla üretmeye, yazmaya ve yeni hikâyeler anlatmaya devam etmektedir.