SÖYLEŞİ: MÜZİSYEN HAKAN ERK

SÖYLEŞİ: MÜZİSYEN HAKAN ERK

SAHNELERİN ASİL SESİ 

MÜZİSYEN HAKAN ERK SÖYLEŞİSİ

Türk müziğinin efsane ismi Erol Büyükburç’un veliahttı olarak gösterdiği ve “Sahnelerin Asil Sesi” olarak anılan Hakan Erk ile bir araya geldik. 35 yıllık köklü sahne kariyerine 15’ten fazla albüm sığdıran ve son olarak “Aşkım Oraya Vardı Mı?” gibi güncel çalışmalarıyla adından söz ettiren tecrübeli sanatçıyla, dünden bugüne uzanan müzikal yolculuğunu, zamansız eserlerini ve yeni projelerini konuştuk. İşte Hakan Erk ile gerçekleştirdiğimiz o keyifli sohbet…

 

Betül FIRAT: Öncelikle hoş geldiniz diyor ve söyleşimizin başlangıcında sizi tanımak istiyoruz. Kendinizden bahseder misiniz, Hakan Erk kimdir?

Hakan ERK: Ankara doğumluyum; ilk ve orta tahsilimi bu güzel şehirde tamamladıktan sonra, 1990 yılında yüksek öğrenimim için Kıbrıs’a giderek Yakın Doğu Üniversitesi Business Administration (İşletme) bölümünü bitirdim. Yıllar sonra, merhum babam Avukat Müjdat Erk’in teşviki ve yönlendirmesiyle eğitime olan tutkumuzu sürdürerek 2013 yılında Atatürk Üniversitesi Hukuk Fakültesi Adalet Bölümü’nden de mezun oldum.

Müzik kariyerim ise resmi olarak 1989 yılında başladı. Ancak asıl müzikal yolculuğumuz, hayatımın en değerli varlığı, kendisi de usta bir müzisyen olan kardeşim Volkan Erk ile birlikte Elvis Presley’i keşfetmemizle alevlendi. Elvis’e duyduğumuz hayranlık, müzik pusulamızı tamamen batıya çevirmemize vesile oldu.

Çocukluğuma denk gelen o dönemde, ülkemizde fantezi ve arabesk müzikler yeni yeni parlıyor, neredeyse bütün evlerden ve arabalardan bu sesler yükseliyordu. Zaman zaman ben de bu şarkıları dinliyor, içlerinden melodi olarak beğendiklerime kulak veriyordum. Fakat içimde hep tarif edemediğim bir eksiklik hissi vardı; sanki bir gün çok daha büyük, çok daha evrensel bir şeyle karşılaşacak ve hayatım o yönde şekillenecekti. Belki de hayat insanı tam da olmak istediği yere böyle hazırlıyor.

Çocukluk çağımızda Elvis Presley’i keşfetmiş olmamız, dünyanın en büyük süper starının şarkılarıyla yoğrulmamız, bugün ürettiğimiz bestelerin ve müzikalitemizin çıtasını her zaman en üst seviyede tutmamıza vesile oldu. Elvis sayesinde sadece ülke sınırları içindeki sesleri değil, küresel müzik hazinelerini de keşfettik. Ardından Frank Sinatra, Dean Martin, Tom Jones, The Beatles ve benzeri pek çok dev ismi tanıma fırsatı bulduk. Sanatçı olduktan sonra bu olağanüstü isimlerin eserlerini repertuvarımıza alarak yüzlerce defa seslendirdik; bugün bile aynı zevkle söylemeye devam ediyoruz.

Biz sadece bu şarkıları söylemekle kalmadık; Elvis’in orijinal kostümlerine sadık kalınarak hazırlanan ikonik kıyafetleriyle, yurt içinde ve yurt dışında unutulmaz anma konserlerine imza attık. Uluslararası düzeyde “Elvis Presley Tribute Concert” olarak adlandırılan bu dev organizasyonları, özellikle 1990-2000 yılları arasında dünyanın en büyük açık hava diskosu olan efsanevi Halikarnas Disko dahil olmak üzere birçok prestijli sahnede gerçekleştirdik.

Bu bayrağı daha sonra kardeşim Volkan Erk devraldı; yurt içinde ve yurt dışında bu görkemli konserleri büyük bir başarıyla sürdürdü ve hâlâ sürdürmeye devam ediyor. Kardeşim Volkan Erk, bugün ülkemizde ve yakın coğrafyamızda bu üst düzey şovu ve ‘Elvis Presley Tribute’ sanatını icra eden tek ve en önemli isimdir.

Sanat hayatımın her anını aynı tutkuyla taçlandırmaya devam ediyorum. Bir yandan kendi yeni single projelerimi, albüm çalışmalarımı ve sahne performanslarımı büyük bir heyecanla sürdürürken; yukarıda belirttiğim gibi, kardeşim Volkan Erk de aktif olarak Elvis Presley Tribute anma konserlerini ülkemizde ve dünyada başarıyla icra etmeyi sürdürüyor. Geçmişin ezgilerinden aldığımız ilhamı, bugün kendi orijinal bestelerimiz ve modern prodüksiyonlarımızla buluşturarak müzik yolculuğumuza ilk günkü dinamizmle devam ediyoruz.

 

 

Betül FIRAT: Kariyerinizde 35 yılı aşkın bir sahne tecrübesine sahipsiniz; ilk beste yaptığınız veya söz yazdığınız anı hatırlıyor musunuz ve sizi bu yolculuğa çıkaran ilk kıvılcım neydi?

Hakan ERK: 1990’lı yılların başı hem şahsım hem de Türk müzik tarihi açısından dönüm noktasıydı. Malumunuz, o dönem Türk pop müziğinde büyük bir diriliş furyası vardı; her gün yeni klipler, yeni besteler televizyonlarda boy gösteriyor ve bugünün birçok starı o yıllarda eserlerini paylaşma imkânı buluyordu. Biz de bu akımın içerisinde güçlü bir şekilde yer almak için kardeşim Volkan Erk ile birlikte pek çok beste ürettik. Özellikle kardeşim Volkan Erk, beste ve güfte yönünden son derece kabiliyetliydi ve bu yola benden önce başlamıştı. Ben de onun rehberliği ve vesilesiyle ilk müzikal denemelerimi gerçekleştirdim.

Ankara’da ikamet etmemiz, müzik piyasasının kalbi olan İstanbul’dan uzak kalmamıza neden olan en büyük dezavantajımızdı. Değerli annem Kamuran Erk ve merhum babam Av Müjdat Erk’in sarsılmaz desteği olmasa, işin maddi yükünü –özellikle o dönemler adeta bir servete mal olan stüdyo kayıtlarını, mix ve mastering aşamalarını– karşılamamız imkansızdı. Ankara’yı çok seviyorduk; ancak müzik sektörünün merkezi İstanbul’du. Ankaralı olmamız, kariyerimiz adına pek çok önemli fırsatı kaçırmamıza yol açtı. Babamız bizi zaman zaman İstanbul’a götürüyordu, fakat yeteri kadar kalamadığımız için sektör bağlantılarını sağlıklı ve kalıcı bir şekilde kuramıyorduk.

O dönemler Prestij Müzik sektöre damgasını vuran çok popüler ve iddialı bir yapım şirketiydi. Merhum babamın vesilesiyle, kardeşim Volkan Erk ile birlikte Prestij Müzik’in kurucusu merhum Hilmi Topaloğlu ile önemli ön görüşmeler gerçekleştirdik. Planlamaya göre kardeşim Volkan ilk rock sanatçısı, ben pop sanatçısı olarak Prestij Müzik ailesine katılacaktık.

Ancak Ankara’da olmamız hasebiyle ilişkileri kesintisiz sürdüremedik. Hilmi Bey bir görüşmemizde bize, Adana’dan yeni bir sanatçı geldiğini, adının Haluk Levent olduğunu belirterek, ortak aldıkları karar doğrultusunda ilk kaseti Haluk Levent’e, sonraki kaseti ise kardeşim Volkan’a yapacaklarını ifade etmişti. Hatta Hilmi Topaloğlu, Volkan’ın yeteneğine olan hayranlığını şu unutulmaz sözlerle dile getirmişti: “Volkan’ın şarkılarını da çok seviyorum ama o kadar yakışıklı ki, Elvis Presley’e benziyor; posterini koysam vitrine, sadece posteri satar!”

Ne var ki o dönem şirketin çevresindeki yoğun sirkülasyon ve bizim İstanbul’da sürekli bulunamayışımız bu anlaşmanın nihayete ermesine engel oldu. Bugün tanıdığımız pek çok isim, İstanbul’da ikamet etmenin ve diyalog kurmanın avantajıyla o hızlı çarkın içerisine girip adlarını duyurabildiler. Eğer sürekli İstanbul’da olabilseydik; Hilmi Abi ile masaya oturduğumuz o anlaşmayı tamamlayıp kariyerimizde çok daha farklı ve geniş bir tanınırlık seviyesine ulaşmamız işten bile değildi.

Bütün bu coğrafi ve sektörel dezavantajlara rağmen imkanlarımızı zorlayarak televizyon programlarına ve klip çalışmalarına ağırlık verdik. Dönemin en popüler müzik mecrası olan Kral TV’de dahi defalarca kliplerimizi yayınlatma başarısı gösterdik. Bu dönemin en kıymetli meyvelerinden ve milatlarından biri de söz ve müziği kardeşim Volkan Erk’e ait olan, 1996 yılında müzikseverlerle buluşturduğumuz “Sen Leyla Ol Ben Mecnun” isimli unutulmaz şarkımızdır.

 

Betül FIRAT: Türk müziğinin efsane ismi Erol Büyükburç’un sizi “veliahttı” olarak göstermesi, kariyerinizi ve sanata bakışınızı nasıl şekillendirdi?

Hakan ERK: Erol Büyükburç ile yolumuzun kesişmesine ve bu özel bağa değinmeden geçemem… Her şey, kardeşim Volkan Erk’in ortak Elvis Presley sevgimizden ilhamla 2008 yılı civarında Erol Ağabey ile iletişim kurmasıyla başladı. Erol Abi, o her zamanki nezaketi, mütevazılığı ve neşesiyle Volkan’ın sesini dinledi. Elvis üzerine sohbet ettikten sonra bizi tanışmaya ve birlikte müzik yapmaya davet etti. O günden vefatına kadar, amca-yeğen sıcaklığını da aşan adeta ailevi bir yakınlıkla omuz omuz çalıştık.

Bu birlikteliğin ilk büyük meyvesi, 2010 yılında çıkardığımız “Öfkemdin” adlı düet albümü oldu. Albümde Volkan’a ait 5 eser ile Erol Abi’nin 5 eseri yer aldı; şarkıların çoğunu birlikte seslendirdiler. Döneminde büyük ses getiren bu çalışmanın ikinci parçası “Vahşi Kedi” ye bir klip çektik. “Öfkemdin” ve “Vahşi Kedi” klipleri müzik kanallarında yoğun ilgi gördü ve listelerde üst sıralara tırmandı.

Erol Abi bizi çok sever, müzikalitemize her zaman güvenir ve röportajlarında bizi ısrarla veliahttı olarak gösterirdi. Hiç unutmam; 2010 yılında Ankara Polis Radyosu’nda Meltem Doğanay’ın canlı yayın konuğuyduk. Meltem Hanım kendisine, “Erol Bey, neden veliaht olarak Tarkan gibi tanınmış bir ismi değil de Hakan ve Volkan Erk kardeşleri seçtiniz?” diye sordu. Erol Abi, her zamanki bilgeliği ve tecrübesiyle şu tarihi cevabı verdi:

“Tanınmış birini söylemek benim için çok kolay olurdu; gündem yaratır, farklı projeler de yapabilirdim. Ancak Hakan ve Volkan Erk kardeşlerin beyefendiliği, duruşu, aile yapıları, müzikal birikimleri ve kapasiteleri tam da benim tahtımı devredebileceğim olgunlukta. Onlar benim tarzıma en yakın, Türk popunda açtığım yolda besteleri ve güfteleriyle bu meşaleyi en üst düzeyde taşıyabilecek sanatçılar. Bu yüzden tanınmış olup olmamaları hiç önemli değil; ürettikleri güzel eserlerle gelecekte adlarını çok daha gür duyuracaklarına yürekten inanıyorum.”

Biz de usta sanatçımızın bu mirasına layık olmak ve anısını yaşatmak adına yeni şarkılar üretmeye kararlılıkla devam ediyoruz. Nitekim bu yıl biriken 12 single çalışmamızı dinleyicilerimizle buluşturduk. Bu sene çıkardığım single’lar arasında;’ Aşkım oraya vardı mı’, ‘Uzaktaki Tenimsin’, ‘Bu Gece’, ‘Levent’te Bir Akşamüstü’, ‘Kalbin Ağlıyor mu?’, ‘Aşkına Müptelayım’, ‘Ankara’m Sarışın Artık’, ‘Kıbrıs Teninde Güzel’, ‘Yalnız Sen Varsın’, ‘Uyudun mu?’, ‘Saklardım’, ‘Ezberledim Özlemeyi’, ‘Romantik Peri’, ‘Kıskandım Yine Güneşi’, ‘Cennetimsin Sen’, ‘Burada Yalnızken’, ‘İlayda’, ‘Kapımda Sevda’ ve ‘Ara (Ela Gözler)’ başlıcaları olarak sayılabilir. Şu anda da hazırlıklarını tamamladığımız “Bu Gece”, “Ağlamak Zor” ve “Söyle” adında 3 yeni single’ımız var. Bunlardan birini MESAM’ın 40. yılına özel düzenlenen yarışmaya gönderdik; Kasım ayı içerisinde sonuçlanmasını heyecanla bekliyoruz. Yıl sonuna kadar tüm bu eserler dijital platformlardaki yerini almış olacak.

Günümüz müzik dünyasında tüketim çok hızlı. İlhamın ne zaman geleceği belli olmaz; bu yüzden yazabiliyorken ve üretebiliyorken en kaliteli eserleri dinleyicilerimize sunmayı bir sorumluluk olarak görüyorum. İlhamımız var olduğu sürece en güzel şarkılarla dinleyicilerimizle buluşmaya devam edeceğiz.

 

 

Betül FIRAT: Müzik kariyerinizin yanında Hukuk ve İşletme eğitimleri de aldınız; bu farklı disiplinlerin bir besteci ve söz yazarı olarak hayata bakışınıza ve kaleminizin gücüne nasıl bir katkısı oldu?

Hakan ERK: Hukuk ve işletme alanındaki eğitimlerimi yalnızca kendi ihtisas alanlarıyla sınırlı görmek bizi yanıltır; aldığınız eğitimin getirdiği disiplin ve vizyon, seçtiğiniz sanat mesleğinde de sizi pozitif yönde farklılaştırır. Eğitimli bir sanatçının belirli bir duruşu, kalibresi ve ağırlığı olmalıdır; nitekim yaptığınız işlerin anlaşılabilir olması, kurduğunuz cümlelerin gücü ve yazdığınız şarkı sözlerinin etkisi bu temele dayanır.

Lise yıllarımda edebiyat bölümünde olmam, edebiyata olan yatkınlığımı erken keşfetmemi sağladı. Çeşitli şiirler ve yazılarda kullandığım güçlü yapılar her zaman dikkat çekti. Rahmetli babam da hayattayken yazım dilindeki bu yetkinliğimi, kendimi ifade etme gücümü sıkça vurgular ve bunu layıkıyla yaptığımı söylerdi. Duayen sanatçımız Erol Büyükburç ile 10-12 yılı aşkın süren çok özel bir birlikteliğimiz ve amca yeğen ilişkimiz ve profesyonel müzik işbirliğimiz oldu. Erol abi bir sohbetimizde, Türk popuna damga vuran birçok Aysel Gürel bestesinin arkasındaki büyük katkısından bahsetmiş; Aysel Hanım’ın kendi evinde 3-4 ay misafir kaldığı dönemde kendisine şarkı sözü yazım teknikleri hususunda çok önemli bilgiler aktardığını anlatmıştı. Erol Büyükburç aynı teknikleri zaman zaman benimle de paylaştı ve bana da öğretti. Bugün güftelerimi kaleme alırken hâlâ bu tekniklerden yararlanıyor; değerli ağabeyim Erol Büyükburç’u her zaman büyük bir sevgi ve saygıyla yad ediyorum.

 

 

Betül FIRAT: Bir şarkıyı inşa ederken melodi mi (beste) yoksa kelimeler mi (söz) önce kapınızı çalar, üretim süreci sizin için genelde nasıl işler?

Hakan ERK: Sanatçının ilhamı aniden yakalayan, koşullar ne olursa olsun “o gün orada” olup üretme sorumluluğunu taşıyan ve takdirden ziyade kalıcı bir iz bırakmayı amaçlayan yaratım sürecidir. Sanat, masaya oturup “hadi bugün bir şarkı yazayım” diyerek başlayan bir süreç değildir. Sanatçı bunu hisseder; o an geldiğinde ise nerede olduğundan bağımsız olarak onu kaydetmeye çalışır. Ben de bugüne kadar hiçbir zaman masaya oturup bilinçli bir şarkı yazma çabasına girmedim. Bazen direksiyon başında, bazen denizde yüzerken, bazen evimin balkonunda, bazen de bir banka kuyruğunda… Hayatın olağan akışı içinde aklıma gelen sözleri hemen telefonuma kaydettiğim sayısız an olmuştur. Hiç unutmam, “Kapımda Sevda” adlı cover çalışmamın sözleri tam da denizde yüzerken zihnime düşmüştü. Denizin ortasından nasıl aceleyle karaya çıktığımı, arabaya koşup telefonumu ıslak ellerimle açarak o mısraları not aldığımı bugün gibi hatırlarım.

Elbette bu yaratım sürecinin temelinde doğru ruh hâlini yakalamak yatıyor. Şu an hayatımda var olan çok özel ilişkim, bu dönemki eserlerimin çoğuna ilham veren en büyük duygusal bağdır. Bu bağ bana hem derin bir huzur veriyor hem de sevgimi en saf haliyle ifade etmeme vesile oluyor. O ruh hâline girdiğinizde zaten dışsal bir çabaya ihtiyaç duymazsınız; ilham denilen güç size ulaşır, sözleri fısıldar ve melodiyi çaldırır. Ortaya koyduğunuz her eser; o dönemki ruh hâlinizi, müzikal kabiliyetinizi ve sanat marifetinizi yansıtan birer aynadır. Kimi zaman insanlar bunu hemen keşfeder, kimi zaman ise ıskalarlar. Ancak bir sanatçı olarak size düşen, o gün orada bulunmak ve üzerine düşen sorumluluğu yerine getirerek eseri meydana getirmektir. Sanatçı kendini buna mecbur hisseder; aksi takdirde yaratıcılığının hakkını tam anlamıyla veremez.

Aslında mesele tam da ‘O gün orada olmak’ tır. Örnek vermek gerekirse; Leonardo da Vinci, o muhteşem eseri Mona Lisa’yı o gün orada olmasaydı asla yapamazdı. Eğer o gün pazara gitmiş ya da arkadaşlarıyla vakit geçirmiş olsaydı o tablo var olmayacaktı. Aynı şekilde modellik eden kişi de o gün başka bir yerde olabilirdi; ancak ikisi de o zaman ve mekânda bir araya geldi ve tarihin akışını değiştiren o başyapıt ortaya çıktı. Ben de müziğimde tam olarak bu felsefeyle hareket ediyorum. Bestelerimi tamamlıyor, stüdyo kayıtlarımı bitiriyor, “o gün orada” olarak üzerime düşen sorumluluğu eksiksiz yerine getiriyor ve eserlerimi dinleyicilerimle paylaşıyorum.

Bunu yaparken eserlerimin anlık bir karşılık görüp görmemesini gözetmiyorum. Tarih boyunca nice dev isim, yokluk içinde ya da kıymetleri hiç anlaşılmadan bu dünyadan göçüp gitmiştir. Kulakları tamamen sağır olduğu hâlde tarihin en büyük senfonilerini bırakan Beethoven’i, dönemlerinde anlaşılamayan ama bugün paha biçilemeyen eserler üreten Picasso’yu ve Leonardo da Vinci’yi düşünün… Bu dehaların yaşadıkları zorluklar karşısında pes ettiklerini hayal edin; eğer vazgeçselerdi bugün insanlık o muhteşem mirastan mahrum kalacaktı. Bunun sanatın kaderi mi yoksa sanatçının yazgısı mı olduğunu kestirmek güç; sanırım bir parça da “kısmet” meselesi.

Ben bir sanatçı olarak hissettiklerimi kâğıda dökmenin, üzerime düşen görevleri yapmanın huzuru ve mutluluğuyla yola devam ediyorum. Umarım bu samimi çaba ve birikim hak ettiği değeri bulmakta çok geç kalmaz ve şarkılarım hak ettikleri en üst zirveye ulaşır.

 

Betül FIRAT: “Aşkım Oraya Vardı Mı” ve “Ezberledim Özlemeyi” gibi duygusal derinliği yüksek eserler ürettiniz; yazarken kendi yaşanmışlıklarınızdan mı yoksa başkalarının hikayelerinden mi daha çok beslenirsiniz?

Hakan ERK: “Aşkım Oraya Vardı mı?” şarkısı, hayatımın en özel ve gerçek anlarından süzülüp gelen bir eserlerinden biridir. Sevdiğim hanımefendi ile farklı şehirlerde yaşamamız ve aramızdaki mesafe, bu yaratım sürecinin en büyük ilham kaynağı oldu. Bir gün kendisini İstanbul’dan hızlı trenle evine yolcu ederken yolda mesajlaşmaya başladık; sürekli “Aşkım vardın mı?”, “Aşkım gittin mi?” diye soruyordum. O da bana konumunu ve durumunu bildiriyordu. Bu diyalog sırasında içimden mırıldandığım “Aşkım oraya vardın mı?” cümlesi, zihnimde aniden kusursuz bir şarkı sözüne dönüştü. Aşkım oraya vardı mı böyle oluştu…

Bu güçlü ilhamla ortaya çıkan eserim, 2026 yılının Haziran ve Ağustos ayları arasında Number One TV’de iki ay boyunca kesintisiz yayınlandı. Gençlerden aldığımız olumlu ve muazzam geri dönüşler beni son derece onore ve mutlu etti; “Gece gündüz seni izliyoruz abi”, “Sevgilimle devamlı seni dinliyoruz” gibi binlerce mesaj almak büyük bir gururdu.

2026 yılının ikinci klip çalışmasını ise yine aynı aşkın ve özlemin ürünü olan duygusal çalışmam “İstanbul Yağmurken” için gerçekleştirdik. Bu klip de yıl sonunda veya 2027’nin başında Number One TV başta olmak üzere müzik kanallarındaki yerini alacak. Sizin de belirttiğiniz “Ezberledim Özlemeyi” adlı eserim de yine bu büyük aşkın meyvelerinden biridir.

Sevgi, özlem ve sevgilimin başka bir şehirde yaşaması bana her defasında bu güçlü ilhamı veriyor. Kısacası, bu durumu nüktedan bir ifadeyle özetlemek gerekirse: “Aşk yazdırır.”

 

Betül FIRAT: Tarzınız ve sahne enerjiniz nedeniyle sık sık yapılan “Elvis Presley” benzetmeleri ve bu küresel ikonun müzikal estetiği, şarkılarınızı bestelerken ritim veya armoni tercihlerinize yansıyor mu?

Hakan ERK: Küçük yaşlardan beri neredeyse her gün Elvis Presley dinlememiz, o eşsiz melodileri ve o kadife sesin her notasını kulağımıza adeta nakşetti. Yönümüzü döndüğümüz batı dünyasında Frank Sinatra, Dean Martin, Sammy Davis Jr., Tom Jones ve Bing Crosby gibi büyük klasiklerin yer aldığı repertuarlar da bu müzikal birikimi zenginleştirdi. Dinlediğimiz bu eşsiz sesler belleğimize kazındı ve şarkı yazarken bize yol göstermeye devam ediyor.

Yıllarca birlikte çalıştığımız, nurlarda yatsın sevgili ağabeyimiz Erol Büyükburç da beste yapma ve şarkı yazma konusunda bize çok değerli tüyolar verdi. Tabii ki sesimizi akapella veya enstrümanla kumpanya etmemiz, günlük sahne çalışmalarımız sayesinde sesimizi açtı ve müzikal dağarcığımızı geliştirdi. Söylediğimiz her şarkı, üretim sürecinde ihtiyaç duyduğumuz bilgi ve donanımı sağladı.

Hiç yakından görmediğimiz bu dünya ikonu; iyi bir arkadaş, baba, eş ve örnek bir beyefendi olmasıyla adeta ailemizden bir fert gibi oldu. Posterleriyle duvarlarımızı, şarkılarıyla kalbimizi ve kulaklarımızı süsleyen Elvis Presley, en büyük rol modellerimizden biridir. Ondan aldığımız feyz ve müzik sevgisi, biz yaşadıkça üretmemize vesile olacaktır. Ne kadar çok insan Elvis hayranı olursa, dünyanın o kadar güzelleşeceğine inanıyorum; çünkü o, etrafına saçtığı iyiliklerle anılan ve ölümünden yıllar geçmesine rağmen sevgisi katlanarak artan özel bir insandı. Umarım müziğimiz hiçbir zaman onun düzeyine erişemese de, dinleyicilerimiz tarafından layık olduğu en güzel yere gelir.

 

Betül FIRAT: 90’lardan günümüze Türk pop ve fantezi müziği büyük bir kabuk değişimi yaşadı; bir besteci olarak, bugünün dijitalleşen müzik dünyasında kalıcı ve samimi bir hit üretmenin sırrını nasıl tanımlarsınız?

Hakan ERK: Günümüz dijital dünyasında müzik üretmekten ziyade, o müziği doğru platformlar aracılığıyla kitlelere ulaştırmak sanatçının en büyük mücadelesi haline gelmiştir.

Geçmişte tek kanalın (TRT) sağladığı merkezi görünürlük avantajı bugün yerini milyarlarca paylaşımın ve sonsuz kanalın yarattığı devasa bir kakafoniye bırakmıştır. Mozaik kültürel yapımız, arabeskten popa uzanan geniş müzik yelpazesi ve yapay zekâ gibi araçların zevkleri dönüştürdüğü bu çağda, nitelikli bir eser ortaya koymak kadar onu duyurabilmek de kritik bir uzmanlık gerektirmektedir. Eskiden tek bir ekrana çıkmak eserin kitlelere ulaşması için yeterliyken, günümüzde milyonlarca hesap arasından sıyrılmak küresel bir sorun haline gelmiştir. Yalnızca müzik, edebiyat veya görsel sanatlar üretmek yetmemekte; sanatçının eserini sunacağı en doğru mecraları stratejik olarak planlaması beklenmektedir. Ne kadar karmaşık ve zorlu olursa olsun, yılmadan pes etmeden doğru dijital platformları aramak ve eserleri sergilemek modern sanatçının temel görevidir. Ben de bu konuda elimden gelen her şeyi yapıyorum ve yapmaya devam edeceğim.

 

 

Betül FIRAT: Kardeşiniz Volkan Erk ile müzikal anlamda güçlü bir bağınız var; birlikte çalışmak üretim sürecinde bir besteci olarak özgürlüğünüzü nasıl etkiliyor ve aranızda nasıl bir yaratıcı sinerji var? 

Hakan ERK: Kardeşim ve sahne arkadaşım Volkan Erk ile küçük yaşta Elvis Presley hayranlığıyla başlayan müzikal yolculuğumuzu yıllardır omuz omuza sürdürüyoruz. Volkan benden önce beste yapmaya, gitar çalmaya ve söz yazmaya başlamıştı. Ben ise müziğe başlangıçta güçlü bir yorumcu ve vokalist olarak adım attım; ancak zaman içinde bu potansiyeli içimde hissederek söz ve beste çalışmalarına yöneldim. Yıllardır tüm eserlerimizi önce birbirimize dinletiyor, eksik ya da düzeltilmesi gereken noktaları en samimi ve yapıcı dille birbirimize aktarıyoruz.

Aynı mesleği paylaşmak, aynı müzik zevkleriyle harmanlanmış olmak ve kardeş bağıyla gelen bu güven, fark edemediğimiz en ufak hataları bile zamanında düzeltmemizi sağlıyor. Eserlerimizin olabilecek en üstün seviyeye ulaşmasında en büyük etken olan bu ortak akıl ve üretim ruhunu, ikimiz de aynı kararlılıkla bugün de devam ettiriyoruz.

 

Betül FIRAT: Masanızda şu sıralar üzerinde çalıştığınız, dinleyicilerinizle buluşturmak için heyecanlandığınız yeni bir beste veya albüm projesi var mı?

Hakan ERK: Müzik yolculuğumda heyecanla hazırladığım yeni projelerimi dinleyicilerimizle buluşturmanın mutluluğunu yaşıyorum. Bu kapsamda 2026 sonuna kadar dijital platformlarda yerini alacak üç yeni single çalışmam, farklı müzikal dokularıyla dinleyicilere zengin bir deneyim sunmaya hazırlanıyor:

“Bu Gece” isimli eserim: Yarışma başvurusu için de hazırladığım, Latin ve akustik gitar tınılarının öne çıktığı bu eser; son derece akıcı ve yumuşak yapısıyla müzikseverlerin favori çalma listelerinden biri olmaya aday.

“Ağlamak Zor”: İsimli eserim Üst düzey polifonik zenginliğiyle dikkat çeken bu parça, benim için Frank Sinatra’nın unutulmaz başyapıtı My Way çizgisinde özel bir yere sahip. Son derece duygusal ve derin anlatımıyla kalplere dokunacağını umuyorum.

“Söyle” isimli eserim: Polifonik esintileri Neapolitan ezgilerle ve Türk popunun sıcaklığıyla harmanlayan; güçlü melodik yapısıyla yerli dinleyicimizin ruhuna hitap eden özgün bir çalışma. Sanat hayatımın bu yeni dönemindeki eserlerimi, her zaman olduğu gibi kıymetli müzikseverlerin ve dinleyicilerimin takdirine emanet ediyorum.

 

Betül FIRAT: Türk müziği veya dünya müziği tarihinde duyduğunuzda size “Keşke bu şarkının sözlerini ben yazsaydım” ya da “Bu besteyi ben yapsaydım” dedirten bir eser var mı?

Hakan ERK: Müzik yolculuğumda “Keşke bu eseri ben yapsaydım” dediğim anlar oldukça nadirdir. Kuşkusuz Elvis Presley’in repertuarı, özellikle de “It’s Now or Never” gibi zamansız parçalar bu hissi derinden yaşadığım eserler arasındadır. Aynı şekilde Frank Sinatra’nın başta “My Way” olmak üzere pek çok şarkısı da bende aynı hayranlık duygusunu uyandırmıştır.

Türk müziğine baktığımda ise; Türk sanat müziğinin ve Türk pop müziğinin derinlikli havuzunda hayranlık duyduğum, her biri birer başyapıt olan pek çok eser var. Belki spesifik olarak “Şu şarkıyı ben yazmalıydım” dediğim tekil bir örnek olmasa da Türk müziğinde iz bırakmış muazzam eserlerin varlığı yadsınamaz bir gerçektir.

Benim en büyük arzum; günün birinde kendi şarkılarımın da aynı soruya muhatap olabilecek bir ağırlığa ve etkiye sahip olmasıdır. Başka bir sanatçının benim eserlerimden ilham alması ya da bir gün birinin bana “Bu şarkının sözlerini keşke ben yazsaydım” demesi… Bir sanatçı için herhalde dünyanın en büyük ödülü, en eşsiz mükafatı olsa gerek.

 

Betül FIRAT: Bugün kendi şarkılarını yazıp bestelemek isteyen, sektöre yeni adım atacak genç müzisyenlere hem deneyimli bir sanatçı hem de bir hukukçu gözüyle vereceğiniz en önemli tavsiye ne olurdu?

Hakan ERK: Yeni nesil müzisyenlerimize ve genç sanatçı adaylarımıza seslenirken; şarkı yazım sürecinde dış baskılara odaklanmak yerine müzik kurallarına, prozodiye (söz ile müziğin kusursuz uyumuna) ve saf müzikal duyguya odaklanmanın önemini ön planda tutmalıyız. Eser üretirken şu temel prensipleri göz önünde bulundurmak gerekir:

Matematik ve Ruh Dengesi yani sözlerin melodiyle kelime kelime örtüşmesi (prozodi) ve kalpten gelen duyguların en yalın haliyle yansıtılması, popülerlik kaygısının çok ötesindedir. Ürettiğiniz her eser; eleştirilse de beğenilse de size ait olan ve sizden sonra bile yaşamaya devam edecek zamansız bir mirastır. Kendinizi yapay bir cendereye sokmadan, önce kendi süzgecinizden geçen ve iç huzurunuzu tatmin eden eserler ortaya koymalısınız. Dışarıdan gelecek olumlu ya da olumsuz eleştirilerin sizi üretmekten alıkoymasına asla izin vermeyin.

Siz sanatçı olarak üzerinize düşeni yapın, içinizden geleni cesaretle sunun ve gerisini dinleyiciye bırakın. Asıl olan, yılmadan ve inançla yola devam edebilmektir.

 

Betül FIRAT: Son olarak okurlarımıza neler söylemek istersiniz? Sizi nerelerden takip edebilirler?

Hakan ERK: Hayat bize verilmiş en büyük hediye. Bu hediyeyi yalnızca günü geçirmek, karın doyurmak ya da hayatı sürdürmekten ibaret kılmamalıyız; her gün teşekkür ederek, dua ederek ve içimizden geçenleri başkalarıyla paylaşarak yaşamalıyız. Gelecek nesillere kalıcı eserler bırakabilmek, bu döngüyü sağlamak adına elimizdekileri aktarabilmek çok büyük bir mirastır diye düşünüyorum.

Çok ulvi konuşmalar yapan birisi değilim; ancak bugün 55 yaşında olmama rağmen her gün yeni bir şey üretmeye, söz yazıp beste yapmaya, sanata yönelmeye, tiyatroyla buluşmaya ve hayatı paylaşmaya yarayan her türlü enstrümana tutunarak yaşamı dolu dolu yaşamaya çalışıyorum.

Kum saati çalışıyor; önümüzden her gün ömrümüzden ömür gidiyor, bunu durduramayız. Ancak insan olduğumuz, hissettiğimiz, sevdiğimiz, âşık olduğumuz için; sevdamızı, mutluluğumuzu, hüznümüzü ve sevincimizi ifade etmenin en büyük ve en güzel yolu sanattır. Ortaya koyduğumuz bu eserlerin kalıcı olması ve sonraki nesillerle birlikte birçok insana ulaşabilmesi en büyük temennimdir.

Bu güzel röportaj için saygıdeğer zatıaliniz Sayın Betül Fırat Hanımefendiye ve değerli ekibinize çok çok teşekkür ediyorum. Her şey gönlünüzce olsun; tüm okurlarımıza ve dinleyicilerimize en derin selam ve saygılarımı sunuyorum.

Betül Fırat

Diğer yazılarımı okudunuz mu?

SÖYLEŞİ: ARİF SELÇUK

Yorumlar (1)

  1. Yıldız TEK GAMLI dedi ki:

    yalnız Sen Varsın ı beğendim.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Betül FIRAT

Yazar ve Şair Betül FIRAT 13 Ekim 1984 yılında Amasya İli Taşova İlçesi doğdu. Liseyi Diyarbakır İlinde Diyarbakır Anadolu Öğretmen Lisesi’nde tamamladı. 2010 yılında lisansını Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi’nde, 2018 yılında da Ankara Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü’nde yüksek lisansını tamamladı. 2012 yılında Tarım ve Orman Bakanlığı bünyesinde Samsun’da başladığı ziraat mühendisliği görevine halen Ankara’da devam etmektedir. %40 bedensel engellidir. Çeşitli basılı ve web gazeteleri ve de web edebiyat sayfalarında köşe/deneme/öykü yazarlığına devam etmektedir. Sosyal Medyada ‘Paradoks Okur Yazar’ olarak bilinen yazar çeşitli platformlarda kitap tanıtımları yapmaktadır. Aynı zamanda yazar, Yazar Betül Fırat, youtube kanalında şiirleri seslendirilmekte ve güfteleri besteleterek yayınlamaktadır. 'Edebiyat Sanat Meltemi' Web sayfası Genel Yayın Yönetmenliğini ve yazarlığı da yapmaktadır. Bir Başarı Öyküsü olarak anılmaktadır.