𝓓𝓸𝓰̆𝓾𝓶 𝓖𝓾̈𝓷𝓾̈𝓶𝓮 𝓜𝓮𝓴𝓽𝓾𝓹💌

𝓓𝓸𝓰̆𝓾𝓶 𝓖𝓾̈𝓷𝓾̈𝓶𝓮  𝓜𝓮𝓴𝓽𝓾𝓹💌

DOĞUM GÜNÜME MEKTUP

Sevgili Günlük,

İnsan bazen yeni bir yaşın eşiğinde, hayatının neresinde durduğunu daha fazla düşünüyor.
Belki bu yüzden, yeni yaşıma saatler kala içimden geçenleri birkaç satıra bırakmak istedim.
Çünkü bazı duygular  kelimelere dökülünce biraz daha anlamlı bir hâle geliyor.

Doğum günüme saatler  kala içimde hem tarif edemediğim bir şaşkınlık hem de sessiz bir minnet var.      

Zamanın bu kadar hızlı geçmesine hâlâ alışamadım.

Daha dün bir doğum günümü kutlamışım gibi gelirken, nasıl oluyor da yeniden aynı eşiğe geliyorum?

Üstelik henüz geçen yaşımın içinden tam anlamıyla geçememiş, ona ait bütün duyguları yerli yerine koyamamışken….  
İnsan kendi yaşını bile bazen başkasının yaşı gibi duyuyor.

Söylenen rakam sana ait ama içinde hâlâ çocukluğundan kalma bir yer var.

Hâlâ bazı şeylere şaşıran, bazı hayalleri içinde saklayan, bazen küçücük bir güzellikle sevinen, bazen de hiçbir şey olmamış gibi görünen bir günün içinde yorulan bir yanın…

Bazen düşünüyorum da çocukken büyümek için sabırsızlandığımız o uzun yıllar nereye kayboldu?    
Bir an önce büyümek isterdik önümüzde bizi bekleyen kocaman bir hayat olduğunu sanırdık.          
Şimdiyse hayatın ne kadar hızlı aktığını anlamaya çalışıyoruz.      

Daha yeni alıştığımız yaşımızı geride bırakıyor, daha yaşımızı bile eskitemeden yenisini karşılıyoruz.

Bir yanım yeni bir yaşın gelişini karşılıyor, diğer yanım henüz geride bıraktığım yaşa veda edememiş gibi.        
Sanki o yılın içinde yaşayamadığım günler, ertelediğim hayaller, yeterince tadını çıkaramadığım anlar kalmış.

İnsan bazen bir yılı daha yeni anlamlandırmaya başlamışken bir yenisinin kapısında buluyor kendini.

Sanki zaman bizden izin almadan ilerliyor; biz hâlâ bir önceki sayfada ne yazdığını anlamaya çalışırken o çoktan yeni bir sayfa açıyor.

Takvim büyüdüğünü söylüyor ama insanın içinde bütün yaşları aynı anda yaşamaya devam eden bir taraf var.

Çocukluğumuz, gençliğimiz, geride bıraktığımız bütün hâllerimiz…

Hepsi bir yerlerde bizimle belki bu yüzden doğum günleri, insanın yalnızca kaç yaşına geldiğini değil, içinde kaç ayrı hayat taşıdığını da hatırlatıyor.

Bir zamanlar olduğumuz kişiyle bugün olduğumuz kişi aynı değil.

Ama geçmişteki hiçbir hâlimiz bütünüyle kaybolmuyor.

Bir şarkıda çocukluğumuza, bir sokakta gençliğimize, eski bir fotoğrafta unuttuğumuzu sandığımız bir duyguya rastlıyoruz.

Zaman bizden çok şey götürse de bazı izleri içimizde bırakıyor.

Bazı yıllarda hayat bana hiç beklemediğim yerlerden sınavlar çıkardı

Yaş alma yolculuğumun bir kısmı, hayatın dışarıda bütün hızıyla devam ettiği günlerde, hastane odalarının sessizliğinde geçti.    
Belki de bu yüzden yıllar içinde insanların hayata ne kadar farklı yerlerden baktığını daha çok fark etmeye başladım.

Özellikle bugün, sosyal medyanın bize durmadan daha fazlasını gösterdiği bir zamanda yaşıyoruz.      
Daha büyük evler, daha pahalı arabalar, daha çok para, daha güzel hayatlar, daha fazla seyahat, daha fazla alışveriş…

İnsan sürekli bir şeylere yetişmeye, bir şeylere sahip olmaya ve sahip olduklarından daha fazlasını istemeye yönlendiriliyor. Bir bakıyorsunuz, sahip olduklarıyla yetinmeyen koca bir dünya var karşınızda.

Oysa bir hastane odasında geçirilen birkaç saat bile bütün bu büyük hesapların, gösterişli hayatların ve bitmek bilmeyen “daha fazlasının” aslında ne kadar kırılgan olduğunu insana hatırlatmaya yetiyor.

Çünkü sağlık yerindeyken sahip olduğumuz şeylerin değerini çoğu zaman fark etmiyoruz.          
Sağlık bozulduğunda ise hayatın bütün ölçüleri bir anda değişiyor.            
Bir nefesin, ağrısız bir sabahın, yürüyüşe çıkabilmenin, sevdiklerinin
iyi olduğunu bilmenin yanında dünyanın en pahalı eşyası bile bir anda anlamsızlaşabiliyor.

Belki de asıl zenginlik, bize sürekli daha fazlasını istemeyi öğreten bu çağın içinde, zaten sahip olduğumuz en büyük servetin farkına varabilmek: SAĞLIK

Eskiden büyük şeylerin peşinden koşarken, bugün güzel bir haberin, sevdiğim birinin iyi olduğunu bilmenin, huzurlu bir sabaha uyanmanın ne kadar büyük bir zenginlik ve mutluluk olduğunu anlıyorum.

Çünkü yıllar geçtikçe insan şunu daha iyi anlıyor:

Hayat dediğimiz şey, çoğu zaman farkına bile varmadan içinden geçtiğimiz sıradan günlerde saklı.

Pencereden süzülen sabah ışığında, 

Bir çay koy geliyorum, sıcaklığında ,

Sevdiğin bir şarkının beklenmedik bir anda karşına çıkmasında, eski bir dostun sesinde,  

Bir fincan kahvenin yanında uzayıp giden sohbette…

Belki de yıllar sonra özleyeceğimiz şeylerin çoğu, bugün üzerinde durmaya bile gerek görmediğimiz ayrıntılar olacak.

Belki yaş almak biraz da bunu öğretiyor insana.

Şimdi yeni bir yaşın eşiğindeyim.    
Kendime uzun listeler hazırlamak, büyük kararlar almak, bu kez her şeyin bambaşka olacağına dair sözler vermek istemiyorum.

Hayatın her zaman planladığımız gibi ilerlemediğini biliyorum. Bazen bütün hazırlıklarımıza rağmen başka yollara sapıyor, bazen de hiç beklemediğimiz bir anda önümüze güzel bir pencere açıyor.

Yeni yaşımdan dileğim, her şeyin kusursuz olması değil.

Sağlığın, huzurun, içtenliğin ve sevdiklerimle yeni bir güne uyanmanın şükrü

iyiliğinin hayatımda yerini koruması

Gülmek için büyük nedenler beklememek,

Güzel bir günü sıradan olduğu için küçümsememek, bir şeylere sahip olmak uğruna sahip olduğum hayatı kaçırmamak…

Ve en çok da, zamanın hızına yetişemediğim için hayatın kendisini ıskalamamak.

Çünkü artık anlıyorum ki insanın ömrü yalnızca kaç yaşına geldiğiyle ölçülmüyor.

Kaç kez içtenlikle güldüğüyle, kaç insanın hayatına dokunduğuyla, hangi anlarda gerçekten orada bulunabildiğiyle de anlam kazanıyor.

Yeni yaşıma geçiş yapmadan geçmişe dönüp bakarken ne her şeyi geride bırakmak istiyorum ne de geçmişte kalmak.

Yaşadıklarımı yanıma alıp yoluma devam etmek istiyorum.    
Güzel olanları bir hatıra, zor olanları bir tecrübe, yarım kalanları ise hayatın hâlâ devam ettiğinin işareti olarak…

Belki de yeni bir yaşa girerken insanın kendisine verebileceği en güzel hediye budur:

Geçmişi değiştiremeyeceğini kabul etmek, geleceği bütünüyle bilemeyeceğini unutmamak ve bugünü, sırf yarın da gelecekmiş gibi harcamamak.

Ama bu kez dileğim, zamanın yavaşlaması olmayacak. Biliyorum, zaman kimse için durmuyor.

Dileğim, o hızla geçip giderken hayatın içinden geçmeyi de unutmamak.

Her yeni yaşın, bir öncekinden daha uzun olmasını bekleyemem ama içinde gerçekten yaşadığımı hissedeceğim anların çoğalmasını dileyebilirim.

Ve galiba insan belli bir yaştan sonra

pastanın üzerindeki mumları değil, o mumların ardında kalan yılları sayıyor.    
Ve galiba artık dileklerimiz de değişiyor.

Önceleri  “şunu istiyorum” diye başlayan dileklerin yerini, “yeter ki…” diye başlayanlar alıyor.

-Yeter ki sağlık olsun.

-Yeter ki sevdiklerimiz iyi olsun.

-Yeter ki içimizde hayatı sevecek kadar ışık kalsın.

Yeni yaşımda kendime büyük sözler vermek istemiyorum.

Sadece geçen yılların bana öğrettiklerini unutmadan, önümde kalan zamanı daha kıymetli yaşamak istiyorum.

Daha az üzülmek değil belki…  
Ama gerçekten üzülmeye değmeyen şeyleri daha çabuk bırakmak.

Daha çok şeye sahip olmak değil.    
Sahip olduklarımın kıymetini daha çok bilmek.

Ve zaman ne kadar hızlı geçerse geçsin, hayatın içindeki küçük güzellikleri fark etmeyi unutmamak.

Çünkü insan sonunda şunu anlıyor:

Hayat, sandığımız kadar uzun değil ama belki de güzel tarafı şu…  
Hâlâ devam ediyor.

Yeni yaşım için aldığım notlar

Zamanı durduramam.    
Geçen yılları geri çağıramam.    
Ama önümdeki günleri, daha gelmeden geçmişe dönüştürmek zorunda da değilim.

Hayatın bütün telaşına, dünyanın bitmeyen isteklerine ve takvimin acelesine rağmen…

Bir günün içinde biraz huzura, bir sohbette biraz samimiyete, bir sabahın içinde biraz umuda yer açabilirim.

Ve belki de bütün bu yılların sonunda öğrenmem gereken en güzel şey şudur:

Yaş almak, hayatın azaldığını saymak değil; elimizde kalan hayatın kıymetini daha derinden anlamaktır.

Zaman yine geçecek.  
Takvim yine değişecek.

Ve ben, bir sonraki doğum günüm geldiğinde, bugünleri hatırlayıp yine aynı şaşkınlıkla soracağım belki:

Bir yıl daha nasıl geçti?

Ama bu kez, hiç değilse o yılın içinden geçerken yaşadığımı da hatırlamak istiyorum.

𝓗𝓪𝓿𝓲𝓷'𝓒𝓮  
𝔇𝔬𝔤̆𝔲𝔪𝔤𝔲̈𝔫𝔲̈𝔪 𝟷𝟶/𝟷𝟶

 

Havin Ezo

Diğer yazılarımı okudunuz mu?

“Takvimde Bir Gün,Hayatta Her Gün “Anne”

 
 

 

 

 

 

Yorumlar (2)

  1. Yıldız TEK GAMLI dedi ki:

    yeni yılın yeni yaşın kutlu olsun arkadaşım, tüm dileklerin, yeter ki lerin gerçek olsun….

  2. Ozan Kasım KOL dedi ki:

    Mutlu yaşlar hayırlı ömürler diliyorum. Her senenin her gününü dolu dolu yaşamanızı temenni ediyorum. Kaleminize yüreğinize sağlık.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Havin EZO

𝑨𝒎𝒆𝒓𝒊𝒌𝒂'𝒅𝒂 𝒚𝒂𝒔̧ı𝒚𝒐𝒓𝒖𝒎. 𝑺𝒂𝒏𝒂𝒕 𝒕𝒂𝒔𝒂𝒓ı𝒎 𝒆𝒈̆𝒊𝒕𝒊𝒎𝒊𝒎𝒊 𝑺𝒂𝒈̆𝒍ı𝒌 𝒔𝒐𝒓𝒖𝒏𝒍𝒂𝒓ı 𝒏𝒆𝒅𝒆𝒏𝒊𝒚𝒍𝒆 𝒕𝒂𝒎𝒂𝒎𝒍𝒂𝒚𝒂𝒎𝒂𝒅ı𝒎, 𝒂𝒏𝒄𝒂𝒌 𝒔̧𝒖 𝒂𝒏𝒅𝒂 𝒔𝒐𝒔𝒚𝒂𝒍 𝒎𝒆𝒅𝒚𝒂 𝒚𝒐̈𝒏𝒆𝒕𝒊𝒄𝒊𝒍𝒊𝒈̆𝒊 𝒚𝒂𝒑ı𝒚𝒐𝒓𝒖𝒎. 𝑨𝒚𝒏ı 𝒛𝒂𝒎𝒂𝒏𝒅𝒂 𝒄̧𝒆𝒔̧𝒊𝒕𝒍𝒊 𝒓𝒆𝒔𝒊𝒎 𝒄̧𝒂𝒍ı𝒔̧𝒎𝒂𝒍𝒂𝒓ı 𝒈𝒆𝒓𝒄̧𝒆𝒌𝒍𝒆𝒔̧𝒕𝒊𝒓𝒊𝒚𝒐𝒓𝒖𝒎, 𝒔𝒂𝒏𝒂𝒕 𝒂𝒍𝒂𝒏ı𝒏𝒅𝒂𝒌𝒊 𝒕𝒖𝒕𝒌𝒖𝒎𝒖 𝒗𝒆 𝒚𝒆𝒕𝒆𝒏𝒆𝒌𝒍𝒆𝒓𝒊𝒎𝒊 𝒈𝒆𝒍𝒊𝒔̧𝒕𝒊𝒓𝒎𝒆𝒚𝒆 𝒅𝒆𝒗𝒂𝒎 𝒆𝒅𝒊𝒚𝒐𝒓𝒖𝒎."