Yedi Düvele Kafa Tuttum da …
- Yazar: Dilek DUMAN
- 30 Eylül 2026
- 22 kez okundu
“YEDİ DÜVELE KAFA TUTTUM”
– DA BİR “NASILSIN?” SORUSUNA YENİK DÜŞTÜM.
Gece gelsin diye heyecanla bekler mi insan? Onu karşılamak için mumlar yakıp tütsüler hazırlar; çayını kısık ateşte ağır ağır demlenmeye bırakır mı? Kendi sessiz köşesinde, gecenin koynunda kendine özenle bir yer ayırır mı?
Sahi, kaç kişi vardır sessizliğinin tadına doyulmayan o geceye meftun olmayan? İşte ben, kendini geceye saklayan ve en çok da yine gecenin içinde kendini arayan o kadınım. Hiç kimsenin benden bir şey beklemediği, gündüzün gürültüsünü bir radyonun sesini kısar gibi susturduğum, hatta zihnimi uzaklara özgürce uğurlarken arkasından bir tas su bile dökmediğim o kadın…
Sevdiğinin eve gelişini dört gözle bekler ya insan; saat tam 00.00’ı gösterdiğinde tatlı bir telaş sardı içimi. Bedenimi usulca geceye bıraktım; kapımı, penceremi araladım. Bu buluşmaya bir dolunay eşlik etmeliydi, bir de pikapta dönen 45’lik bir plak.
“Ben sustum.”
“Gece sustu.”
Sonra dolunayla göz göze geldik. Ruhumun derinliklerine dalıp gitmişken, aniden gelen bir mesaj sesiyle irkildim.
“Telefonu sessize almayı unutmuşsun,” dedi gece, sitem ederce.
Onca özenli hazırlığa rağmen yaptığım bu dikkatsizlik yüzünden mahcup oldum. Ancak insanız nihayetinde; dürtülerime yenik düşüp gözüm kaydı ekrana.
“Nasılsın?” yazıyordu ekranda.
Yalnızca bir “Nasılsın?”… İçten gelen, gönülden bir yoklama tüm bedenimi sarstı. Uzun zamandır kimse bunu bana gerçekten sormamıştı.
“Anlatmak ister misin?” diye devam ediyordu mesaj.
O an fark ettim: Meğer ne çok duyguyu misafir etmişim içimde, ne çok yükü bıkmadan omuzlamışım…
Günün 24 saati bir hamal misali sabah sırtlanıp, gece karanlığında saklamışım. İçime attıklarım ağır gelmiş sırtımın ağrılarına. “Omuzumdaki yük” demek yerine, “kulunç” deyip geçmişler adına. Zaten geçiştirmek, insanın en kolayına gelen vazifesi değil midir? Zihnimi istila eden, sırf düşünmemek için kaçtığım ne varsa hepsi karşıma dikildi. Kaçtığımı sanırken, meğer kendimi hapsetmişim.
Yetişmeye çalıştıklarımı, güvenip gönül bahçemi açtıklarımı, kırk yılın hatırına kahve telvesinde sakladıklarımı ve koşturdukça yaşadığımı sandığım o hayali hayatı izledim kenardan.
Tek bir “Nasılsın?” sorusuyla koca bir hayatı sorguladım.
Ağladıkça “Geçti” dediğim onca şey, meğer gözlerimden içime akmış da toplayamamışım. Ağlarken kendi sırtını sıvazlayan bir kadın, gözyaşlarının yön değiştirip içine aktığını nasıl fark edebilir ki?
Geceyi sorguladım sonra, kızdım ona. “Sus” diyordu bana, “Sus! Düşünme koca zihnindekileri…” Gece benden rol yapmamı istiyordu. O sadece kendisini heyecanla beklememi seviyordu. Oysa insan kendinden kaçarsa, kendini nasıl bulabilir ki?
Bu kez gözyaşlarım konuşuyordu benimle. Boncuk boncuk süzülüp yüzümü okşuyorlardı. İlk defa içime akmadı o yaşlar ve ben ilk defa susmadım. Bir “Nasılsın?” sorusu kilitli kalmış tüm kapılarımı açtı; içimdeki samimi cümleler katranlı kâğıda dökülmeye başladı.
İşte ben… Yedi düvele kafa tutacak kadar dik başlıydım da o gece tek bir “Nasılsın?” sorusuna yenik düştüm.
Dilek Duman
Diğer yazılarımı okudunuz mu?

her zaman güçlü olmak zorunda değiliz. bazen göz yaşları ruhu temizlemek içindir, sal gitsin…
Haklısınız hocam.😇🙏🏻
Çok güzel bir yazı okudum. Yüreğinize, kaleminize sağlık.
Teşekkür ederim hocam. 🙏🏻