KADER HIRSIZI
- Yazar: Ayşe Sevim
- 6 Ağustos 2026
- 5 kez okundu
BİRİNCİ BÖLÜM
Metin ile Tarık, çocukluktan beri yan yana büyümüş fakat madalyonun iki farklı yüzü gibi ayrışmış iki yakın arkadaştı. Metin ne kadar içine kapanık, kendi dünyasında yaşayan ve fırtınalarını sessizce koparan sakin bir mizaca sahipse; Tarık da bir o kadar dışa dönük, fırsatçı ve gözü açık bir fırlamaydı. Bu tezatlığa rağmen aralarındaki bağ yıllardır kopmamıştı.
Metin’in son birkaç aydır hayatına renk katan tek şey, sosyal medyada şans eseri tanıştığı bir kızdı. Günler geçtikçe sohbetleri derinleşmiş, gece yarılarına kadar süren uzun yazışmalara dönüşmüştü. Ancak aralarında yazısız bir kural vardı: Birbirlerine hiç fotoğraf göndermemişlerdi. İlk buluşma anındaki o katıksız merakı, heyecanı ve sürprizi zedelemek istemiyorlardı. Kızın adı Melis’ti. Varlıklı bir ailenin kurallarla sınırlandırılmamış, özgürce takılan kızıydı; Metin ise çocukluğu geçim sıkıntıları ve ailevi huzursuzluklarla gölgelenmiş bir gençti.
İçine kapanık olan Metin, hayatında ilk kez birine bu kadar çekildiğini hissediyordu. Kızla konuştuğu her detayı, hissettiği her heyecanı en yakın dostu Tarık’a anlatıyordu. Tarık, farkında olmadan kızla ilgili en ufak teferruatı bile ezberlemişti.
Nihayet beklenen an geldi. Melis ve Metin, iki gün sonra buluşmak üzere sözleştiler. İkisini de tatlı bir telaş sarmalamıştı. O gece Metin ile Tarık, buluşmanın detaylarını konuşarak eve dönerlerken karanlık bir sokakta aniden patlak veren bir kavganın ortasında kaldılar. Olaylar saniyeler içinde kontrolden çıktı. Metin, aldığı talihsiz bir bıçak darbesiyle kanlar içinde yere yığıldı. Tarık, arkadaşının hayatını kurtarmak yerine panik ve karanlık bir dürtüyle hareket etti; Metin’in cebindeki telefonu çekip alarak olay yerinden hızla kaçtı.
Buluşma günü geldiğinde Tarık, arkadaşının acısını bir kenara bırakıp onun hayatına çökmeye karar verdi. Şık elbiseler giydi, kızın söylediği konuma gitti ve kendisini Metin olarak tanıttı. Kız, karşısında gördüğü adamdan şüphelenmedi. Tarık kısa sürede kızın lüks evine yerleşti. Pahalı hediyeler, lüks kıyafetler ve konfor dolu yaşamıyla birkaç gün âdeta bir rüyada gibi geçti.
Ancak rüya uzun sürmeyecekti. Bir öğleden sonra evde vakit geçirirlerken kapı aniden sertçe açıldı. Kızın abisi, yanındaki iki iri yarı adamla içeri girdi. Hiçbir açıklama yapmadan Tarık’ın üzerine çullanıp onu darbettiler ve sorgulamaya başladılar. Abisinin sorduğu sorular şifreli, karmaşık ve yasa dışı işlerle ilgiliydi; Tarık hiçbirine anlam veremiyordu. Başının belada olduğunu anlayan Tarık, dehşet içinde çırpınarak bağırdı: “Ben Metin değilim! Yemin ederim ben o değilim!” Ancak bu itirafa kimseyi inandıramadı.
İşin aslı çok geçmeden ortaya çıktı: Kız ve abisi yasa dışı organizasyonlara bulaşmış bir çetenin parçasıydı. Aylardır Metin üzerinden karanlık bir plan yürütmüşler, onu kirli işlerine ortak etmek ve nihayetinde tüm suçu onun üzerine yıkmak için bu buluşmayı tezgahlamışlardı. Tarık, kendi açgözlülüğü yüzünden kurulan kapana kendi ayağıyla basmıştı. Ne yaptıysa ellerinden kurtulamadı.
İKİNCİ BÖLÜM

Karanlık odada sandalyeye bağlanmış olan Tarık’ın şakaklarından süzülen soğuk ter, gözlerini yakıyordu. Kızın abisi yüzüne sert bir darbe daha indirdi.
“Bize yalan söyleme! Metin sensin! Hesaplardaki şifreleri ve o belgeleri nereye sakladın?”
Tarık panik içinde bağırdı: “Yemin ederim ben Metin değilim! Metin iki gün önce öldü! Bir sokak kavgasında bıçaklandı! Ben sadece onun telefonunu aldım, onun yerine geçmek istedim!”
Melis odanın köşesinde durmuş, kollarını kavuşturmuş halde soğukkanlılıkla Tarık’a bakıyordu. Yüzünde en ufak bir şaşkınlık ya da üzüntü emaresi yoktu. Yavaşça öne doğru yürüdü ve Tarık’ın çenesini tutarak kafasını kaldırdı. “Bizimle oyun oynama,” dedi, sesi buz gibiydi. “Bizi kandıracağını mı sanıyorsun?”
Tarık dehşetle donakaldı. Melis ve abisinin aradığı şey basit bir buluşma değildi. Metin, babasının geçmişte bulaştığı ve aile içi sıkıntıların kaynağı olan illegal bir şirketin belgelerinin bulunduğu kasanın anahtarına sahipti. Melis, aylardır Metin’in güvenini kazanarak o anahtarı ele geçirmeye çalışıyordu. Metin ise kızın niyetinden hiçbir zaman şüphelenmemiş, sadece âşık olduğunu sanmıştı.
Abisi cebinden bir tabanca çıkardı ve şarjörü kontrol etti. “Metin öldüyse, işimiz daha kolay demektir. Polise gidip suçlamaları ölü bir adamın üzerine yıkacaktık zaten. Şimdi bu planı biraz hızlandıracağız. Polis seni Metin olarak bulacak… Ama nefes almayan bir Metin olarak. Yanında da yasa dışı sevkiyatın tüm belgeleriyle.”
Tarık, arkadaşının anısını kirletip onun hayatını çalmaya çalışmanın bedelini hayatıyla ödemek üzere olduğunu anladı. Arkadaşının cebinden o telefonu çaldığı ana lanet etti. Metin’in sessizliği, durgunluğu aslında bir acizlik değil; korumaya çalıştığı devasa bir sırdı. Ve Tarık, bilmeden o sırrın, giyotinin altına başını koymuştu.
Abisi silahı Tarık’ın alnına dayadı. Odadaki sessizliği sadece Tarık’ın kesik kesik aldığı nefesler bozuyordu. Tarık gözlerini kapattı, zihninde Metin’in son anları belirdi. Metin’in sadakati, kendisinin ise ihaneti…
Birkaç saniye sonra tek el ses duyuldu…
Tarık’ın cesedi hiçbir zaman bulunamadı. O, kendi kimliğini feda ettiği gün, Metin’in gölgesinde kaybolup gitmişti. Metin ise arkasında sadece kırık bir hikâye ve sırlarıyla gömüldüğü mezarını bıraktı.
