“İ𝒏𝒄𝒊 𝑻𝒂𝒏𝒆𝒍𝒆𝒓𝒊 “ 𝑷𝒂𝒗𝒚𝒐𝒏 𝑺𝒂𝒉𝒏𝒆𝒔𝒊 𝑶̈𝒕𝒆𝒔𝒊𝒏𝒅𝒆 𝑫𝒆𝒓𝒊𝒏 𝑩𝒊𝒓 𝑫𝒓𝒂𝒎𝒂

“İ𝒏𝒄𝒊 𝑻𝒂𝒏𝒆𝒍𝒆𝒓𝒊 “ 𝑷𝒂𝒗𝒚𝒐𝒏 𝑺𝒂𝒉𝒏𝒆𝒔𝒊 𝑶̈𝒕𝒆𝒔𝒊𝒏𝒅𝒆 𝑫𝒆𝒓𝒊𝒏 𝑩𝒊𝒓 𝑫𝒓𝒂𝒎𝒂

Televizyon dizileri, izleyicilere farklı dünyalar sunarken, bazen içerdikleri unsurlarla gündem yaratma potansiyeline sahip.

Yılmaz Erdoğan’ın imzasını taşıyan “İnci Tanesi” dizisindeki pavyon sahnesi gibi…

Dizideki Pavyon Dansı üzerinden yapılan tartışmaların yanı sıra, dizinin derinlikli dramı ve içerdiği güçlü mesajlar da üzerinde durulması gereken önemli unsurlardır.

Özellikle geçtiğimiz haftalarda, kadın cinayetlerine ve pavyon dansı için özendirme iddialarıyla linçlenen “İnci Taneleri” dizisi, izleyicilere tamamen beklenmedik bir deneyim yaşattı.

Yılmaz Erdoğan’ın hem oyunculuğu hem de senaristliğiyle adeta ters köşe yaptığı bu dizi, önyargılı yaklaşımların ne kadar yanıltıcı olabileceğini bir kez daha gösterdi.

Diziyi izlemeden ve anlamadan yapılan ön yargılar sıklıkla yapıldığı gibi, izleyicilerin gerçek anlamı kaçırmasına neden oldu.

Yılmaz Erdoğan’ın yaratıcılığını ve senaryo yazımındaki derinliği keşfetmek, izleyicilere sadece bir dizi değil, aynı zamanda onlara düşündürmeyi de yeğliyor. İnci Taneleri dizisi, yüzeyde sadece pavyonlar ve ışıltılı dünyalarla sınırlı gibi görünse de, aslında bu dizinin derinliklerinde çok daha fazlası bulunuyor. Pavyonların gösterişli ışıklarının ardında, yaşamın karmaşıklığını ve gerçekliğini keşfetmeye yönelik derin bir anlam yatar.

Dizideki karakterler, sadece pavyonların cazibesine kapılmış değiller; aksine, kendi içsel yolculuklarında, kişisel zorluklarla yüzleşirken ve duygusal anlarını deneyimlerken inci tanelerini buluyorlar. Pavyonların parlaklığı, izleyiciye yaşamın sadece dışsal görkeminden ibaret olmadığını, aynı zamanda iç dünyaların karmaşıklığına dair bir çağrıda bulunuyor.

Dizi, karakterlerin hayatlarında karşılaştıkları zorluklar, kayıplar, aşklar ve dostluklar aracılığıyla izleyiciye, inci tanelerinin sadece zirve anlarda değil, aynı zamanda zor zamanlarda da parlayabileceğini hatırlatıyor.

Bu, izleyiciyi güzellikleri sadece ışıltılı anlarda değil, aynı zamanda hayatın gri tonlarında da görmeye teşvik eden bir mesaj taşıyor esasında.

İnci Taneleri, pavyonların ötesindeki hayatın çeşitliliğini ve derinliğini vurgulayarak, izleyiciye sadece gösterişli yüzeyin ötesine geçmeyi de vurguluyor. Her bir karakter, kendi inci tanelerini bulurken, izleyiciyi de kendi yaşamlarındaki anlamları ve değerleri sorgulamaya davet ediyor bir anlamda.  Böylece, dizinin asıl mesajı, parlak sahnelerin ötesindeki yaşamın inci tanelerini keşfetmek ve değer vermek üzerinedir.

Özellikle Yılmaz Erdoğan’ın hem senarist hem de oyuncu kimliğiyle diziye kattığı değerleri fark edenler, İnci Taneleri’nin pavyon kültürünü özendirmekten ziyade, toplumsal sorunlara duyarlı bir şekilde yaklaştığını görebilir.

İnci Tanesi  pavyon sahneleriyle sınırlı değil, aksine zengin hikayesi ve verdiği önemli mesajlarla izleyicileri etkilemeye devam ediyor. Pavyon sahnelerini eleştirmek yerine, dizinin tüm katmanlarına odaklanarak, Yılmaz Erdoğan’ın anlatımındaki zenginliği takdir etmek adil bir değerlendirme olacaktır.

Dizinin ilk bölümündeki bir sahne, dizinin iletişim üzerinden derin bir eleştiri getirdi.

Telefonsuz bir ortamda şaşkınlık yaşayan karakterler, günümüzün teknoloji bağımlılığına ve iletişimdeki bozukluklara dikkat çekiyor. Telefonların yarım kapanması, adeta günümüzde insanların kendilerini yarıda bırakan, yarım yamalak iletişim kurma alışkanlığını vurguluyor. Bu sahne, teknolojinin getirdiği iletişim çıkmazını esprili bir şekilde anlatarak izleyicilere aynı zamanda aynada kendilerini görmelerine neden oluyor.

İlk bölümde Küfürle ilgili yapılan yorumlar ise başka bir güzellik katıyor. Dizi, küfürlere karşı eleştirel bir bakış açısı sunarak, dilin etkisi üzerinde düşündürüyor. Karakterlerin bu sahnede gösterdiği olgun tepki, aslında iletişim sorunlarına daha olumlu bir çözüm getirebileceğimizi düşündürüyor.

Bu sahne, İnci Taneleri’nin karakterler aracılığıyla toplumun zayıf noktalarını ele alarak, izleyicilere çağrıda bulunduğu bir an gibi görünüyor. İletişimdeki sorunları fark etmek ve düzeltmek, dizinin ana teması olan değerlere daha yakın bir toplum oluşturma yolunda atılmış önemli bir adım gibi duruyor.

Bu dizinin, eğitim değerlerinden yola çıkarak toplumun derinliklerine dokunan önemli unsurlar olduğunu görmek, bir dizi eleştirisinde adil bir perspektif sunmak açısından önemlidir. Dizi, eğitimin önemine vurgu yaparak izleyicilere güçlü bir mesaj iletiyor. Karakterler arasındaki ilişkilerin karmaşıklığı, yaşanan zorluklar ve eğitim sistemi içindeki çalkantılar, dizinin dramatik derinliğini oluşturan temel unsurlar arasında. Bu noktada, pavyon sahnelerinin yanı sıra, dizinin içsel güzelliklerini ve etkileyici diyaloglarını göz ardı etmemek önemli.

Yılmaz Erdoğan’ın senaryo yazımındaki şiirsel dokuda dizinin öne çıkan özelliklerinden biri.

Eğitim temalı sahnelerle iç içe geçen bu şiirsel anlatım, izleyiciye sadece görsel bir şölen sunmakla kalmayıp, aynı zamanda duygusal bir bağ kurma fırsatı veriyor.

Bu, pavyon sahnelerinin ötesinde,

Dizi, eğitim sistemi içindeki zorlukları, öğretmen-öğrenci ilişkilerini ve kişisel gelişimi işleyerek toplumdaki eğitim değerlerine dikkat çekiyor.

Özlemişiz böylesi derin mesajlı dizileri, Haftalardır pavyon sahnesi konuşulsa da  dans sahnesine takılmayanlar için çok derin çok güzel mesajlar içeren dramı çok iyi yansıtan uzun zamandır bu kadar kaliteli bir iş izlememiştim. Verdiği mesajlar, çok derin bir hikaye, Çok güzel diyaloglar vardı.  Kısaca İstediğiniz kadar pavyon, ahlak bilmem ne diye paralayın kendinizi.

Yılmaz Erdoğan, ters köşe yaptı net…

Konu aslında Ne Hazar Ergüçlü’nün pavyon dansı ,Ne de pavyon hayatı, izleyici sadece magazinsel olduğu için göremiyor. Yozlaşmayı ,Türk dilinin nasıl bozulduğunu eğitimin seviyesini, eğitimciye duyulmayan saygıyı, aile içi nesil uyuşmazlığı bu dizide anlayana çok şey var.

Bu haftaki okul sahnesinde ilgisiz ve her şeyi maddiyat gören varlıklı ailedeki bir velinin okulu ticarethane gibi görmesi birçok velinin durumunun net özetiydi…

İnsanların birbirlerine olan nezaketsizliğini, kabalığını,  tatlı dilin neler yapabileceğini…

birçok şeyi anlatıyor ve tüm bunları oyuncular çok iyi bir şekilde gözler önüne seriyorlar.

Benim Dilber’in Pavyon dansından  öte gördüğüm bunlardı dizide,

Yılmaz Erdoğan yine kendi tarzında olan aralara serpiştirdiği şiirsel dokuda çok iyiydi, umarım hep devam eder dizide ki repliği gibi ;

“-Sakinleştirici falan vermediniz değil mi ?
– Yok biraz şiir verdim o kadar o da aynı işi görür bazen”

umarım dizide ki şiirleri bizleri de uzun süre sakinleştirir.

Sonuç olarak, İnci Taneleri’nin pavyon sahnesine takılıp kalmak, dizinin gerçek değerini ve sunduğu dramatik zenginliği kaçırmak anlamına gelebilir. Dizi, seyircisine sadece eğlenceli bir hikaye değil, aynı zamanda toplumsal sorunlara dair bir bakış açısı sunarak izleyicileri düşünmeye teşvik ediyor.

 Editör: Beren KAYA

Yorumlar (4)

    • 4/02/2024

    İnci Taneleri dizisini izleyen bir yazarın herkesin aksine olumlu düşüncelerini okumak gerçekten keyifliydi! Yazınız, dizinin derinliklerine dalmış bir izleyici olarak beni tam anlamıyla etkiledi. Dizide ki oyuncuların rollerinin verdiği mesajlara olan duyarlılığınız ve anlatımınız hissettiklerimi mükemmel bir şekilde ifade etti.

  1. Diziyi izlemedim ama yazdıklarınızı okuduktan sonra medyada yapılan polemiklerin neden gereksiz olduğunu bir kez daha anladım Teşekkürler...

    • 3/02/2024

    Bu bakış açısını görebilen birilerini arıyordum teşekkürler kaleminize sağlık

  2. semiraysezgin
    • 3/02/2024

    Diziyi ince detayına kadar yazmış ve olumlu mesajlarını da tek tek göz önüne sermişsiniz. Tebrikler. Kaleminiz daim olsun

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Havin EZO

Elazığ doğumluyum Amerika'da yaşıyorum. Sanat tasarım eğitimimi Sağlık sorunları nedeniyle tamamlayamadım, ancak şu anda sosyal medya yöneticiliği yapıyorum. Aynı zamanda çeşitli resim çalışmaları gerçekleştiriyorum, sanat alanındaki tutkumu ve yeteneklerimi geliştirmeye devam ediyorum." yazı yazmaktan büyük keyif alıyorum.