HANGİ PLAZANIN TÜRKÇESİ

HANGİ PLAZANIN TÜRKÇESİ

HANGİ PLAZANIN TÜRKÇESİ

Son zamanlarda ‘Plaza Türkçesi’ adı verilen yeni iletişim şekline sıkça maruz kalıyoruz. Tanıma göre kurumsal şirketlerde çalışan personellerin Türkçe ve İngilizce kelimeleri harmanlayıp konuştukları gayri resmi bir dildir Plaza Türkçesi.

Tam bir dil katliamı!
“Projenin briefini marketing ile paylaştık mı?”
“Best practicelerini gün içerisinde sizinle paylaşmak istiyorum.”
“Projeyi yeni arkadaşa assing edelim lütfen.”

Tarafsızca uzaktan bakınca oldukça havalı görünen, konuşanı lisanca zengin gösteren bu iletişim şekli aslında özümüzü hızla çürütmektedir.

616 bin küsur kelimeden oluşan Türkçe, hangimiz tarafından güzel kullanılıyor? Eski metinler, gazeller, kasideler hangimiz tarafından rahatça anlaşılıyor? O da yetmezmiş gibi yabancı kelimeler ile harmanlanıyoruz.

Aslında bu yeni bir durum değil. 1896 yılında Recaizade Mahmut Ekrem’in yanlış batılılaşmayı vurgulamak için kaleme aldığı Araba Sevdası’nda Batı hayranı Jön Türkler’in Fransızca ile kendi dillerini harmanlayarak konuştuğu anlatılmıştır.

Hem de şu andan daha vahim şekilde. “Ne bayağı kadın! Yazık ekipaja! O da bir şey değil a! Zati modası geçmiş! Hayvanlar dersen kaç paralık şeyler? Öyle ordiner insanları kendileri gibi insanlara meyleder. Se natürel, lakin domaj vuala ün bote mal plase!” Kısacası işgalci kuvvetlerin milliyeti değişmiş oldu. Ne yazık ki başarı ile ..

Günlük yaşamda kullandığımız kelimelerin sayısı istatiksel olarak 400 olarak kayıtlara geçti. Tabii genç neslin kullandığı kelime sayısı daha da az.

Küçük yaşlardan itibaren ekran bağımlılığı, aile içinde iletişimin az olması, son yıllarda da Plaza Türkçesi’nin yıkıcı etkisi Türkçe konuşmayı bırakın konuşabilmeyi unutturdu.

“Evet , aynen, hayır ya olamaaz, hadi baaayy” konuşma dili; “aynn kank , yk tmm, gl oğlm, ok, by” yazı dili olarak gençler arasında kullanılmakta.

Biz bu gençlere emanet ettik kendimizi, ülkemizi. (Özünü yaşayanı tenzih ederim)

Geleceğin aydın gençleri ilan ettik. Hangi geleceğe ışık tutacaklar? Hangi değere sahip çıkacaklar? Bizler özümüzü bile isteye çürütürsek suçu bizden sonrakilere yüklemek, sadece genç nesil üzerine konuşmak çok da doğru olmaz.

Dil, bir milletin en kıymetli mirasıdır. Tek çatı altında geçmişten geleceğe yolculuktur. Tarihtir. Bir millet fiziki olarak fethedilememişse o milletin dili işgal edilir. En sinsi en tehlikeli plan.

İsrail ‘e bakalım. Her fırsatta ‘Kahrolsun, çocuk katili İsrail!’ nidaları attığımız ülke. Yakın zamana kadar resmi dili Arapça ve İbranice idi . Fakat İsrail Parlamentosunda Arapça çıkarıldı.

Sadece İbranice dili resmi dil olarak kaldı. İsrailoğulları zamanından bu güne en eski dillerden İbranice, Yahudilerin 21. Yüzyılda konuştuğu bir dil.

Birçok alanda sahip oldukları gücü ilk olarak dillerine borçlular.

Bu hamur çok su götürür. Hangi plazanın Türkçesi olduğunu farkedip fazla zaman kaybetmeden Türkçemizi kırıldığı yerden yeşertelim. Çiçekler açsın konuşulan her yer. SEVGİYLE KALIN…

Rumeysa KAYA ODABAŞ 

Genel Yayın Yönetmeni:Elif ÜNAL YILDIZ

KAYNAKÇA:

https://www.turkedebiyati.org/araba-sevdasi/#google_vignette

Yorumlar (0)

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Rümeysa KAYA ODABAŞ

14 Mayıs tarihinde dünyaya gelmiştir. İlahiyat mezunudur. Yedi yıl ücretli öğretmenlik yapmıştır. Beden Dili, hitabet, Diksiyon, Aile İçin İletişim, Çocuk Psikolojisi , Öğrenci Koçluğu, Özel Eğitim Öğretmenliği alanında eğitimleri vardır . Dil İşçileri Edebiyat Projesinde yer alıp mini hikayeler yazmaktadır. Çocuk kitapları yazma üzerine projeleri vardır . Evli ve bir çocuk annesidir.