Bir Güncenin Satır Aralarında Benliğini Aramak

Bir Güncenin Satır Aralarında Benliğini Aramak

BİR GÜNCENİN SATIR ARALARINDA

BENLİĞİNİ ARAMAK

Bugün elimde eski bir defter vardı. Mürekkebi belki kurumuştu ama içindeki acılar hâlâ capcanlıydı. Cezaevi duvarları arasında yazılmış bir günce…

Her sayfasını yavaşça çevirdim. Kimi satırda durup uzun uzun düşündüm, kimi satırda boğazımdaki düğümü çözemeden gözlerimi kapattım. Çünkü okuduğum şey sadece bir hikâye değildi. O satırlar, gençliğini dört duvar arasında tüketen bir insanın sessiz çığlığıydı.

En çok da sevdiğine kavuşacağı günü hayal ederek ayakta kalmaya çalışması dokundu bana…
İnsan bazen umutla yaşar. Bir gün açılacak kapıyı, sarılacağı insanı, yeniden başlayacağı hayatı düşleyerek nefes alır. Belki de onu hayata bağlayan tek şey budur.

Düşündüm…
Hayat gerçekten ne kadar ince bir çizginin üzerinde ilerliyor.
Bazen birkaç saniyelik bir öfke, yıllarca sürecek bir pişmanlığa dönüşüyor. Bazen “Bana bir şey olmaz.” diyerek atılan küçücük bir adım, bütün ömrün yönünü değiştiriyor. Bazen de yanlış insanlara duyulan güven, en ağır bedeli ödetiyor.

Ne garip…
Kimse sabah evinden çıkarken akşam hayatının tamamen değişeceğini düşünmüyor. Hiç kimse bir kararın, cümlenin ya da öfke anının yıllarını elinden alacağını hesap etmiyor.
Belki de bu yüzden hayat, bize en çok durup düşünmeyi öğretiyor.

Öfkemizi yönetmeyi… Kimlerle yol yürüdüğümüze dikkat etmeyi… Vicdanımızın sesini susturmamayı…
Çünkü özgürlük sadece dışarıda yürümek değildir. Özgürlük, geceleri başını yastığa koyduğunda vicdanınla huzur içinde uyuyabilmektir.

Hayat zaten hepimiz için zor. Kimimiz görünmeyen yaralar taşıyoruz, kimimiz susarak ağlıyoruz, kimimiz güçlü görünmeye çalışıyoruz. Ama hangi yükü taşırsa taşısın insan, doğrulardan vazgeçmediği sürece yeniden ayağa kalkabilir.

Bugün o günceyi kapatırken aklımda tek bir cümle kaldı:
Hayat, ikinci bir şansı herkese vermeyebilir.

Bu yüzden sevdiklerimizin elini bırakmayalım. Bir anlık öfkenin, yanlış bir arkadaşlığın ya da kötü bir kararın geleceğimizi elimizden almasına izin vermeyelim.
Çünkü geriye dönüp baktığımızda en ağır yük, yaşadığımız acılar değil; “Keşke…” diye başlayan cümleler oluyor.

Ve bazı kapılar kapanınca, insan en çok dışarıyı değil; zamanında kıymetini bilmediği özgürlüğünü özlüyor.

Ayşe Kayacan

Diğer yazılarımı okudunuz mu?

Farklıyım farkında mısınız?

Yorumlar (2)

  1. Yıldız TEK GAMLI dedi ki:

    hayatın anlamını maddiyata çevirenlere duyurulur.

  2. Ozan Kasım KOL dedi ki:

    Hocam yüreğinize sağlık. İnsanın ne zaman, neyle karşılaşacağı, başına ne geleceği hiç bilemiyor.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Ayşe KAYACAN

29/07/1987 Balıkesir doğumluyum. Sosyal bilimler bölümü lise mezunuyum. 3 çocuk annesiyim Balıkesir Bengi ses gazetesinde 3 yıldır köşe yazarlığı ve muhabirlik yapıyorum Mutluluk ormanı cesaret suyu adında bir masal kitabım var.