ÇOCUĞUM OKUYOR PEKİ OKUDUĞUNU ANLIYOR MU?

ÇOCUĞUM OKUYOR PEKİ OKUDUĞUNU ANLIYOR MU?

Bir metni seslendirmek okumak; anlamını yakalamak ise öğrenmenin kapısını aralamaktır.

Bir çocuğun eline bir kitap veriyorsunuz. Satırları takip ediyor, kelimeleri doğru seslendiriyor, hatta hiç takılmadan sayfalarca okuyabiliyor. Okuması bittiğinde merakla soruyorsunuz: 

“Peki, ne anlatıyordu?”

Çocuğunuz bir an duraksıyor. Birkaç kelime söylüyor ama metnin bütününü anlatamıyor. Karakterlerin neden öyle davrandığını, olayların nasıl geliştiğini ya da hikâyenin sonunda ne değiştiğini açıklamakta zorlanıyor.

İşte tam bu noktada önemli bir soruyla karşılaşıyoruz: 

Çocuğumuz okumayı mı öğreniyor, yoksa yalnızca kelimeleri seslendirmeyi mi başarıyor?

Eğitim hayatında sık karşılaştığımız bu durum, okuma becerisini değerlendirirken yalnızca hıza ve doğru seslendirmeye odaklanmanın yeterli olmadığını gösteriyor. Çünkü okumak, harfleri bir araya getirip kelimeleri söylemekten çok daha kapsamlı bir zihinsel süreçtir.

Hızlı okumak, iyi okumak anlamına gelir mi?

Çocukların okuma gelişiminde akıcılık önemli bir yere sahiptir. Ancak akıcı okuma, bir metni olabildiğince kısa sürede bitirmek değildir. Kelimeleri doğru tanımak, uygun hızda okumak, noktalama işaretlerine dikkat etmek, vurgu ve tonlamayı yerinde kullanmak ve bütün bunları yaparken metnin anlamını koruyabilmektir.

Bir çocuk çok hızlı okuyabilir ama okuduğu cümleler arasında ilişki kuramayabilir. Başka bir çocuk daha yavaş okuyabilir; ancak metindeki ayrıntıları fark edebilir, karakterlerin duygularını yorumlayabilir ve olayların nedenlerini açıklayabilir.

Bu nedenle çocukları yalnızca dakikada okudukları kelime sayısıyla değerlendirmek doğru değildir. Okuma hızını artırmaya çalışırken anlamayı ikinci plana itmek, okuma eğitiminin amacından uzaklaşmasına neden olabilir.

Asıl hedefimiz, çocuğun metni yalnızca bitirmesi değil, metinle düşünsel bir ilişki kurabilmesidir.

Çocuk neden okuduğunu anlamakta zorlanır?

Okuduğunu anlama, tek bir beceriye bağlı değildir. Çocuğun kelime dağarcığı, ön bilgileri, dikkatini sürdürebilmesi, cümleler arasında bağlantı kurması ve çıkarım yapabilmesi bu süreci etkiler.

Örneğin bir çocuk, “Ali yağmurun başladığını görünce koşarak eve girdi.” cümlesini doğru okuyabilir. Ancak “Ali neden koştu?” diye sorduğunuzda cevap veremeyebilir.

Burada sorun kelimeleri okuyamaması değildir. Cümledeki neden-sonuç ilişkisini kurmakta zorlanmasıdır.

Benzer biçimde çocuk bir hikâyeyi okuyup karakterlerin adlarını hatırlayabilir ama karakterin neden üzüldüğünü açıklayamayabilir. Metinde açıkça yazılmayan bir bilgiyi fark edemeyebilir veya okuduklarını kendi yaşamıyla ilişkilendiremeyebilir.

Bunlar, okuduğunu anlamanın farklı düzeyleridir. Çocuk yalnızca metinde gördüğü bilgiyi hatırlamayı değil, bilgiyi yorumlamayı, ilişkilendirmeyi ve gerektiğinde yeni bir sonuca ulaşmayı da öğrenmelidir.

Okuma becerisi yalnızca Türkçe dersinde kullanılmaz

Okuduğunu anlama güçlüğü yaşayan bir çocuk, bu durumun etkisini yalnızca Türkçe dersinde hissetmez.

Matematikte bir problem metnini okuduğu hâlde kendisinden ne istendiğini anlamayabilir. Fen Bilimleri dersinde bir olayın açıklamasını takip etmekte zorlanabilir. Sosyal Bilgilerde okuduğu bilgileri karşılaştırmakta ve yorumlamakta güçlük yaşayabilir.

Çünkü bütün derslerde öğrenmenin temel araçlarından biri okumadır.

Bazen veli, çocuğunun matematikte başarısız olduğunu düşünür. Oysa çocuk işlemi yapabilecek bilgiye sahip olduğu hâlde problemdeki ilişkiyi çözemiyor olabilir. Bu nedenle akademik güçlükleri değerlendirirken okuma ve anlama becerilerini de göz önünde bulundurmak gerekir.

Veliler evde ne yapabilir?

Okuduğunu anlama becerisini geliştirmek için çocuğa sürekli soru sormak ya da her okumanın ardından küçük bir sınav yapmak gerekmez. Hatta okuma etkinliğini bir sorgulamaya dönüştürmek, çocuğun kitapla kurduğu doğal ilişkiyi zayıflatabilir.

Bunun yerine okuma sürecini birlikte düşünme ve keşfetme fırsatına dönüştürebiliriz.

1. Okuma öncesinde merak uyandırın.

Kitabın kapağına, başlığına ve görsellerine birlikte bakın. “Sence bu hikâyede neler yaşanacak?” diye sorun. Böylece çocuk okumaya bir beklenti ve merakla başlar.

2. Okurken kısa molalar verin.

Her cümleden sonra değil, anlamlı bölümlerin sonunda durun. “Sence bundan sonra ne olacak?” veya “Karakter neden böyle davranmış olabilir?” gibi sorularla çocuğun tahmin yürütmesini sağlayın.

3. Kendi cümleleriyle anlatmasına fırsat verin.

Okuma bittikten sonra “Ne okudun?” sorusuyla yetinmeyin. “Bu hikâyede seni en çok şaşırtan neydi?” ya da “Sen karakterin yerinde olsaydın ne yapardın?” diye sorun. Böylece çocuğun metni ne ölçüde içselleştirdiğini görebilirsiniz.

4. Okuduklarını yaşamla ilişkilendirin.

Bir hikâyedeki arkadaşlık ilişkisini kendi arkadaşlıklarıyla, bir doğa olayını günlük yaşamda gördükleriyle ilişkilendirmesini isteyin. Bilgi, çocuk için anlam kazandığında daha kalıcı hâle gelir.

5. Okumayı hız yarışına dönüştürmeyin.

Çocuğunuzun her gün daha hızlı okumasını beklemek yerine doğru, anlamlı ve uygun bir tempoda okumasını destekleyin. Gerektiğinde kısa metinlerle tekrar çalışın; ancak her okumayı süre tutulan bir etkinliğe çevirmeyin.

Çocuğun okuma serüveninde en önemli soru

Bir çocuğun okuma gelişimini değerlendirirken kendimize yalnızca “Kaç kelime okudu?” diye sormamalıyız. “Okuduğu metinden ne anladı, hangi bağlantıları kurdu, hangi soruları sordu ve yeni bir düşünce geliştirebildi mi?” sorularını da sormalıyız.

Çünkü okuma, çocuğun önüne konulan satırları tamamlaması değil; o satırların ötesine geçebilmesidir.

Bir kitabı bitiren çocuk sayfaları geride bırakır. Ancak okuduğu metin üzerine düşünen, sorgulayan ve anlam kuran çocuk, zihninde yeni kapılar açar.

Unutmayalım: 

Çocuklara yalnızca okumayı öğretmek yetmez; okudukları üzerinde düşünmeyi de öğretmeliyiz. Çünkü iyi bir okuyucu, kelimeleri doğru seslendiren değil, kelimelerin ardındaki anlamı keşfedebilen çocuktur.

Zübeyde Arslan

Diğer yazılarımı okudunuz mu?

GÜVEN YOKSA ÖĞRENME YOK

Yorumlar (2)

  1. Yıldız TEK GAMLI dedi ki:

    yine harika bir konu, harika bir bilgilendirme… teşekkür ederiz…

  2. Ozan Kasım KOL dedi ki:

    Sizin yazılarınızı okudukça , yeni şeyler öğrendiğimi farkediyorum. Kaleminize sağlık.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Zübeyde Arslan

Zübeyde Arslan, 1982 yılında Muş’ta doğdu. İlkokul eğitimini Tekirdağ’da, ortaokul ve lise eğitimini Aydın’da tamamladı. Atatürk Üniversitesi Sınıf Öğretmenliği Bölümü’nden mezun oldu. 20 yılı aşkın süredir uzman sınıf öğretmeni olarak görev yapan Arslan; PYP/IB, üstün zekâlılar eğitimi, öğrenci koçluğu, akıl ve zekâ oyunları, anlayarak hızlı okuma ve çocuk gelişimi alanlarında çeşitli eğitimler aldı. Öğrenci merkezli ve bütüncül bir eğitim anlayışını benimseyen Arslan, öğrencilerin bireysel farklılıklarını gözeterek akademik, sosyal ve duygusal gelişimlerini desteklemeye önem vermektedir. Eğitim alanındaki deneyimlerini yazılarıyla da paylaşan Arslan, farklı eğitim platformlarında öğretmenlik, çocuk gelişimi ve güncel eğitim sorunları üzerine yazılar kaleme almakta; aynı zamanda "21. Yüzyıl Sınıfı" adlı kitabın yazarıdır.