SESSİZ ÇOCUK
- Yazar: Soner IRMAK
- 9 Ağustos 2026
- 7 kez okundu
SESSİZ ÇOCUK
BÖLÜM 2 — Elif Öğretmen’in Sırrı
Sessiz Çocuk; “Gel,” diye seslendi Elif Öğretmen.
Adem kapıyı yavaşça açarak içeri girdi. Daha önce hiçbir öğretmeninin odasına özel olarak çağrılmamıştı. Bu yüzden hem meraklı hem de biraz tedirgindi.
İçeri girdiğinde karşılaştığı oda beklediğinden çok daha güzeldi. Büyük bir çalışma masası, deri koltuklar, duvarlarda çeşitli tablolar ve raflara özenle dizilmiş kitaplar vardı. Adem hayranlıkla etrafına bakarken farkında olmadan biraz yüksek sesle,
“Vay be!” dedi.
Elif Öğretmen başını bilgisayarından kaldırıp gülümsedi.
“Buyur Adem, geç otur. Biraz işim var, onu halledeyim. Sonra seninle konuşacağız.”
“Peki hocam.”
Adem, Elif Öğretmen’in karşısındaki koltuğa sessizce oturdu. Beklerken gözleriyle odayı incelemeye devam etti.
“Hocam, odanız gerçekten çok güzelmiş.”
“Teşekkür ederim Adem.”
Elif Öğretmen bilgisayardaki son birkaç işlemini tamamladıktan sonra ekranı kapattı ve koltuğunda Adem’e doğru döndü.
“Evet… İşim bitti. Gelelim sana.”
Adem biraz daha dik oturdu.
“Şimdi ben seni buraya neden çağırdığımı çok merak ediyorsundur.”
“Evet hocam, hem de çok merak ediyorum.”
Elif Öğretmen birkaç saniye Adem’in gözlerinin içine baktı.
“Sana bir sır vereceğim. Ama aramızda kalacak. Söz mü?”
Adem hiç düşünmeden cevap verdi:
“Söz hocam. Hem de erkek sözü!”
Elif Öğretmen bu cevaba gülmeden edemedi.
“Peki, sana güveniyorum.”
Bir süre sustuktan sonra anlatmaya başladı.
“Bak Adem… Ben de bir zamanlar çocuktum. Tıpkı senin gibi. İlkokula gittim, ortaokula gittim, sonra liseye başladım. Derslerimde oldukça başarılıydım. Fakat okulda bazı arkadaşlarım sürekli benimle dalga geçiyordu.”
Adem’in yüzündeki gülümseme yavaşça kayboldu.
Elif Öğretmen devam etti:
“İlk başlarda önemsemedim. Bir kere oldu, sustum. İkinci kez oldu, yine sustum. Belki benden sıkılırlar, belki vazgeçerler diye düşündüm.”
Adem artık dikkatle onu dinliyordu.
“Ama vazgeçmediler. Ben sustukça daha da ileri gittiler. Bir gün artık canıma tak etti. Bütün cesaretimi toplayıp karşılık verdim. Sonra öğretmenlerime anlattım. İlk başta bazıları, ‘Arkadaşlar arasında olur böyle şeyler,’ diyerek fazla önemsemedi.”
Elif Öğretmen’in yüzündeki gülümseme kaybolmuştu.
“Sonra iş fiziksel şiddete kadar vardı.”
Adem ilk kez başını kaldırıp doğrudan öğretmeninin gözlerine baktı.
“Size… vurdular mı hocam?”
Elif Öğretmen birkaç saniye sustu.
“Evet.”
Adem ne söyleyeceğini bilemedi.
“İşte o gün artık susmadım Adem. Öyle bir bağırdım ki neredeyse bütün okul ayağa kalktı. Öğretmenler, öğrenciler… Herkes ne olduğunu anlamaya çalışıyordu. Ve o gün kendi kendime bir söz verdim.”
“Ne sözü hocam?”
“Bir gün öğretmen olacaktım. Benim yaşadıklarımı yaşayan çocukların yanında duracaktım. Kendini yalnız hisseden, dışlanan, alay edilen çocuklara yardım edecektim. Çünkü bazen bir çocuğun ihtiyacı olan tek şey, onu gerçekten dinleyecek bir yetişkindir.”
Adem sessizce dinliyordu.
Elif Öğretmen masanın üzerinden ellerini uzatıp birbirine kenetledi.
“Şimdi gelelim sana…”
Adem’in yüzündeki ifade bir anda değişti.
“Bugün okul servisinde bazı şeyler yaşanmış.”
Adem’in kalbi hızlanmaya başladı.
Elif Öğretmen yumuşak bir sesle sordu:
“Anlatmak ister misin Ademciğim?”
Adem cevap vermedi.
Başını önüne eğdi.
Parmaklarını birbirine kenetledi.
Utandığı belliydi.
“Adem?”
Yine cevap yoktu. Elif Öğretmen onu zorlamadı.
“Bak, bana anlatmak zorunda değilsin. Ama şunu bilmeni istiyorum: Burada söylediğin hiçbir şey yüzünden seni suçlamayacağım.”
Adem’in gözleri dolmaya başladı.
Ama ağlamamak için kendini tuttu.
“Onlar kötü çocuklar değil hocam…” diye fısıldadı sonunda.
Elif Öğretmen şaşırdı.
“Kimler?”
Adem yine sustu.
“Benimle dalga geçenler…”
“Onları neden savunuyorsun?”
Adem başını kaldırmadan cevap verdi:
“Belki de sorun bendedir hocam.”
Elif Öğretmen’in yüzündeki ifade bir anda değişti.
“Ne demek istiyorsun?”
Adem derin bir nefes aldı.
“Boyum kısa… Çok konuşamıyorum. Herkes gibi değilim. Teneffüslerde kitap okuyorum. Bazen kimseyle konuşmadan bütün günü geçiriyorum. Belki ben biraz daha normal olsaydım benimle dalga geçmezlerdi.”
Elif Öğretmen duydukları karşısında birkaç saniye konuşamadı.
İşte zorbalığın bir çocuğa verebileceği en büyük zarar tam karşısındaydı.
Adem artık başkalarının yaptığı kötülüklerin suçunu kendisinde aramaya başlamıştı.
Elif Öğretmen sandalyesinden kalktı ve Adem’in karşısındaki koltuğa oturdu.
“Şimdi beni çok iyi dinle Adem.”
Adem yavaşça başını kaldırdı.
“Senin boyunun kısa olması suç değil. Sessiz olman suç değil. Kitap okuman hiç suç değil. Başkalarından farklı olman da suç değil.”
Adem’in gözünden küçük bir yaş süzüldü.
“İnsanların farklılıklarıyla dalga geçmek yanlıştır. Birine istemediği hâlde lakap takmak, onu küçük düşürmek, eşyalarına zarar vermek ya da ona vurmak şaka değildir.”
Adem sessizce sordu:
“Peki nedir hocam?”
Elif Öğretmen gözlerinin içine baktı.
“Zorbalıktır.”
Adem ilk kez yaşadıklarının adını duyuyordu.
Zorbalık.
Belki de o güne kadar başına gelenlerin yalnızca kötü bir şaka olduğunu düşünüyordu.
Ama artık biliyordu.
Elif Öğretmen ona doğru biraz yaklaştı.
“Ve bundan sonra bunu tek başına yaşamayacaksın.”
Adem gözyaşlarını eliyle sildi. Fakat hâlâ söylemediği bir şey vardı. Serviste yaşananlardan çok daha ağır bir şey…
Kimseye anlatamadığı bir olay.
Hatta günlüğüne bile yazmaya cesaret edemediği bir olay…
Soner IRMAK
Diğer Yazılarımı Okudunuz mu?
