BONCUK VE HANIM

BONCUK VE HANIM

BONCUK ve HANIM

Köy evimizin önünde asma, altında uzun bir salmamız vardı. Şimdiki balkon gibi ama evin çok geniş, çok amaçlı kullanımı olan bölümü. BKöy evimizin önünde asma, altında uzun bir salmamız vardı. Şimdiki balkon gibi ama evin çok geniş, çok amaçlı kullanımı olan bölümü. ahar gelip havalar ısınınca akşamları sedirlere oturur, çayımızı içer, yer sofrasında yemeklerimizi yeriz. Köylerde akşam olmadan yemek yenir, ortalık toplanır; çat kapı misafir gelirse oturacak yer olsun. Yine bir gün akşam yemeği yiyoruz, komşunun Sarman kedisi geldi. Yemek suyuna ekmek banıp verdik, yedi. Ertesi akşam yine geldi, besledim, gitti. Bu gidip gelmeler bir ay kadar sürdü. Günler geldi geçti, Sarman kedi gelmedi. Merak etmekle birlikte, “Sahibi var, besliyordur,” diyerek aramadık. Aradan iki ay geçti. Yine bir yemek vakti bizim bahçe duvarının üstünde Sarman kedi önde, üç yavrusu arkasında geldiler. Nasıl sevindik anlatamam. Önce anneleri, sonra tüm aile her gün bize akşam yemeğine geldiler. Sonra hiç gitmediler. Onlar bizi, biz onları çok sevdik.

Yazın gelmesiyle yayla göçü zamanı geldi. Komşunun büyük kızı çıktı, geldi. — Biz yaylaya göçeceğiz, kedimiz Boncuk’u almaya geldim. Ailece tepki verdik, bunca zaman neden gelip almadınız?

 — Yavrular sizde kalsın, anasını ben götüreyim, yaylada fare avlayacak, dedi pişkince. 

O kovalıyor, kedi kaçıyor; nasıl olduysa yakaladı, götürdü. Yavruların her biri bir buğday çuvalının arkasına kaçıştılar. İçler acısı bir durumdu. Anneleri beslerken yalar, temizler; kendini, yavrularını güvende hissederdi. Merhamet yoksunu komşu bu huzuru çok gördü.

Sabah oldu; ev bark traktör kasasına yüklenmiş, kendileri de yüklerin üstüne binmişler, Boncuk kedi boynunda ip bağlı hâlde çocuğun kucağında oturuyor. Bizim eve, yavrularına bakıyor. Duyduğum üzüntünün tarifi yok. Sadece yüksek sesle, “Boncuk, kaç gel kızım!” diyebildim.

Yavru kedilere isim vermiştik. Biri çok cana yakındı, adı Hanım; diğerleri değildi. Rahmetli Yıldız Kenter’in bir filmi vardı. Kedisinin adı Hanım, ondan esinlenip vermiştik. Diğer ikisi büyüyünce evi terk ettiler. Hanım artık ailemizin vazgeçilmeziydi. İşte, evde, misafirlikte hep bizimleydi. Yaz ortasında bir sabah gördük ki Boncuk zayıf, bitkin hâlde evin önünde duruyor. Tam iki yüz elli kilometrelik yolu tepip gelmiş. Yayla dönüşüne kadar bizde kaldı, iyileşti. Yine gelip götürdüler. Hanım kedi büyüdü, serpildi. Zamanı geldi, anne oldu. Yıllar geçti, ben de kendi yuvamı kurdum. Ailemi ziyarete geldiğimde erik ağacının gövdesinde, sandığın içinde yatar görürdüm. “Hanım nerede?” der demez uçarak yanıma gelirdi. Yaşlanmıştı; kaç kez anne olmuş, kaç kez yorulmuştu. En son geldiğimde seslendim, yoktu. Evden kendi isteğiyle gitmiş, öyle dedi annemler. Boncuk ve Hanım kedimden geriye bu hoş anılar kaldı. Hayvanlarla insanlar arasında güçlü bağlar var, sadece görmek isteyen şanslı insanlar görebilir. Tesadüfen hayatımıza girdiler, hoş anılar bırakıp gittiler. Kediler ve diğer can dostlarla bağımız hâlâ devam ediyor. Benim gibi gördüğü hayvan dostlarla konuşan var mı aranızda?

Elife Akgül

Editör: Elif Ünal Yıldız

Bir Önceki Yazımı Okudunuz mu?

MERSİN-İÇEL

Yörük Kültürü’ne Işık Tutan Romanlarıma Buradan Ulaşabilirsiniz :

MELİK KIZI

LAVANTA KOKUSU

Yorumlar (1)

  1. Yıldız TEK GAMLI
    • 18/03/2026

    nasıl güzel bir yaşam nasıl özgürlük değmiş hayatınıza... kediler sahiplerini seçer sakın unutmayın hocam...

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Elife AKGÜL

Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü mezunuyum. 58 yaşındayım ve ev hanımıyım. Yörük kültüründen etkilenerek kendi yaşamım ve ailemin yaşantıları üzerinden hatıralar ile roman ve öyküler yazdım. Aynı konseptte edebi ürünler üretmeye devam ediyorum. Şu ana kadar yazdığım fakat yayınlanmamış bir roman, bir öykü, bir tiyatro senaryosu ve bir şiir bulunmaktadır. Tarzımı Cengiz Aytmatov ve Yaşar Kemal’e yakın görüyorum.