Kırk Yıllık Aşk
- Yazar: Erol ATLAS
- 25 Ocak 2026
- 29 kez okundu
Kırk Yıllık Aşk
Ayaz, soğuk, zifiri karanlık bir gecede; gökyüzünün ihtişamlı yıldızları altında…
Yüreğimin, gönlümün pırıl pırıl olduğu o anlarda, kara üzüm gözlerimle çeyrek asırlık ömrümün KADER basamaklarında yürüyordum. Bahçe kapısının cırıltısıyla içeri girdim. Antre yapısındaki zile basarken çalan ses miydi kalbimin sesi, yoksa heyecandan daha fazla titreşen kalbim miydi?
Kapıyı açanın “Buyurun” deyişini bile görecek cesareti kendimde bulamazken, ablamın hafif itişiyle kendimi salonda buldum. Merasim kıtası gibi dizilmiş ela, mavi, kumral bakışlar, kara üzüm gözlerimi zifiriye çeviriyordu.
Bütün yüzler, bütün gözler bin bir tebessümle damat adayına, yani bana odaklanmıştı. Sobanın gürül gürül yanışı, odun alevlerinin tavanda yaptığı ışık dansı ve üstüne çöken sıcaklık…
Çeyrek asırdır yüzü gülmeyen Yetim Erol, kan ter içinde, divanın bir köşesine sıkışmış; bakışların dağılmasını dileyen, aman isteyen bir kedi gibi büzülüyordu. Tam kendimi tanıtacak bir söz ararken bir ses yükseldi:
“Hoş geldiniz… Hoş geldin delikanlı.”
Sözü alan muhterem kayınpeder, nefes aldıran konuşmasıyla; yer yer ahiretten, yer yer dünyadan kelam etti. “Allah insanı kutsal yarattı… Son dinle bizi müjdeledi. Bizi ilimle, irfanla, vicdanla ve merhametle hâkim kıldı. Dünyada hiçbir sınıfın, hiçbir ırkın diğerinden üstünlüğü yoktur. Asıl din; inanç, ahlak, değerler ve vicdanlar toplamıdır…”
Az ve öz sorularla rahatlamaya çalışırken, bunca kızın içinde bana uygun gördükleri Nazlı’mı arıyordum.
“Naz çiçeğim… Neredesin?”
Çeyrek asırdır öksüz kalan Yetim Erol’a annelik yapan, kaderime anlam katan ablamın feleğin eleğinden, hayatın süzgecinden geçirerek ölçüp biçip, adeta fabrika ayarlarında bulduğu; fidan boylu, kar tenli, yeşil gözlü Naz Çiçeğimi görmek için başımı her kaldırışımda, onun yanındaki 22 göz bana odaklanıyordu. Mahcubiyetle boynumu büküyordum. Zaten annesiz her çocuk gibi, boynu bükülmeye alışkındım…
Ürkek halimi fark eden, kaderime yol ve ışık olan üstat ablam, aniden müdahale etti. Beni ve birkaç ev halkını yan odaya aldı. Kalbim, saatin ritmi gibi atarken, ablamın dürtüsüyle utangaçlığımı yenip başımı kaldırdım.
Ve…
Ne göreyim?
El işlemeli Osmanlı motifli tarihî ahşap sandığın üstünde… Elinde iğne oyası, başında ihtişamlı yazmasıyla o vardı. Odanın tüm sıcaklığına rağmen donup kaldım. Kalbimin titremesine hâkim olamıyor, yeşil, kocaman ceylan gözlerinde kayboluyordum.
Güzelliği…
Çeyrek asırdır görmediğim, gözlerimin alışık olmadığı bir güzellikti bu. Kar beyazı teni, tebessümle beliren inci misali dişleri, yüzüne serpilmiş çilleri, yanaklarında şeftali rengi…
Kalbimin rıhtımı öyle bir coştu ki, o an inandım: Ablam KADERİME lezzet katan değer… Ya da kaderimi bulan.
O koca odada konuşulanların, ikramların, sıcağın-soğuğun ne manası vardı? Ben dünyamı değil; günleri, ayları, yılları, mevsimleri oluşturan Güneşimi bulmuştum. Artık onun etrafında dönen bendim. Gece yarısına yaklaşılırken ayrılık hazırlıkları başladı ama benim yüreğim, gözlerim, kalbim hâlâ odadaydı; Sandığın üstünde, elinde iğne oyasıyla dünyamı aydınlatan yeşil bahar gözlü Naz Çiçeğimde…
Derler ya; âşığa sorarlar: “Sen aşkında ne gördün?”
Âşık Veysel der ki: “Bir de benim gözümle gör…”
Gör işte…
İlk aşk beni neyledi?
Kalabalık yavaş yavaş dağılırken, bu gecenin amacı da tamamlanıyordu: Gençlerin birbirini görmesi, ailelerin beğeni faslı… Ablam her zamanki atikliğiyle kayınvalideme sordu:
“Nasıl, beğendiniz mi kardeşi mi?”
“Maşallah, şirin mi şirin…”
Ablam cebinden çıkardığı şekerleri “şirinlik” diye uzattı. Kayınvalidem de kendi cebindekilerle birleştirip, büyük bir tebessümle pardösümün cebine doldurdu.
İşte o gün anladım ki kırk yıllık aşk efsanesi o gün başladı. Bu aşk öyle bir adla anılmalı ki ölümsüz olsun.
“Dünyam” desem yetmez…
Çünkü dünya yalnızca kendi etrafında döner; geceyle gündüzü oluşturur.
“Güneşim” desem yeter…
Çünkü güneş; ayları, yılları, mevsimleri, baharı ve yazı var eder.
GÜNEŞİM…
Emeği geçen tüm değerlere sonsuz teşekkürlerimle.
Erol ATLAS
06.02.1986
Diğer yazılarıma da göz atmak ister misiniz?
