TÜRETMEK

TÜRETMEK

    İnsanoğlu kendini bildi bileli var olanı tüketmeye yönelir. Önüne konulmuşu avcı gözlerine kestirir, zihnine kazır ve sivri pençelerini aralayarak o “şeye” uzanır, atılır, saldırır. Gözleri açık, duyuları tetiktedir; nitekim en ufak bir kırıntıyı bile fark etmeye programlıdır. Fark eder ve sömürür, fark eder ve emer, fark eder ve içine çeker. Ondan kaçmak mümkün değildir. Yutsa, sindirse ve geğirse bile vücudundan atamaz içine hapsettiklerini; bir şekilde hazmedemediği parçalar kalır daima. Çünkü bir atıktan kurtulmanın en kolay yolu, onu unutulmaya terk etmektense başka bir şeye dönüştürmektir.

Basit bir pil, doğada neredeyse 300 sene içerisinde yok olur. Suyunuzu dar ağzından yudumladığınız bir cam şişenin doğadan tamamen yok olması ise 4000 seneyi bulur. Çocuğunuzun artık oynamaktan sıkılıp bir kenara fırlattığı plastik oyuncağı peki? En azından 1000 sene biçersek yeridir. Peki ya uyarılar insan zihninde kaç sene içinde yok olur? Televizyon kumandasıyla kanallar arasında mekik dokurken tesadüfen denk geldiği bir film sahnesini ne kadar sürede unutur insan? Henüz küçücükken önünden geçtiği parkı? İlk sevgilisiyle el ele yürürken farkına dahi varmadan kendini bulduğu, yolunu şaştığını sandığı yabancı bir caddeyi peki? Kapağını kapadıktan sonra etkisinden çıkabilmek için derin bir iç çektiği romanın satırlarını ne zaman unutur insan? Bir ay? Bir sene? Bir ömür? Ben size iyisi mi cevabı vereyim: Hiçbir zaman.

Özümüzde, bütün bilgisayarlardan ve belleklerinden daha güçlü bir hafıza yattığına inanırım ben. Kapasitesi akıl almazdır. Hiçbir detayı atlamaz, hiçbir sahneyi es geçmez.  Hatırımızın en uç köşesine ilişmiş sayısız bilgi ve anı kapsülü bulunur ve bu dingin potansiyel, gerektiğinde insan zihninin kıvrımlarında dolanırken hızını alamaz, olağanüstü bir beyin fırtınası doğurarak gürültülü bir patlamayla açığa çıkar. Özümsenmiş her bir idea bedenden ve zihinden dışarı taşmanın bir yolunu bulur; sıçrayarak etrafı batırır ve damlaları parke zeminde lekeler bırakır. Ve bu lekeler silindiğinde toz bezinde bıraktığı iz daima bir sanat eseri niteliği taşır.

İşte sanat böyle doğar. En ünlü tasarımcılar da kumaşını dokurken içlerinden bir parçayı iplik belleyip dikerler, en ulu ressamlar da tuvallerine gözlerinin önüne gelenleri dökerler. Bu süreç basit bir tüketme değildir, zira tüketilen şey daima bir estetiğe gebe kalır: Ben buna türetmek derim. Tüketerek üretmek, türetmekten başkası değildir çünkü. Tam bu anda, olduğunuz yerde durup kendinize bakmanızı istiyorum. Her bir eyleminizin içselleştirilmiş sömürgelerden doğduğunu anlamanızı, geçen günlerde fiyatını umursamadan aldığınız çantayı bile sayısız çağrışımla beğendiğinizi görmenizi istiyorum. İnsanoğlu, sandığınızdan çok daha komplekstir ve zihni adeta iç içe geçmiş halkalardan oluşur. En içteki halka, en ufak bir görsel veya duyu uyaranıyla uyarılır; titreşir ve bir dıştakine çarpar. Ardından onu da titreştirir, ve bir dıştakine ilerler. Tam bu esnada en içteki halkaya bir veri daha gelir, ve yeniden titreşmesi ortaya bir ritim koyar. Bu ritim doğanın ahengidir, tüm halkaları çınlatarak bir melodi sunar bize. Sonra ortaya bir şarkı çıkar, dinleriz; çoğu zaman nereden geldiğini bile kestiremeyiz. Oysa tüm bu bilinç akışı anlattığım kadar basittir, tabii bir o kadar da karmaşık olduğunu söylemesem olmaz.

Türetmek, bilinçli veya bilinçsiz hepimizin yaptığı bir eser oluşturma sürecidir. Tüm sanatçıların, tüm çocukların ve tüm memurların bile yaptığı ortak şey budur.

Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? 

Yorumlar (7)

  1. Emre
    • 2/02/2024

    Kalemimize sağlık hocam Sizin yazılarınızı çok beğeniyorum👏👏

  2. Gizem
    • 18/01/2024

    Tüketmek, tükenmek insanlığın düşünmeden bilinçsizce yaptığı en savurgan yanıdır belkide...

  3. Mehmet Ünal
    • 14/01/2024

    Kalemine yüreğine sağlık olsun

  4. Elif Ünal Yıldız
    • 31/12/2023

    Teşekkür ederim

  5. Ozan Kasım KOL
    • 30/12/2023

    Üreten yüreğinize, kaleminize sağlık.

  6. Elif Ünal Yıldız
    • 29/12/2023

    Çok teşekkür ediyorum ❤️

  7. Yıldız Tek Gamlı
    • 29/12/2023

    Üretmek sanattır peki her üretim bir sanat mıdır? Kaleminize yüreğinize sağlık hocam

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Elif Ünal Yıldız

fisildayankalemler.org online gazetemizin Kurucusu, Başkanı ve Baş Editörüyüm. Aynı zamanda makale ve köşe yazarlığı yapmaktayım. 1986 İstanbul doğumluyum. Kamu Yönetimi mezunuyum. Mesleğim Yönetici ve yazar. Umuda Yolculuk adında basılmış bir romanım var. Şuanda ikinci romanımı yazıyorum.