TOPLUM VE KABİLE

TOPLUM VE KABİLE

Değerli okurum,

 Şimdi sana toplum ve kabile nedir? Bunların özellikleri nelerdir, ne yaparlar bunlardan bahsetmek istedim. Yazının sonunda bizler neyiz senin karar vermeni istiyorum. Hazırsan başlıyorum.

Şimdi sana toplum nedir? diye soracak olursam bana toplum, “Birçok ortak çıkarı gerçekleştirmek için bir arada yaşayan insan topluluğu” gibi temel bir tanım yapabilirsin. Doğrudur da toplumlar kanunlara saygılı, bireylere saygılı, en önemlisi ise yaşam haklarına saygı duyan insan topluluğu olarak tanımlanır. Toplumların temel dayanağı adalettir. Sağlam bir adalet temelinde yöneten hangi görüşte olursa olsun bu adalet temelini sarsamaz. Toplum çıkarlarına ters düşen bireyler toplumdan ayıklanır ve toplum huzuru sağlanır. Eğer bir toplumda adalet olmaz ise yolsuzlukla baş edilemez ve yolsuzluk yapanlar sürekli zenginleşirken halk fakirleşir. İkinci temel kural ahlaktır. Ahlak denince aklına fuhuş gelmesin. Bir banka sırasında senin önüne geçmeye çalışan biri ahlaksızdır, toplu taşımada insanların rahatsız olacağını düşünmeyerek yüksek sesle konuşan veya müzik dinleyen kişi ahlaksızdır, sokak hayvanlarının beslenme, barınma gibi ihtiyaçlarına saygı duymayan kişi ahlaksızdır, sokağa tüküren kişi ahlaksızdır. Bunun gibi binlerce örnek verilebilir. Düşünsene sabah kalkıyorsun ve o gün beni kimse dolandırmasın, kandırmasın diye gün boyunca mücadele veriyorsun. Zarar görmemek için sürekli tetikte olmalısın. Toplumlarda ahlak temeli mutlaka vardır. Bu bir kanun değildir fakat bireylerin ahlaklı bireyler olarak yetişmesi sağlanır. Ahlak’ın din ile hiçbir ilgisi de yoktur. Dinler ahlaklı olmayı emretse de bireyler bunu genelde dindar olmanın ahlakı otomatikman getireceğine inanır. Bunun için de çoğu ahlaka ihtiyaç duymaz ve yaptıkları ahlaksızlıkları din kisvesiyle meşrulaştırmaya çalışır. Ahlak temeli çökmüş bir coğrafyada kısa yoldan para kazanma normalleşir. Elimizin altındaki teknoloji öyle amaçlar için kullanılır ki şaşar kalırsın bir müddet. Zamanla artık hiçbirşeye şaşırmamayı öğrenirsin. Ahlaksızlık normalleşmiş, sıradanlaşmıştır. İnsanlar en mahrem anlarını milyonlarla paylaşır, sözüm ona elitler yemek yedikleri restoranlardan yediklerini paylaşır, karton bardaklara yazdırdıkları isimlerini kahve keyfi diye insanların gözüne sokmakta sakınca görmezler. O içi renklendirici ve tatlandırıcı dolu kahveye dünyanın parasını vermeleri, onun için dakikalarca sıra beklemeleri çok önemli değildir. Onlar için önemli olan popüler olmaktır. Bu gibi topluluklarda elit kesim diye bir kesim yoktur. Elit olmak kültürden, görgüden ve ahlaktan geçer. Fakat bu gibi tipler elit olmakla zengin bir görgüsüz olmayı aynı şey zannederler. Normal şartlarda görgüyü, ahlakı bilen kültürlü ama fakir biri de elit biridir. Ahlaktan habersiz bu bireyler kendilerini elit olarak tanımlar. Ahlak konusu üzerine ansiklopedi yazılacak kadar geniş bir konudur ama korkma ben kısa kestim. Şimdi gelelim kabile nedir? Bunu irdelemeye.

Kabile: Yaşam tarzlarına göre örgütlenen ve buna göre yaşayan insan topluluğu.

Genel tanım budur. İnsan türü avcı toplayıcı olduğu zamanlardan, Sümerlerin şu an bizim kullandığımız medeni kanun, ceza hukuku, gibi şeylerin temelini oluşturdukları zamana kadar kabile yaşamı süren bir türdür. Kabile yaşamı en güçlü ve soy olarak en uygun kişi kabile reisi seçilmiştir, tüm kabilenin kaderi onun iki dudağının arasındadır. Kabile reisine mutlak itaat şarttır. Kabile reisi bir çoban, kabile üyeleri de onun koyunlarıdır. Herhangi bir kanuna veya ceza hukukuna bağlı olmadıkları için tek kanun kabile reisidir. Günümüz kabileleri dışardan bakılınca çok modern gözükse de aslında cehalet onların vazgeçilmezi olmuştur. Yukarıda bahsettiğim ahlak kuralları onlar için eziklik ve enayiliktir. Bunlar zorbalığı kendilerine doğuştan verilmiş bir hak olarak görürler. Kendinden zayıfları ezer ve her durumda haklı çıkmayı başarabilirler. Modern görünen kabile devlet başkanlarından sadece bir tanesinden örnek vereyim. Saddam Hüseyin’in Irak’ına göz atalım önce. Saddam 24 yıl boyunca Irak’ı yönetti. Her zorbanın uyması gereken düsturu asla unutmadı. Ya öldürürsün, ya da ölürsün. Onun iktidarda kalma yöntemi ona rakip olacağından azıcık şüphelendiği biri varsa onu öldürmekti. 1959 yılında ırak’ın lideri olan Abdulkerim Kasım’a düzenlenen suikastta parmağı olduğu biliniyor ve bu Baas partisi çevresinde onun gurur duyduğu bir şey olmuştu. Darbeden sonra Saddam’ın kuzeni el Bekir Cumhurbaşkanı olur ve Saddam Başkan yardımcısı olarak atanır. On yıl boyunca bu görevde yandaş toplamış, hükümetin farklı çevrelerinde dostluklar kurmuştu ve zamanı gelince El Bekir’i görevden el çektirip iktidarı eline almıştı. Bundan sonraki süreçte rakiplerini korku ve tehdit ile bastırmış, yurt dışında olsalar bile rejimini eleştirenleri öldürtmüş ve hatta Halepçe katliamı gibi birçok masum insanı kimyasal silah kullanarak katletmiştir. Ülkesinde ona bu yaptıkları için hiç kimse hesap soramamıştır. Kendi damatlarını rejim karşıtı oldukları için öldürtüp Bağdat sokaklarında arabaların arkasında sürükleyerek gezdirmiş bir zorba. Bu örneği şunun için veriyorum. Kabile olan devletlerde asla hesap sorulmaz. Lider ne yaparsa yapsın korku kültürü ona hesap sormayı engeller. Lider Tanrı tarafından görevlendirildiğine inandırmıştır ve o giderse ülkenin batacağı yalanı sık sık tekrarlanır. Topluluk içerisinde ki ahlaki çöküntü liderlerin pek umurunda olmaz. Bireylerin ahlak anlayışı ne kadar az olursa onun iktidarı o kadar uzun süre kalır. Toplulukta ki bireyler ahlaksızlıkla o kadar meşguldürler ki ülkede ki yolsuzluk, gelir dağılımındaki haksızlık, ölümler ve cinayetler umurlarında değildir.
Şimdi…

Tüm bu okuduklarınızı değerlendirdiğinizde yaşadığımız coğrafyada, toplum muyuz? Yoksa Kabile mi?

 

 

 

 

Etiketler:

#kabile #toplum

Yorumlar (3)

  1. Yıldız Tek Gamlı
    • 22/01/2024

    Sonuna kadar heyecanla okudum. Toplum gibi gelmiyoruz şu günlerde bana oysa kabile tanımına çok daha uygun topluluklar geldi gözüme Saddam dan önce... Kaleminize sağlık ❤️

  2. Yıldız Tek Gamlı
    • 22/01/2024

    Sonuna kadar heyecanla okudum. Toplum gibi gelmiyoruz şu günlerde bana oysa kabile tanımına çok daha uygun topluluklar geldi gözüme Saddam dan önce... Kaleminize sağlık ❤️

  3. Hasan SUNGURALP
    • 18/01/2024

    Merhaba, İlgi çekici, merak uyandıran, bir yandan günceli yakalarken bir yandan da didaktik yönü ağır basan yazıyı bir solukta okudum. Yine çok güzel tespitler var, Çok teşekkür ediyorum. Ne kadar sosyolog varsa o kadar da toplum tanımı mevcut olduğundan bunların tek tanım altında birleştirilmesi çok çok zor diye düşünüyorum... Sorunun cevabına gelince; Yazıyı göz önüne alarak değerlendirdiğimizde Sadece yaşadığımız coğrafyada değil tüm dünyada ideal anlamda toplumun var olmadığını, en iyi ihtimalle topluma benzer kabilelerin mevcut olduğunu söyleyebilirim. Bu kabileler arasındaki fark ise sadece makyajlarının amatörce veya profesyonelce yapılmış olması... Dünya kocaman bir köy ve kabileler de bu köyde kendi alanlarında yaşamaya devam ediyorlar...

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Zafer DEĞİRMENCİ

30.08.1979 yılında Erzurum’da doğdu. Babasının memur olması nedeniyle 1983 de Kayseri’ye göç ettiler. İlk, orta ve lise öğrenimini Kayseri’de tamamladı. İş hayatına atılıp sonrasında askerlik görevini tamamladıktan sonra yine değişik işlerde çalıştı. En son 2013 de bir iş için gittiği Diyarbakır da eşi Yeliz Değirmenci ile tanıştı. ve evlenip Diyarbakır’a yerleşti. Roman yazma isteği çocukluğunda babasının eski bir daktiloda yazmaya çalıştığı fakat bir türlü bitiremediği roman denemelerinden gelmekte olup, eşininde desteğiyle ortaya çıktı. Yayımlanan Ağaç dalından kuşlar, Simon, Ölüm var! Hasan ve Çoban isminde dört romanı var. Ayrıca araştırmacı tarih yazarı olan Zafer Değirmenci çeşitli platformlarda yazdığı makalelerlede tanınmaktadır.