Rönesans Dönemi

Rönesans Dönemi

Rönesans Dönemi

Giriş

Rönesans, Avrupa’da Ortaçağ ile Yeniçağ arasında var olan yaşamsal, sanatsal, bilimsel alanda yeniliklerin yaşandığı, insan faktörünün öne çıktığı bir dönemdir.
Orta Çağ dönemini anlatan en önemli olgular arasında Feodal yapı, Katolik kilise ve Haçlı savaşları gibi terimler yer almaktadır. Batı’nın merkezi kabul edilen İtalya, tarihinin hem en iyi hem de en kötü dönemlerini bir arada yaşamaktadır.

Bir yanda Yüzyıl Savaşları yaşanırken diğer yanda Kara Ölüm olarak adlandırılan ve yüzbinlerce kişinin ölümüne sebep olan veba salgını baş göstermiştir. Aynı zamanda köylü ve esnafın ayaklandığı, cehaletin ve yoksulluğun baş gösterdiği, baskıcı bir kilise ile gaddar bir yönetim biçiminin hüküm sürdüğü bir dönemdir.

Rönesans, kendisini bu koşulların var olduğu dönemde zuhur etmeye başlamıştır ve insanlar için adeta bu felaketlerden bir kaçış niteliği taşımaktadır.

Rönesans sözcüğü Latince’de ‘doğmak’ fiilinden evrilerek yeniden doğuş manasını ifade etmektedir. Sözcüğün dönemin koşullarına vurgu yapan manidarlığı dikkat çekmektedir. Bu sözcük, sanatla olan bir ayaklanmanın geçmişteki bağlarına vurgu yapmaktadır.

Dönemin öncü sanatçıları doğanın, fiziki yasaların ve insan anatomisinin bilgisine ulaşarak, bu bilgileri resim ile heykelin imgesi durumuna dönüştürerek, Yunan atalarının ulaştığı ustalığa erişmek istemişlerdir. Fakat onlara öykünmek yerine kendi tarzlarını oluşturma gayreti göstermektedirler.

Bu dönem, özellikle sanat alanında dâhiyane eserlere ev sahipliği yapmış ve İtalya’yı Rönesans’ın sanat merkezi haline getirmiştir. XV. yüzyılın ilk çeyreğinde bir grup sanatçı, geçmiş düşüncenin tüm bağlarını yeniden ele alarak teknik, yöntem ve düşünce açısından yepyeni bir sanat anlayışının ortaya çıkmasına yardımcı olmuştur.

Rönesans, klasik Antik Çağı yeniden canlandırma arzusunun itkisinden doğmuştur. Gotik fikirlerden bilinçli olarak yüz çeviren sanatçılar ve seçkin düşünürler, antik dünyanın edebiyatını ve heykellerini kendilerine örnek almışlardır. Akım, dinsel fikirlerde de yaygın bir değişim başlatmış ve sanatsal ilginin merkezi artık Tanrı’dan ziyade insana yönelmiştir.

Sanatçıların ortak kaygısı, antik dönemin klasik sanat anlayışına yeniden dönmektir. Antik’e dönüş onun tekrarı değil, Hümanizm olarak yeniden yorumlanması şeklinde gerçekleşmiştir. Bu yeni tanımı ile Hümanizm, klasik dönemde ortaya çıkan, Orta Çağ’da yok olan insani yetilerin geliştirilmesi ve yeni yorumların getirildiği bir felsefedir.

Sanatçılar Orta Çağ’ı reddederek Hümanizm olarak isimlendirilen insana özgü etik, tarih ve şiir konularına yönelmişlerdir. Orta Çağ’da yüzünü kiliseye ve İncil’e dönen sanat anlayışı, Rönesans ile yerini doğa ve insanın kendisine bırakmıştır.

14. yüzyıl başlarında sanatın merkezi olan İtalya’da dini konuların ele alınışında azalma görülmeye başlanmıştır. Bütünüyle yeni biçimler yaratmak, daha doğal bir üslupla resim yapmak için Bizans sanatı geleneğinden uzaklaşan, aynı zamanda eski Roma sanatının anlatımcı üslubunu yeniden canlandıran, gerçekliğin betimlenmesinde daha bilimsel ve akılcı yaklaşım yaygınlaştırılmıştır.

Sanatçılar, Yunan ve Roma’dan devraldığı idealleştirilmiş insan tasarımlarının ulaştığı gerçekçilik boyutunu yakalamaya çalışmışlardır. Dönemin önemli temsilcilerinden biri olan Michelangelo, Rönesans’ın kendi içine kapalı çizgisel resim üslubu yerine, hareketli formlar, güçlü gölge-ışık oyunları ve kusursuz bir anatomi gibi değişik bir anlayışla çalışmıştır.

İtalya, özellikle Floransa, Rönesans ile sanatta zirve dönemi yaşamıştır. Leonarda Da Vinci, Michelangelo, Rafael, Titian gibi ünlü ressamların yanı sıra kadın sanatçılar da çok iyi eserler vermişlerdir. Da Vinci, resmi yüksek sanat olarak değerlendirmiştir.

Bu dönemde kadınların erkek sanatçılar gibi eğitim almaları, okula kabulleri ve hamiliklerinin yapılması yaygın olmayan bir durumdu. Bir erkeğin himayesinde yaşamak zorunda olan, çalışma imkanı olsa bile erkeğe göre daha az ücretlendirilen kadınlar, sosyal hayatta geri planda kalmaktaydı.

Kadınlar erkekler gibi resim heykel ve mimariden ziyade süsleme olan kumaş, ahşap gibi malzemeleri işlemişlerdir. Lakin bu işlerin kalıcılığı uzun sürmemektedir. Rönesans’ın son dönemlerine doğru bu durumun değişmeye başladığı görülmektedir.

Levina Teerlinc, Catherina Van Hemessen, Sofonisba Anguissola, Lavinia Fontana, Fede Galizia, Artemisia Gentileschi, Judith Leyster, Mary Beale, Elisabatta Sirani, Rachel Ruysch, gibi kadın ressamlar ve İsotta Nogarola, Laura Cerata, Veronca Franco, Vittoria Colonna gibi kadın şairler, hümanizme öncülük ederek ve ikinci planda olmaktan kendilerini sıyırarak ön plana çıkan kadın sanatçılar arasında yer almışlardır.

Rönesans Sanatının Özellikleri

• Klasik sanatın temel unsurlarını (özellikle insan bedeninin biçimini ve oranlarını) yansıtma isteği.
• Çağdaş sanat tarihi ve sürekli gelişim konularına ilgi duyulması.
• Pagan ve dinî sembollerin odak noktası insan olacak şekilde harmanlanması.
• Şaşaaya ve dramatik duruşa yönelim.
• İzleyicide duygusal bir tepki uyandırma isteği.
• Matematiksel açıdan doğru perspektiflerin geliştirilmesi.
• Oldukça gerçekçi ve ayrıntılı portre, sahne ve manzara üretme isteği.
• Parlak renkleri, gölgeleri kullanma ve ışığın etkilerinden faydalanma isteği.
• Yağlı boya ve baskı kalitesinin geliştirilmesi.
• Anlam derinliğini artırmak için belli belirsiz şekillerin ve gündelik nesnelerin kullanılması.
• Sanatçıların entelektüel çalışmaları pratik becerilerle birleştiren yetenekli zanaatkâr statüsüne erişmesi.

Venüs’ün Doğuşu, Botticelli
Rönesans Döneminde Resim Sanatı ve Yeni Teknikler

Rönesans dönemi ressamları çok yönlü olup, sık sık deneysel çalışmalar gerçekleştirmişlerdir. Bununla birlikte çoğu zaman duvarda fresk tekniğini, panelde tempera tekniğini, yine panel veya tuvalde de yağlı boya tekniğini kullanmışlardır.

Fresk ve tempera tekniklerinin Rönesans döneminden çok önce kullanılmaya başlandığı bilinmektedir. Fresk tekniğinde ıslak alçı üzerine resmedilirken tempera tekniğinde ise renkli pigmentler yumurta sarısıyla karıştırılarak yapılmıştır.

Sanatçılar bu dönemde ayrıca yağlı boyayla (keten yağı veya ceviz yağıyla karıştırılmış pigmentler içerir) denemeler yapmışlardır. Yağlı boya geleneksel boyalara kıyasla daha zengin renkler, daha fazla renk tonu ve derinlik sunmaktadır. Yağlı boya tekniği, tabloda daha fazla ayrıntı gösterilmesine ve fırça darbelerinin görsel etki yaratmasına olanak sağlamaktadır.

15. yüzyılın sonuna gelindiğinde ünlü sanatçıların çoğunun, şövalede çalışırken tempera tekniği yerine yağlı boya tekniğini kullandığı görülmektedir. Fakat yağlı boya duvarda kullanıldığında gerçek freskin yerini tutmayıp hızlıca bozulmaya uğramıştır.

Ressamların bu dönemde farklı bölgelerde farklı stil ve tekniklerden faydalandığı görülmektedir. Örneğin Venedik’te colore tekniği, Floransa’da ise disegno tekniği tercih edilmiştir. Colore tekniğinde zıt renkler yan yana getirilerek uyumlu bir kompozisyon oluşturulurken disegno tekniğinde ise taslak çizim yapılmaktadır.

Rönesans sanatçılarının geliştirdiği teknikler arasında chiaroscuro ve sfumato bulunmaktadır. Chiaroscuro tekniği ışık ve gölgenin tezat oluşturacak şekilde kullanımını, sfumato ise açık renklerden koyu renklere geçişi ifade etmektedir.

Rönesans döneminde deneysel çalışmalara zemin hazırlayan bir diğer alan da resmin konusudur. Bu dönemde figürler çoğunlukla dramatik pozlarda resmedilmiştir. Bu teknik Michelangelo’nun Roma’da Sistina Şapeli (1512) tavanına yaptığı resimlerde görülmektedir.

Güneş, Ay ve Gezegenlerin Yaratılışı, Sistina Şapeli

Rönesans Döneminde Heykel

Pietà (Meryem Ana’nın Hz. İsa’nın cansız bedeni üzerinde yas tuttuğu eserler) gibi dinî konular hâlâ popüler olsa da geleneksel ikonografi kısa sürede yerini daha yenilikçi uygulamalara bırakmıştır. Örneğin Donatello (1386-1466 civarı) alışılagelmiş teknikler ile cila aşamasından vazgeçerek heykelinin duygularını izleyiciye yansıtmayı amaçlayan denemeler yapmıştır.

Bu tür çalışmaların en iyi örneği Mecdelli Meryem (1446 civarı, Museo dell’Opera del Duomo, Floransa) adlı ahşap heykelinde görülmektedir.

Klasiklere dönüş döneminde heykeltıraşlar antik figürleri ahşap, taş ve bronz üzerinde çalışarak yeniden yorumlamışlardır.
Donatello Davut figürünü bronzla yorumlamıştır. Antik heykel sanatından dramatik kopuşa bu eserde de rastlanmaktadır.

Heykel, antik çağlarda yapılamayacak türde dünyevi bir figür sergilemektedir. Michelangelo ve Donatello’nun Davut heykelleri, Rönesans döneminde tanık olduğumuz sanat ve işlev arasındaki yakınlığı hatırlatmaktadır. Floransa’nın resmî mühründe görülen Davut figürü, Golyat’ın katili sıfatıyla Floransalıların bu dönemde rakip şehir Milano ile çatışmasını simgelemektedir.

Katırın Mucizesi, Donatello

Giovanni Bellini

Giovanni Bellini, yaklaşık olarak 1430’da Venedik’te dünyaya gelmiştir. Genellikle Jacopo Bellini’nin oğlu ve Gentile Bellini’nin küçük erkek kardeşi olarak bilinen sanatçının ailesi hakkında çok fazla bilgi bulunmamaktadır.

Dönemin yasal belgeleri incelendiğinde Giovanni Bellini’nin Anna ve Jacope Bellini’nin meşru oğlu olmadığı anlaşılmıştır. Sanatçı’nın biyolojik babası Nicolo annesi ise Franceschina Bellini’dir. Jacope Bellini’nin ise üvey kardeş olduğu düşünülmektedir.

Jacope Bellini’nin öz oğlu olan Gentile Bellini, bu nedenle Giovanni Bellini’nin kardeşinden çok amcasıdır. Muhtemelen Giovanni Bellini çok küçük yaşta anne ve babasını kaybetmiştir. Jacope Bellini ise üvey kardeşi Giovanni’nin yasal varisi olmuştur.

Giovanni Bellini’nin eğitim hayatında en büyük destekçisi ailesi olmuştur. Aile üyelerinin özellikle başarılı ressamlar oluşu sanatçının resim ile iç içe olmasını sağlamıştır. Giovanni Bellini temel eğitimini aile atölyesinde Jacopo Bellini’den almıştır.

1459’da Padova’da bir süre Jacopo ve Gentile Bellini ile birlikte çalışan sanatçı, 1471’de Gentile’yle birlikte bir atölye açmıştır. Giovanni Bellini ayrıca aile üyeleri arasında olan Andrea Mantegna’dan da etkilenmiştir. Sanat üslubunun oluşmasında bu isimlerin önemi büyüktür.

Sanatçıyı etkileyen bir diğer isim 1475 yılında tanıştığı Sicilyalı ressam Antonella da Messina’dır. Messina’dan yağlıboya resim tekniğini öğrenen sanatçı bu tekniği eserlerinde sıkça uygulamıştır.

Sanat Hayatı ve Eserleri


Venedik’i Floransa ve Roma ile yarışan bir Rönesans merkezine dönüştüren Giovanni Bellini burada büyük bir ün kazanmıştır. Sanat yaşamı boyunca başta Jacopo, Gentile Bellini ve Andrea Mantegna ile çalışma fırsatı bulan sanatçı ayrıca Antonella da Messina ile de temasa geçmiştir.

Giovanni Bellini’nin sanat üslubunun oluşmasında Mantegna’nın etkisi önemlidir. Mantegna’yla karşılaştırıldığında, yapıtlarındaki kişisel özellikler en çok manzaralarda kendini belli etmiştir. Giovanni, Mantegna’ya göre eserlerinde daha incelikli bir ışık ve renk anlatımını kullanmıştır.

Genel olarak dinsel resimlere ilgi duyan Giovanni Bellini, ayrıca portre, alegori ve mitolojik sahneler de resmetmiştir. Sanatçı, dinsel konulu resimlerini anıtsal altar panolar ve bireysel ibadetler için yapmıştır. Yağlıboya İtalya’da yeni bir teknikken boyayı parıltılı renkler ve ışık yaratmak üzere kullanmıştır. Sanatçı, renkten renge yumuşak geçişli ve parlak koyu tonlu resimleriyle Floransa Rönesans’ının yanılsamacı berraklığına karşıt bir kutup oluşturmuştur.

Giovanni Bellini eserlerinde sadece belli bir olayı resmetmekle kalmamış kendi hissiyatını da katmıştır. Bu nedenle eserlerinde kişisel bir tutum sezilmektedir. Bu anlayış özellikle Aziz Vincenzo Ferreri gibi büyük boyutlu altar resimlerinde giderek daha tutarlı bir biçimde yansımıştır. Ayrıca Milano Brera Resim Galerisi’nde bulunan Pieta adlı eserinde soğuk renkler kullandığı figürlerinde hüzünlü bir anlatıma yer vermiştir.

Giovanni Bellini, manzara resminde de usta bir isimdir. Doğayı tüm mevsimlerde, değişik saatlerde gözlemleyen sanatçı, her anı resmetmiştir. Sanatçı, resmettiği figürleri doğa gözlemleriyle birlikte vermiş, ama doğaya özgü ayrıntılar hiçbir zaman figürlere baskın olmamıştır. Bellini’nin Bahçede Acı Çekme isimli eserindeki manzara anlayışı Venedik manzara ressamlığının öncü örneklerindendir.

Kutsal Alegori (Sacred Allegory)

Giovanni Bellini’nin en ünlü ve üzerine çok konuşulan eseri Kutsal Alegori, 1490-1500 yılları arasına tarihlendirilmektedir. Tuval üzerine yağlıboya tekniğiyle yapılan eser, 73×119 cm ölçülerindedir. Günümüzde Uffizi Sanat Galerisi’nde bulunan eser gizemini korumaktadır. Eserde temsil edilen anlam bugüne kadar bütünüyle açıklanamamıştır.

Araştırmacılar tarafından eser için farklı görüşler öne sürülmüştür. Bu görüşlerin içinde genel kabul gören ise Tanrı’nın dört kızının (Merhamet, Adalet, Barış, Hayırseverlik) alegorik temsilidir. Cennete benzer avlunun solunda Meryem, bir tahtta oturmaktadır ve üzerinde ayinsel üzümler asılı durmaktadır. Aziz Petrus ve Pavlus, trabzanın dışındadır. Sağ tarafta Eski Ahit’in dürüst insanlarını temsil eden Eyüb ve şehit Aziz Sebestian vardır. Ortada bir mindere oturan çocuk muhtemelen İsa’dır ve melekler ona hayat ve bilgi ağacından meyveler sunmaktadır. Arka planda Aziz Antonius, onu Thebaid çölünden Saint Paul Manastırı’na götürecek olan kentaur ile tanışmak için merdivenlerden inerken tasvir edilmiştir.

Aynalı Genç Kadın (Naked Young Woman in Front of the Mirror)

Aynalı Genç Kadın, 1515 yılına tarihlendirilmektedir. Tuval üzerine yağlıboya tekniğiyle yapılan eser, 62 x 79 cm ölçülerindedir. Giovanni Bellini’nin bu başarılı çalışması 1638’de I. Hamilton Dükü James Hamilton tarafından satın alınmıştır. 1659’da ise eseri Leopold William satın almıştır.

Eser günümüzde Viyana’daki Sanat Tarihi Müzesi’nde muhafaza edilmektedir. Sanatçının son dönemlerine ait geç tarihli bu eserde özellikle uzaktaki manzara ile yakındaki figür arasında ideal bir uyum yaratılmıştır. Ayrıca aydınlık renklendirme ve net kompozisyon bu eserin belirleyici özellikleri arasında yer almaktadır.

Diğer Önemli Yapıtları
• Bahçede Acı, yak. 1459, Ulusal Galeri, Londra
• S. Vincenzo Ferreri Poliptiği, yak. 1464, S.Giovanni ve Paolo Bazilikası Venedik
• Azizlerle Birlikte Meryem (Pala di San Giobbe) yak. 1480, Sanat Akademisi Galerisi, Venedik
• Meryem ve Çocuk İsa, yak. 1485-90, Metropollitan Müzesi, New York
• Azizlerle Birlikte Meryem (Frari triptiği) 1488, Frari Santa Maria Bazilikası, Venedik
• Genç Bir Erkek Portresi, yak. 1500, Ulusal Sanat Galerisi, Washington DC
• Dük Leonardo Loredan’ın Portresi, 1501 öncesi, Ulusal Galeri, Londra
• Tanrıların Bayramı, 1514, Ulusal Sanat Galerisi, Washington, DC

Bellini’nin Fatih Sultan Mehmed’in Portesini Yapması

Bellini, Sultan Mehmet’in portresini yapmak üzere İstanbul’a gönderilmiştir. Osmanlılar 1453’te İstanbul’u alınca İtalyan kent devletlerinin doğu ticareti ve refahı önemli ölçüde etkilenmiş olup, bu yüzden Osmanlı sultanının barış önerisini hemen kabul etmişlerdir.

II. Mehmed’in öne sürdüğü barış şartlarından birisi Venedikli ressamlardan birisinin İstanbul’a gönderilmesiydi. Gentile Bellini 1479-80 arasında Osmanlı başkentinde yaşamış, padişahın meşhur tablosunu yapmıştır. Sanat tarihçilerine göre ressamın ölümüyle yarım kalan San Marco’nun İskenderiye Vaazı (1504-07) adlı tablosu d Bellini’nin İstanbul’dan hatırladığı manzara ve ögelerle doludur.

Fatih Sultan Mehmed, Bellini’nin saraydan ayrılmasından birkaç ay sonra ölmüştür.

Fatih Sultan Mehmet (Bellini, 1480)

Sonuç

Rönesans dönemi sanatçılarının bugün dünyanın en önemli ve değerli eserlerini ürettikleri görülmektedir. Sanatçılar toplumların kültürüne ve itibarına olumlu değerler kazandıran kişi statüsüne yükselmişlerdir. Rönesans dönemi sanatçılarından İtalyan ressam Gentile Bellini, İstanbul’a gelerek, Doğu’nun önemli hükümdarının portresini yapmıştır.

Bu olayın sadece sanat tarihinin değil, siyasi ve sosyal tarihin de hatırı sayılır hadiselerinden biri olduğu anlaşılmaktadır. İslam din tefsircilerinin günah saydığı teknik olan portre çalışmasının yapılması Avrupa resim tekniğini Türk dünyasına getiren ilk adım olduğu söylenebilir.


KAYNAKÇA

Alp, K.Ö. (2013). “Sanatın Temsili Ve Postmodern Sanatta Temsil”,
Süleyman Demirel Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Hakemli Dergisi ART-E 12: 40-61.
Artun, A. (2012). Çağdaş Sanatın Örgütlenmesi, İstanbul, İletişim
Yayınları 1653, (Sanat Hayat Dizisi 22)
Beyoğu, Aylin, (2016), “Resimde Mekân Kullanımına Başlangıç Örnekleri Olarak Ortaçağ Ve Erken Rönesans Dönemi Resimleri The Journal of Academic Social Science Studies International Journal of Social Science,52, 373-386
Bronowski, J. Ve Mazlish, B., (2012). Batı düşünce tarihi (Elvan Özkavruk Adanır Çev.). İstanbul: Say Yayıncılık.
https://www.tarihiolaylar.com/tarihi-olaylar/ronesans
https://www.tarihlisanat.com/ronesans/
https://www.worldhistory.org/trans/tr/2-1628/ronesans-doneminde–renk-ve-teknik/

Züleyha EKİCİ

Editör; Sonay BİLGİ ARABACI

Genel Yayın Yönetmeni: Elif ÜNAL YILDIZ 

Diğer yazılarıma Göz Atmak İster misiniz?

NEW YORK KENT TARİHİ

Yorumlar (1)

  1. Zeynep
    • 4/05/2024

    Kaleminize sağlık açıklayıcı bir makale olmuş

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Züleyha EKİCİ

1982 yılında İstanbul’da doğdu. Tarih alanında yüksek lisans öğrencisidir. Grafoloji ve imza analizi eğitimleri almıştır. Felsefenin Çocuk Hali ve Yaratıcı Yazarlık üzerine Serhan Kansu’dan eğitim almıştır. “Hayal-et Resimli Mecmua” dergisinde yazarlık geçmişi vardır. Onedio internet sitesinde ve Bilsemki dergisinde yazıları yayınlanmaktadır. Halen Lüleburgaz’da Akım Anadolu Lisesi’nde Coğrafya öğretmeni olarak görev yapmaktadır. Edebi Eserleri: Değerli Eserler Antolojsi, Drama Yayınevi, Ankara, 2023