Gaz Lambası

Gaz Lambası

Gaz Lambası

Çocukluğumun aydınlatma aracıydı. Haznesine doldurulan gaz yağı ve içine daldırılan bir ucu dışarıda olan fitil ile yanardı. Beş numara camı vardı. İslenince yıkanır, daha iyi ışık saçardı. Gaz bitince komşulardan ödünç alınırdı.

Komşunun, komşunun külüne muhtaç olduğu güzel zamanlardı. Ocağı yakılan odun ateşinde yemekler pişer, ekmekler yapılırdı. Mis gibi de kokardı. Akşamları ders çalışırken lambayı ortaya alır, altına yoğurt kabı ters çevrilir, seviyesi yükseltilir ve evi aydınlatırdı.

Yanan fitil eksildikçe fitil vidasını çevirip daha aydınlık olması sağlanırdı. İslenen camı bulaşıklarla birlikte yıkarken kazara kırılırsa doğru bakkala koşulur ve beş numara cam bulunurdu. Yoksa karanlıkta oturmak çekilir şey değildi.

Bir zaman sonra köye elektrik direkleri dikildi. Tel çekildi. Evlere elektrik tesisatı döşendi. Düğmeye bas, ev aydınlansın. İlk gün bütün odaların, balkonların tüm lambaları yanardı sevinçten.

Ne güzeldi, gündüz gibi aydınlıktı her yer. Sonra buzdolabı ve televizyon gibi daha nice elektrikli ev aletleri girdi evimize. Bildiğimiz tüm alışkanlıklar değişti.

Pilli radyoya bile fiş kablosu takıldı. Radyodan sadece sesini duyduğumuz insanların kendilerini de görür olduk. Yaşamımıza giren bu elektronik aletler bizi biraz tembelleştirdi. Fırında pişen çöreğin tadı, odun ateşinde pişen ile aynı değildi. Yaşam kolaylaştı ama bazı değerleri yavaş yavaş yitirdik. Televizyon izlerken sus pus oturur olduk.

Çoluk çocuk edilen sohbetler, komik fıkralar, bilmeceler ve acı tatlı anılar konuşulmaz oldu. Odun ve kömürle ısıtılan kocaman sobalı odalara doluşurduk. Elektrik sobaları ve klimalar çıktı, ayrı odalara çekildik. Çokluktan tekliğe düştük. Bu bir sorgulama değil, hızla değişen dünyanın, teknolojik aletlerin bizi yalnızlaştırdığı, bizleri birbirimizden kopardığı zamanlardı. İmece usulü yapılan işlerin yerini makineler aldı. İyi miydi, kötü müydü bütün olanlar?

Bir gün elektrikler kesildi. Trafo patlamış. Ocağın üstünde süs gibi duran antika özelliği taşıyan gaz lambasına düştü işimiz. Hiç nazlanmadan yine aydınlattı odalarımızı.

Teknolojik alanda ne kadar ileri gidersek gidelim, ilkel dediğimiz aletlere ihtiyacımız var. İnsanın insana ihtiyacı var.

Odun ateşinden idareye, mum ışığına, lambaya, elektriğe giden yolculukta hep birlikte can cana, dayanışma içerisinde sürer gider yaşam.

Yolumuz hep aydınlık olsun.

 

Editör: Sonay BİLGİ ARABACI

Diğer Yazılarıma Bakmak İster misiniz?

https://fisildayankalemler.org/gocler/

Yorumlar (4)

  1. Bekir SEVİK
    • 29/01/2024

    Gaz lambası ışığında adı "hımbıl" olan bir oyun oynardık. Küçük, büyük ayrımı olmazdı o oyunda. Aklıma geldiği anda hüzünlendim. Şimdilerin şatafatlı hayatından çok daha güzeldi o günler. Keşke bir dilek hakkım olsa ve o günlere geri dönmeyi dilesem.

  2. Hatice Genç
    • 29/01/2024

    Aynen ama ben o devirleri görmedim

  3. Yıldız Tek Gamlı
    • 28/01/2024

    Tüm bu süreci yaşamış biri olarak keyifle okudum tek eksik var elektrikden önce arada o da lüküs lamba... Hatırlayanlar?...

  4. semiraysezgin
    • 28/01/2024

    Tebrik ediyorum. Çocukluğuma gittim bir an

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Elife AKGÜL

Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü mezunuyum. 58 yaşındayım ve ev hanımıyım. Yörük kültüründen etkilenerek kendi yaşamım ve ailemin yaşantıları üzerinden hatıralar ile roman ve öyküler yazdım. Aynı konseptte edebi ürünler üretmeye devam ediyorum. Şu ana kadar yazdığım fakat yayınlanmamış bir roman, bir öykü, bir tiyatro senaryosu ve bir şiir bulunmaktadır. Tarzımı Cengiz Aytmatov ve Yaşar Kemal’e yakın görüyorum.