BALIK KADINI

BALIK KADINI

BALIK KADINI

Yıllarca kendimi, klasik bir balık kadını zannedip o kalıpta yaşamaya başladığımı düşünüyorum fakat zamanla balığın altında öyle derinliklerle tanıştım ki; burçlara astrolojiye inanmayan ben bile burçlara inanmaya başladım.

Yalnız benim artı bir avantajım daha varmış bunu da yeni öğrendim. Bundan birkaç yıl önce bunun esprisini yaptığımda kendimi inandırmaya çalışmıştım ama hakikat tam olarak, inanmak istediğim bu ihtimalden ibaretmiş.

Nedir derseniz hemen söylüyorum. Ben yirmi şubatı 21 şubata bağlayan gece doğduğum için bir geçiş kadınıymışım. Yani kovadan da almışım balıktan da. Balığın sanatı, kovanın gerçekçi bakışını. 

Gerçekte Kim?

Ben de diyorum evet balıklar gibi kitap yazıyor, şiir yazıyoruz, resim yapıyoruz, ahşap yakma yapıyoruz yani sanatın her dalına ilgi duyuyoruz ama  benim içimde farklı bir canavar varmış. İsterse sivri dilli, hazırcevap ve özgür ruhlu, bağımsız olabiliyorum.

Bir balık kadar sulu göz ve çok hassas değilim. Vazgeçmek bana dert değil mesela bir anda tüm köprüleri yakıp ortalığı yangın yerine çevirebiliyorum. Olaylara nedeninden çok çözüm odaklı yaklaşıyorum ve kadınların büyüttüğü olayları küçümseyebiliyorum.

Elbette yaş ilerledikçe önemli ve önemsiz şeyleri ayırt etmek zor olmuyor ama çocukluğumdan beri beni dik başlı yapan gururumun hiç değişmediğini de söylemeliyim.

Kesinlikle kibirli bir insan değilim ama kalp ve mantığın savaşının ortasına gururum araya girip “eee başlarım size hiçbirinizin dediği olmayacak burada ben varken.” deyip gururun zaferiyle sonuçlanan birçok olayla da karşılaştım. Dediğim gibi asla kibir değil bunu da ekleyelim.

Gerçek Sevgi

Birini seversek canımızdan, (kendimizden) çok seviyoruz evet döke saça herkese yetecek kadar da hümanistim  kısacası. Hatta o kadar çok severiz ki karşımızdakinin bizi ne kadar sevdiğiyle ilgilenmeyiz, görmeyiz, karşımızdakinin yerine de severiz. 

Geçen günlerde bir video ile karşılaştım orada; “karşınızdaki birine muhteşem bir şey yaptığınızda, o kişi senin muhteşem olduğunu düşünmüyor. Kendisinin muhteşem olduğunu düşünüyor.  O yüzden  ne kadar verdiğinizin ne kadar değer göreceğinle ilgisi yok.” Bu söz çok hoşuma gitti. Çünkü biz hakikaten öyle düşündük.

Bizi çok seviyorlar, değer veriyorlar, o yüzden beni ilgiye sevgiye boğuluyoruz diye. Oysa bize, bizi özel hissettiren o yüce gönüllerdi. Çok da bir şey değilmişiz yani.

Özel İnsanlar

Bu konuya ara verip balık kadınlarını anlatmaya devam edelim. Evet sevdiği insanları dünyanın en özel insanıymış gibi davranır dedik ya. Hakikaten onu alıp merkezimize koyuyoruz.

Yüceltiyoruz hatta öyle düşünceye kapılıyorlar ki vazgeçilmez olduklarını düşünüyorlar. Sonra iki tarafı besleyen sevgi, muhabbet artık tükenmeye başlıyor.

İki tarafa yeten muhabbet artık kendisine de yetmemeye başlıyor ve tüm hisler yok olunca o hayatındaki en özel insan da en derinlerde yok olup gidiyor.

Bu hissiyat geldiğinde ne aile, ne arkadaş, ne eş ne dost hiç kimseyi gözü görmüyor. Bitirmeden önce tartışırız, kavga ederiz, uyarırız ama gerçekten bittiğinde sessizce, tartışmadan, çirkinleşmeden kendi kuytumuza çekiliriz, yenilenmek için. Çünkü insanız yani bizim de enerjimiz bitiyor. Sevmek de enerji istemez mi sizce de?

Teoman’ın dediği gibi “aşk kırıntısıyla doymaktansa tek başıma aç kalırım bu hayatta… Paylaşacak bir şey artık yoksa bir erkek ve bir kadın arasında.” Ne kadar sanatsal ve gerçek sözler.

Sonra her şeye kafa takan biri olduğumu sanırdım sürekli ama çok da öyle değilmişim. Bunun aydınlığını bana sağ olsunlar iş arkadaşlarım sağladı. Hatta vurdumduymazlığımdan şikayet etmeye başladılar. Oysa insan belli bir yaşa geldiğinde herkesin büyüttüğü mevzuları eskisi gibi büyütmüyor. 

En Güzel Seven

Balık kadını evet, en güzel seven, en çok ilgilenen, en gürültülü ve belki de en sessizi ama herkesten bir şey öğrenen, dönüşen. Yine denir ki balık burcunda olan insanlar kendinden önceki on burcun özelliğini alabilirmiş. Buraya yazdığım ilk yazı vardı “Sen hangi hayvansın?” diye. İşte tam olarak öyle bir ahtapot gibi her sanat, her eğlence, her iş ve hobiye saldırdığımı, heveslendiğimi anlatmıştım. Bu tam olarak burcumun özelliğiymiş.

Karadenizlilerle hep dalga geçmişler, öğleden sonra IQ’ları düşüyor diye. Bunun böyle olduğundan değil, artık buna inandıkları için takılıp kaldıklarını düşünüyorum. Ben de hep bir balık kadını olduğumu düşündüğüm için olsa gerek bir balık gibi davranmaya başlamıştım.

Evet hayal dünyam çok geniş ama tembel, duygusal ve ağlak değilim. Şunu da eklemeliyim aslında, belki de büyüdükçe kendimizi tanıyoruz, büyüdükçe zırhlarımızı kuşanıp bambaşka bir kişiye bürünüyoruz. Gerçekten eskiden ben diye bir yer varmış ve o eski beni hiç sevmedim ama artık onu da affettim, barıştım çünkü beni o eski ben, bu halime dönüştürdü. Şimdi kol kola omuz omuzayız. O beni, ben onu çok seviyoruz. Hatta büyük bit aşk yaşıyoruz…

İşin Gerçeği

İyi ki böyleyim, iyi ki dönüşmüşüm. En sadık, en vefalı, en gururlu en çok seven, en çok değer veren, en çok gezen, eğlenen ama sürekli değişen. Değişimi değiştiremiyoruz sadece ama biz değişiyoruz.

İnsanları burç kalıbına sokmak bana çok saçma gelse de araştırdığımda gerçekten de bu özellikleri taşımak da gurur verici. 

Özverili, manevi, şefkat muhteşem duygular bunlar. Sezgilerin keskin olması daha da muhteşem. İnsanların attığı adımdan, attığı bakıştan zihnini okuyor olmak daha da muhteşem. Acabalar içinde kalsam da “Z” raporunu aldığımda aslında bir insana en başında verdiğin notun hatasız olduğunu anlamak da ayrıca bana güç veriyor.

İnsanları çok anladığımız için bizi de anlayacağını zannedip yaşadığımız hayal kırıklıkları da balığın olumsuz cabası. Şifacı olduğumu öğrendiğimde hayatımı başa sarıp bakmam gerekiyordu ve evet gerçekten de seçtiğim meslekten bile bunu anlayabiliyordum. 

Ama şu şanssızlığımı da eklemek istiyorum… Neden benim hiç balık arkadaşım olmadı?  Bana ne ben de balık istiyorum…

Acaba balıkla balıklar anlaşabiliyor mu?

İşin esprisi bir yana ben herkesle anlaşabilirim ancak negatif enerji aldığım insanlarla arkadaş olmak için de çaba sarf etmem. Yüreğimin sesini dinlerim. Hayır yürek ve mantık savaşırsa gururu dinliyorduk. 🙂

İyi ki burcum balık, iyi ki benim, iyi ki geçiş kadınıyım. Hümanist, uysal, sonunda kendini tanıyan. Hayat karşınıza hep balıklar çıkarsın…

Benim gibi…

 

Nigar KAYA

Diğer Yazılarımı Okudunuz mu?

IŞIK

SEN HANGİ HAYVANSIN?

Yorumlar (0)

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Nigar KAYA

Doğma büyüme Çankırılı olan Kaya, İlk Orta Lise eğitimini Çankırı'da gördü. Anadolu Üniversitesi Laborant ve Veterinerlik bölümünü bitirdikten sonra Atatürk Üniversitesi Açık Öğretim Fakültesi Acil Afet Yönetimi Lisans bölümünü tamamladı. Yine Atatürk Üniversitesi Açık Öğretim Fakültesi, Medya ve Gazetecilik bölümünü tamamlamıştır . Hemşirelik mesleği yanında Yazar-Şair ve Editörlük yapıyor. Bir çocuk annesi olan Kaya'nın bir oğlu var.