BEYAZ SAKALLI SALYANGOZ

BEYAZ SAKALLI SALYANGOZ

BEYAZ SAKALLI SALYANGOZ

Annemin gelmesine en çok bahçedeki sebzeler sevinirdi. İlaç vermeye kıyamadığım böceklerinse vay haline…

Bastonuyla zor yürümesine rağmen yine bahçedeydi.
“Anneciğim keyfine bak, kahvelerimizi yapıp hemen geliyorum.” dedikten sonra içeri girdim.
…

Salyangoz dede, gençleri etrafına toplamış hikaye anlatıyordu:
“Yıllar önceydi. Rengarenk bir orman vardı. Adeta bir cennetti… Kokusunu aldığım yiyeceklere ulaşmak için Cennet Ormanı’nda günlerce sürünürdüm. Yemeğimi yedikten sonra geri dönmek daha yorucuydu. Gökyüzüne bakıp,

– Keşke uçabilsem, derdim. Annemle babam, 

– Sen harika bir salyangozsun. Bak, kuşlar uçabiliyor ama senin gibi sürünemiyorlar. Sürünebilseler de onların kabuğu yok ki, sağa sola çarpıp yara bere içinde kalırlar, deyip sahip olduklarımın değerini bilmemi öğretiyorlardı. Yine de uçmak için dua ederdim”

Parlayan gözlerle genç salyangozlar onu pür dikkat dinliyordu.

“Cennet Ormanı’mızda sürekli dolaşan, yeşil terlikli bir insan vardı. Bu kocaman insanın ayak seslerini duymamıza rağmen onun yanından korkusuzca geçip giderdik.
Bir gün ormanımıza, kahverengi terlikli başka bir insan geldi. Bu yeni insan, elindeki sopayla, zor yürüyordu. Birkaç arkadaşımızın üzerine bastığı da oldu. Hepimiz çok korktuk. Daha uzun yollardan gidip gelmeye başladık. Bense zorlandıkça uçmayı gönülden dilemeye başladım”

Dört antenini dikkatle dedeye dikmiş olan genç bir salyangoz “ Sonra? Sonra?” diye sordu.
Dede ona dönerek, sakin bir sesle, “Sabırlı ol” dedi.
Oysa hepsi aynı sabırsızlıkla sonrasını duymak isterdi. Her gün biri “Sonra?” diye sorardı.

“Sonra, yine enfes kokulu ormanımızdaki yiyeceklere doğru yol alırken kahverengi terlikli insanı gördüm. Üzerime basmasın diye çok uzun olan duvar yolunu seçtim. Yol boyunca o kadar içten ‘Keşke uçabilseydim’ dedim ki… Birden bir şey beni içine çekti, çevirdi ve itti.
Uçmaya başladım. İnanılmazdı. Gözlerimi hiç kapamadım. Önce rengarenk ormanımızın sonra akan derenin en sonunda kuru ağaçların üzerinden çok hızlı uçtum. Ancak ben zamanı durdurmayı başarabilmiştim. Her görüntüyü, duyguyu ve anı aklıma yazacak kadar dikkatli bakabilmiştim. Bu yüzden yumuşak otların olduğu bu ormana uçuşumun muhteşemliğini bedenimin her yerinde hala hissedebiliyorum…

Önce dalında kurumuş düşmek üzere olan incir yaprağına sonra pampas çiçeklerinin tüylerinin üstüne indim. Kabuğumun küçük bir parçası kırılmıştı ama uçmanın mutluluğuyla bunu fark etmedim bile”

Genç salyangozlar, uçma arzusuyla dolu gözlerini gökyüzünün maviliğine bıraktılar. Bir ağızdan “Uçmak istiyorum… uçmak istiyorum…” dediler.

Bu anı, dedenin sözlerini böldü.

“Daha sonra Cennet Ormanı’na dönmeyi çok denedim. Günler, aylar, yıllar geçti. Tekrar tekrar denedim. Şu akan suyu bir türlü geçemedim. Sürekli uçarak geri dönmeyi diledim ama gerçekleşmedi. Aslında çok da üzgün değilim. Hayatımda en çok istediğim şeyi, uçmayı başarabildim.
Bence bir salyangozun uçabilmesi için genç olması, her zaman uçmayı dilemesi ve bu dileğinin gönülden olması gerekir”

Genç salyangozların hepsi bir ağızdan gökyüzüne bakarak “Ben de uçmak istiyorum” diye bağırdı.
…

Tam kahvelerimle bahçeye giriyordum ki, lahananın üzerindeki salyangozu avucunun içine almış yan bahçeye doğru fırlatan annemi gördüm. Yetişebilme arzusunun heyecanıyla;

– Anne ne yapıyorsun! diye sordum.
– Yok bir şey kızım. Bir salyangozun uçma dileğine aracılık ediyorum, dedi.

Hatice Çakır

Dörtİz

Diğer yazılarımı okudunuz mu?

Kırmızı Peri Tozları

Yorumlar (1)

  1. Yıldız TEK GAMLI dedi ki:

    ben de uçmak istiyorummmm. babaanneyi çağırsak mı? bayıldım…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Hatice ÇAKIR

Hatice Çakır 1968 yılında İstanbul’da doğdum. Çocukluğum ve gençliğim Beyoğlu’na bağlı Hasköy’de geçti. Evliyim; Berat Can ve Cansu adında harika iki çocuk annesiyim. Anadolu İşletme Fakültesi İş İdaresi Lisans mezunuyum. Muhasebe alanında on yıl boyunca kariyerime devam ederken, ara verdiğimi düşündüğüm işime hiç dönemedim. Bir baktım ki emekliyim. Üç yılımı Kazakistan’ın Almatı şehrinde yaşadım. 2014 yılından bu yana İzmir’de yaşıyor, son yıllarımı ise Urla’nın Enginar bahçeleri arasında sürdürüyorum. Pazarcı bir baba ve işçi bir annenin tek kızı olarak gecekonduda büyüdüm. “Hayatım roman olur” düşüncesiyle küçük notlar, tarifler, defterler, dosyalarla yıllarımı geçirdim. Son yıllarda senaryo yazarlığı, master yazarlık, öykü yazarlığı eğitimleri alarak yazma serüvenime daha disiplinli bir şekilde devam ediyorum. Okuma gruplarında kitap sunumu, tiyatro gruplarında oyunculuk denerken Necati Cumalı’nın Gülsüm Kıza Ağıt isimli öyküsünü tiyatroya uyarlayıp, yönetmenliğini de yaptım. Tabii amatörce. Şairler ve Bestekarlar Derneği ve Uluslararası Aktivist Sanatçılar Derneği üyesiyim Urla Halk Eğitim Merkezi’nde Türk Sanat Müziği Korosu’nda Korist olarak yer alıyorum. Yazılarım BKS, Gökkuşağı ve Deliler Tekkesi dergilerinde yayımlandı. Yedi arkadaşla birlikte “Kalemin Yolu Yazın Grubu”nu kurarak ortak dilde roman çalışmaları gerçekleştirdik. Kitaplarım: 2022: Derinlerdeki Işık kitabında yer alan “Son Roman” adlı öyküm yayımlandı. 2023: Hikayelerle 300 Tarifli Enginar Kalbine Yolculuk kitabımda, üç yüz enginar yemeği tarifinin yanı sıra ilk yetmiş iki sayfada yer alan dört öyküyle edebiyat ve gastronomi dünyasını bir araya getirmeyi amaçladım. 2025: Gizli Kalan Şeyler adlı kitapta, dört yazarın onar öyküsüyle ortak bir eser ortaya koyduk. Bu dört yazar olarak WhatsApp grup ismimize “Fakirhane” desek de, çevremize olan mütevazı duruşumuzla kendimize “DÖRTİZ” adını verdik. Dörtiz’den her hafta bir yazarın yazısı, bir yıldır Dokuzda9 gazetesinde yayımlanmaktadır. “İşçi çocuklarının okuma yazma aşkı bir başka olur” diyerek çıktığım bu yolda, bana yol açan çiçeklerin izinden gidiyor; ben de kendi yoluma yeni çiçekler bırakarak ilerliyorum.