BEYAZ SAKALLI SALYANGOZ
- Yazar: Hatice ÇAKIR
- 7 Kasım 2026
- 19 kez okundu
BEYAZ SAKALLI SALYANGOZ
Annemin gelmesine en çok bahçedeki sebzeler sevinirdi. İlaç vermeye kıyamadığım böceklerinse vay haline…
Bastonuyla zor yürümesine rağmen yine bahçedeydi.
“Anneciğim keyfine bak, kahvelerimizi yapıp hemen geliyorum.” dedikten sonra içeri girdim.
…
Salyangoz dede, gençleri etrafına toplamış hikaye anlatıyordu:
“Yıllar önceydi. Rengarenk bir orman vardı. Adeta bir cennetti… Kokusunu aldığım yiyeceklere ulaşmak için Cennet Ormanı’nda günlerce sürünürdüm. Yemeğimi yedikten sonra geri dönmek daha yorucuydu. Gökyüzüne bakıp,
– Keşke uçabilsem, derdim. Annemle babam,
– Sen harika bir salyangozsun. Bak, kuşlar uçabiliyor ama senin gibi sürünemiyorlar. Sürünebilseler de onların kabuğu yok ki, sağa sola çarpıp yara bere içinde kalırlar, deyip sahip olduklarımın değerini bilmemi öğretiyorlardı. Yine de uçmak için dua ederdim”
Parlayan gözlerle genç salyangozlar onu pür dikkat dinliyordu.
“Cennet Ormanı’mızda sürekli dolaşan, yeşil terlikli bir insan vardı. Bu kocaman insanın ayak seslerini duymamıza rağmen onun yanından korkusuzca geçip giderdik.
Bir gün ormanımıza, kahverengi terlikli başka bir insan geldi. Bu yeni insan, elindeki sopayla, zor yürüyordu. Birkaç arkadaşımızın üzerine bastığı da oldu. Hepimiz çok korktuk. Daha uzun yollardan gidip gelmeye başladık. Bense zorlandıkça uçmayı gönülden dilemeye başladım”
Dört antenini dikkatle dedeye dikmiş olan genç bir salyangoz “ Sonra? Sonra?” diye sordu.
Dede ona dönerek, sakin bir sesle, “Sabırlı ol” dedi.
Oysa hepsi aynı sabırsızlıkla sonrasını duymak isterdi. Her gün biri “Sonra?” diye sorardı.
“Sonra, yine enfes kokulu ormanımızdaki yiyeceklere doğru yol alırken kahverengi terlikli insanı gördüm. Üzerime basmasın diye çok uzun olan duvar yolunu seçtim. Yol boyunca o kadar içten ‘Keşke uçabilseydim’ dedim ki… Birden bir şey beni içine çekti, çevirdi ve itti.
Uçmaya başladım. İnanılmazdı. Gözlerimi hiç kapamadım. Önce rengarenk ormanımızın sonra akan derenin en sonunda kuru ağaçların üzerinden çok hızlı uçtum. Ancak ben zamanı durdurmayı başarabilmiştim. Her görüntüyü, duyguyu ve anı aklıma yazacak kadar dikkatli bakabilmiştim. Bu yüzden yumuşak otların olduğu bu ormana uçuşumun muhteşemliğini bedenimin her yerinde hala hissedebiliyorum…
Önce dalında kurumuş düşmek üzere olan incir yaprağına sonra pampas çiçeklerinin tüylerinin üstüne indim. Kabuğumun küçük bir parçası kırılmıştı ama uçmanın mutluluğuyla bunu fark etmedim bile”
Genç salyangozlar, uçma arzusuyla dolu gözlerini gökyüzünün maviliğine bıraktılar. Bir ağızdan “Uçmak istiyorum… uçmak istiyorum…” dediler.
Bu anı, dedenin sözlerini böldü.
“Daha sonra Cennet Ormanı’na dönmeyi çok denedim. Günler, aylar, yıllar geçti. Tekrar tekrar denedim. Şu akan suyu bir türlü geçemedim. Sürekli uçarak geri dönmeyi diledim ama gerçekleşmedi. Aslında çok da üzgün değilim. Hayatımda en çok istediğim şeyi, uçmayı başarabildim.
Bence bir salyangozun uçabilmesi için genç olması, her zaman uçmayı dilemesi ve bu dileğinin gönülden olması gerekir”
Genç salyangozların hepsi bir ağızdan gökyüzüne bakarak “Ben de uçmak istiyorum” diye bağırdı.
…

Tam kahvelerimle bahçeye giriyordum ki, lahananın üzerindeki salyangozu avucunun içine almış yan bahçeye doğru fırlatan annemi gördüm. Yetişebilme arzusunun heyecanıyla;
– Anne ne yapıyorsun! diye sordum.
– Yok bir şey kızım. Bir salyangozun uçma dileğine aracılık ediyorum, dedi.
Hatice Çakır
Dörtİz
Diğer yazılarımı okudunuz mu?
Kırmızı Peri Tozları

ben de uçmak istiyorummmm. babaanneyi çağırsak mı? bayıldım…