İNSANIN DEĞERİNİ NE BELİRLER?
- Yazar: Tuğba SANCAK
- 20 Ekim 2026
- 13 kez okundu
İNSANIN DEĞERİNİ NE BELİRLER?
Hayatında bir sevgilisinin olması mı?
Parmağındaki yüzük mü?
Yıllardır sürdürdüğü bir evlilik mi?
Etrafında kalabalıkların bulunması mı?
Yoksa birilerinin sana ihtiyaç duyması mı?
Hiçbiri…
Dünya, yalnız kalmamak uğruna berbat ilişkilere katlanan insanlarla dolu. Özellikle kadınlar… Sevilmediği yerde sevgiyi bekleyen, saygı görmediği yerde sabreden, ruhunu inciten ilişkilerde sırf bir ilişkiye sahip olmanın toplumsal itibarını kaybetmemek için kalan kadınlar.
Üstelik toplumun buna verecek bir onayı daima hazırdır.
“Ne güzel, hayatında biri var.”
Sanki birinin hayatında olmak, o hayatta gerçekten var olabilmek anlamına gelirmiş gibi.
Oysa bir sevgilinin varlığı insanı değerli kılmaz. Tıpkı yokluğunun değersiz kılmadığı gibi.
Evlilik bir yaşam başarısı değildir. Hele ki insanın kendisini her gün biraz daha kaybettiği, sevgisizliğin alışkanlığa, mutsuzluğun kadere dönüştüğü bir evliliği sürdürmek hiç değildir.
Bazen asıl başarı, herkesin kalmanı beklediği yerden kalkıp gidebilmektir.
Tuhaf bir çelişki var burada. İnsan, kendisini tüketen bir hayattan çıkacak cesareti gösteriyor; sonra başkalarının gözünde eksildiğini düşünerek kendi içinde yeni bir hapishane kuruyor. Bir ilişkinin esaretinden kurtulup toplumsal yargıların esaretine giriyor.
Demek ki kapıyı açmak yetmiyor. İnsanın zihnindeki kilitleri de kırması gerekiyor.
Peki, insanın değerini yakınları mı belirler?
Kendiyle barışamamış bir dost, hayatını öfkeyle geçiren bir akraba, dünyayla hesabını kapatamamış bir eş, sevgiyi ancak kendi ihtiyaçları karşılandığında hatırlayan biri…
Onların hükümleri ne kadar güvenilir olabilir?
Kendi yaralarını tanımayan insan, bazen başkasının yarasına basmayı marifet sanıyor. Kendi eksiklikleriyle yüzleşemeyenler, başkalarının eksiklerini sayarak rahatlıyor. Kendi hayatının sorumluluğunu alamayanlar, başkalarının hayatına hüküm vermekte pek cömert davranıyor.
Bir de yalnızca kendisini merkeze koyanlar var.
“Ben ne hissediyorum?”
“Benim ne işime yarıyor?”
“Bana ne kadar lazım?”
“Benim istediğim gibi davranıyor mu?”
Onlar için insanın değeri, sağladığı fayda kadardır. İşleri görüldüğünde kıymetlisindir. Sınır koyduğunda nankör, itiraz ettiğinde zor, kendi yoluna gittiğinde bencil oluverirsin.
Oysa bir insanın sana verdiği değerle senden elde ettiği fayda aynı şey değildir.
Belki en büyük yanılgımız, kendimizi bizi gerçekten göremeyen insanların gözlerinden seyretmeye çalışmamızdır.
Bizi kendi korkularıyla, hayal kırıklıklarıyla, öfkeleriyle ve beklentileriyle değerlendiren insanların aynasında kendimizi arıyoruz. Sonra gördüğümüz görüntüyü beğenmeyip kendimizden şüphe ediyoruz.
Halbuki ayna bozuk olabilir.
Belki insanın kıymetini ancak kendisiyle yüzleşebilmiş, kendi karanlığından korkmamış, kusurlarını başkalarının omuzlarına yüklemekten vazgeçmiş insanlar hakkıyla görebilir.
İnsanı bütün çıplaklığıyla; başarı, başarısızlık, korku, çelişki ve kırılganlığıyla görebilenler…
Üstelik onlar bile bir insana paha biçmekten çok, zaten var olan değerini fark edebilirler.
Çünkü insan bir müzayede nesnesi değildir. Başkalarının teklifleriyle kıymet kazanmaz.
Dünya kafası karışmış insanlarla dolu…
Daha kötüsü, bu karışıklığı çözmeye niyeti olmayan insanlar var. Kendi hayatına bakmak yerine başkasının hayatını didikleyen, olmak istediği insana dönüşmek için emek vermek yerine o insana saldıran, başkasının cesaretini kendi korkaklığına tehdit sayan insanlarla…
Kendisiyle baş başa kalmak zor geliyor insana.
Telefonuna uzanıyor. Ekranları kaydırıyor. Gürültüye sığınıyor. Bir ilişkiye, kalabalığa, alışkanlığa tutunuyor. Yeter ki sessizlik olmasın, kendi içinden yükselen soruları duymasın.
Çünkü insanın kendisiyle karşılaşması, bazen bir başkasıyla karşılaşmasından çok daha sarsıcıdır.
Kimsenin aramadığı bir akşamda, kimsenin onaylamadığı bir kararın ardından, kimsenin alkışlamadığı bir hayatın ortasında oturup kendine bakabilmek…
Bütün bunlara rağmen kendini eksik saymamak.
İşte insanın asıl özgürlüğü burada başlıyor.
Sevilmeyi istemek başka, sevilmediğinde değersiz olduğuna inanmak başka.
Bir yol arkadaşı arzulamak başka, yol arkadaşın yok diye kendi yolculuğunu küçümsemek başka.
Yalnızlıktan zaman zaman hüzün duymak başka, yalnızlığı bir kişilik kusuru sanmak bambaşka.
İnsan sevilmek ister. Anlaşılmak, dokunulmak, birinin hayatında özel bir yer edinmek ister. Bunlar insan olmanın en doğal arzularıdır. Mesele bu arzuları inkâr etmek değil, onların gerçekleşmemesini kendi değerimizin ölçüsü haline getirmemektir.
Çünkü insanın değeri, bir başkasının onu seçmesine bağlıysa, bir başkasının vazgeçmesiyle de yok olacak demektir.
Oysa hiçbir insanın kıymeti böylesine pamuk ipliğine bağlı olmamalı.
Ve günün sonunda…
Kendi sessizliğinden kaçmayanlara, başkalarının onayını hayatının pusulası yapmayanlara, sevilmek uğruna kendinden vazgeçmeyenlere, yalnızlığı göze alıp kendine ihanet etmeyenlere…
Birilerinin hayatında yer bulamadığında kendi hayatındaki yerini kaybetmeyenlere…
Kendiyle yüzleşmenin zahmetine katlananlara…
Kimsenin kendisine paha biçmesini beklemeden kendi kıymetini bilenlere selam olsun.
Çünkü insanın kendisine verebileceği en büyük değer, başkalarının gözünde değerli görünmek uğruna kendinden vazgeçmemesidir.
Tuğba Sancak
Diğer yazılarımı okudunuz mu?

insanın değeri mi var hocam…
Mükemmel tespitler. Yüreğinize sağlık hocam