Gönül Gözü Kapanınca, Kusurlar Büyür

Gönül Gözü Kapanınca, Kusurlar Büyür

GÖNÜL GÖZÜ KAPANINCA

KUSURLAR BÜYÜR

İnsan ilişkilerinin görünmeyen bir terazisi vardır. Bir kefesinde sevgi, diğerinde beklentiler durur. Sevgi ağır bastığında insan, karşısındakinin eksiklerini anlayışla karşılar; bir hatanın ardındaki nedeni düşünür, kırıcı bir sözün arkasında belki de anlatılamamış acı olduğunu hisseder. Ancak beklentiler ağırlaşmaya başladığında, aynı insanın daha önce görmezden geldiği ayrıntılar birer birer gözüne batmaya başlar.

Bir zamanlar tebessümle karşılanan davranışlar, gün gelir tartışma konusu olur. Önceden önemsenmeyen alışkanlıklar, bir anda büyük sorunlara dönüşür. Sesin tonu, bir kelimenin seçimi, bir bakışın anlamı bile sorgulanır. Oysa değişen her zaman karşımızdaki insan mıdır, yoksa ona bakarken içimizde taşıdığımız duygu mu?

İşte asıl mesele burada başlar.

Sevgi, insanı kusursuz görme yanılgısı değil; kusurlarıyla birlikte anlayabilme olgunluğudur. Çünkü kimse yalnızca güzel yanlarından ibaret değildir. Her insanın içinde sakladığı korkular, dile getiremediği kırgınlıklar, zaman zaman yanlış kararlar almasına neden olan zayıflıklar vardır. Bizi birbirimize yakınlaştıran bütün bu insani gerçeklere rağmen yan yana durabilme iradesidir.

Ne var ki günümüz ilişkilerinde tahammül giderek azalıyor. İnsanlar anlaşılmak istiyor ama anlamak için yeterince çaba göstermiyor. Dinlenilmeyi bekliyor ama karşısındakini dinlerken sabırsızlanıyor. Bir hatanın telafisini bekliyor fakat kendi hatalarıyla yüzleşmekten kaçınabiliyor.

Herkes haklı olmak istiyor. Oysa bazen haklı çıkmanın bedeli, haklı olduğumuz insanı kaybetmek oluyor.

Bir düşünün… Kaç dostluk, küçücük bir yanlış anlaşılmanın ardından sessizliğe gömüldü? Kaç aile, konuşulsa çözülebilecek meseleler yüzünden birbirinden uzaklaştı? Kaç insan, özür dilemek yerine gururunu korumayı seçtiği için en değerli bağlarını kendi elleriyle zayıflattı?

Üstelik kırgınlıkların çoğu büyük olaylardan doğmuyor. Zamanında söylenmeyen bir teşekkür, ihtiyaç duyulduğunda uzatılmayan bir el, duyulması beklenen bir sözün eksikliği… Bazen insanı uzaklaştıran, yaşananlardan çok yaşanması mümkünken yaşanmayanlardır.

Elbette sevgi, her davranışı kabul etmek anlamına gelmez. Anlayış göstermek, insanın kendisine yapılan haksızlıkları görmezden gelmesi değildir. Hiç kimse incinmeye, aşağılanmaya ya da sürekli değersiz hissettirilmeye mecbur değildir. Sağlıklı bir ilişkinin temelinde yalnızca sevgi değil, karşılıklı saygı ve sorumluluk da bulunur.

Ancak sınır koymakla kusur aramak, birbirinden farklı şeylerdir. Biri insanın kendisini korumasını sağlar; diğeri ise karşısındakinde sürekli bir eksiklik bulmaya odaklanır. Birinde insan onurunu savunur, diğerinde ise çoğu zaman kendi beklentilerinin esiri olur.

Belki de kendimize sormamız gereken soru şudur: 

Bir insanda gerçekten yanlış olanı mı arıyoruz, yoksa içimizde büyüyen memnuniyetsizliğe bir gerekçe mi buluyoruz?

Çünkü insan bazen kendi yorgunluğunu başkasının hatasında arar. Hayatın yükü ağırlaştığında, içindeki huzursuzluğu en yakınındakine yöneltir. Kendi eksiklerini konuşmak yerine karşısındakinin yanlışlarını sıralar. Böylece sorun çözülmez; yalnızca iki insanın arasına yeni duvarlar örülür.

Oysa bir ilişkinin en çok ihtiyaç duyduğu şey, sürekli denetlenmek değil, güven içinde var olabilmektir. İnsan, yanında kendisini savunmak zorunda kalmadığı, her cümlesinin yanlış anlaşılmasından korkmadığı, hata yaptığında bütünüyle yargılanmayacağını bildiği yerde huzur bulur.

Bazen bir ilişkiyi kurtaran uzun konuşmalar değildir. İçtenlikle sorulan bir soru, samimiyetle edilen bir özür ya da karşısındakinin anlatamadığı derdi anlamaya çalışan sessiz bir dinleyiştir. Çünkü bazı yaralar, haklılık tartışmalarıyla değil, insanın insana yeniden yaklaşmasıyla iyileşir.

Hayat dediğimiz yolculuk zaten yeterince zor. Herkesin içinde taşıdığı bir mücadele, kimseye göstermediği bir kırgınlık, geceleri kendisiyle baş başa kaldığında düşündüğü meseleler var. Böyle bir dünyada birbirimizin yükünü ağırlaştırmak yerine hafifletmek, belki de yapabileceğimiz en kıymetli iyiliklerden biridir.

Unutmamak gerekir ki hiçbir insan kusursuz değildir. Ne biz başkalarının beklentilerini her zaman karşılayabiliriz ne de başkaları bizim hayal ettiğimiz insan olmak zorundadır. İlişkiler, iki insanın birbirini değiştirme mücadelesi olmaktan çıkıp birbirini anlama çabasına dönüştüğünde anlam kazanır.

Belki de gönül zenginliği, bir başkasının yanlışını hiç görmemek değildir. Onu gördüğümüzde nasıl davranacağımızı bilmektir. Bazen konuşmak, bazen uyarmak, bazen affetmek; bazen de insanın kendisini korumak için mesafe koymasıdır.

Asıl mesele, bütün bunları yaparken insanlığımızı kaybetmemektir.

Çünkü günün sonunda geriye kimin hangi tartışmayı kazandığı değil, kimin kalbine nasıl dokunduğumuz kalır. Söylediğimiz sözler unutulabilir, yaşanan olayların ayrıntıları zamanla silinebilir. Fakat bir insanın yanında kendisini değerli mi, yoksa yetersiz mi hissettiği, çoğu zaman hafızasında yaşamaya devam eder.

Öyleyse biraz daha yavaşlayalım. Hemen yargılamak yerine dinleyelim. Bir yanlışın bütün bir insanı tanımlamasına izin vermeyelim. Kırıldığımızda bunu anlatmayı, kırdığımızda özür dilemeyi bilelim.

Zira hayat, kusursuz insanları bulabileceğimiz kadar uzun değil. Ama birbirimizin kusurları arasında kaybolmadan, güzel yanlarını görebileceğimiz kadar anlamlı olabilir.

Ve belki de insanın insana bırakabileceği en güzel miras, kendisini olduğu gibi kabul edildiği bir gönül hatırasıdır.

Umut Uçar

Diğer yazılarımı okudunuz mu?

YANIMIZDAKİNİN KIYMETİNİ BİLMEK

Yorumlar (2)

  1. Yıldız TEK GAMLI dedi ki:

    çok anlamlı bir yazı olmuş…

  2. Ozan Kasım KOL dedi ki:

    Söz var iş bitire, söz var baş yitire
    Yüreğinize sağlık.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Umut UÇAR

Umut UÇAR Kimdir ? 20 Mart 1990 Ankara’da doğdum. Çankaya İlköğretim Okulu’nda İlk Özel Jale Tezer Koleji'nde orta Özel Aydın Anadolu Kolejinde hazırlık ve lise 1.sınıf Ankara 75.YIL Süper Lisesi’nde Lise 2 ve Lise son sınıf öğrenimimi tamamladıktan sonra Celal Bayar Üniversitesi Müh.fak.Elektrik Elektronik Müh. Bölümüne girdim. Kendi isteğimle bu bölümden ayrılarak siyaset ve kamu yönetimindeki eğitiminden sonra Uğur Dündar'ın teşvikiyle ve özellikle Müjdat Gezen’in okuluna gittikten sonra onun da desteği ile Gazeteciliğe başladım. Bir süre Anons 35 TV ‘de sabah gazete manşetlerini yorumlayarak görev aldım. 11 Kasım 2016’da Radyo 1919 Fm’i kurdum.Çeşitli kişilerle,ünlü sanatcı ve siyaset adamları ile röpörtajlar yaptım. Doğan Haber Genel Koodinatörlüğü görevinde bulundum. Şu an Vizyon Medya Grup Yayın Grup Başkanı, Karabağlar Medya Grup Yayın Grup Başkanı, Tuvana Medya Grup Yönetim Kurulu Başkan Vekilliği, İzben Medya Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini sürdürmekteyim. Ayrıca Gençlik ve Spor Konfederasyonu, Sanayi ve Ticaret Konfederasyonu Genel Başkan Başdanışmanı, İş Dünyası Federasyonu Genel Başkan Vekili ve Ekonomik Kalkınma ve İş Dünyası Derneği Genel Başkanı görevlerini yürütmekteyim.