EKRAN PARILTISINDA GÖLGELENEN GÖZLER

EKRAN PARILTISINDA GÖLGELENEN GÖZLER

EKRAN PARILTISINDA GÖLGELENEN GÖZLER

Göz çukurlarımıza yerleşen mavi ışık süzmeleri, çağımızın yeni tapınak aynaları hâline geldi. Günümüz insanı, fiziksel olarak aynı mekânı paylaşsa da ruhsal frekanslarını yüz metre ötedeki görünmez kulelere göre ayarlıyor. Dokunmanın, bakışmanın ve sessizliği paylaşmanın estetiği; yerini saniyeler içinde kaydırılan sentetik akışlara bıraktı.

Hayatın ritmini parmak uçlarımıza hapsettiğimizden beri, en yakınımızdakilerle aramızdaki mesafeyi metrelerle değil, sinyal güçleriyle ölçüyoruz. Oysa hakiki bir bağ kurmak, cihazların çekim alanına girmekle değil, birbirimizin varlığına görünmez ama sarsılmaz bir Wi-Fi ağıyla bağlanmakla mümkündür. 

Kalpten kalbe kurulan o ilk şifresiz ağ kesildiğinden beri, hepimiz aynı odada yan yana duran ama farklı sunucularda yaşayan birer dijital mülteciye dönüştük.

İlişkilerimizin pil yüzdesi her geçen gün düşerken, duygusal şarj aletlerimizi yanlış prizlerde arıyoruz. Birbirimizin gözlerinin içine bakmak yerine, yüzümüzü aydınlatan cam levhalardan onay kırıntıları topluyoruz. İnsan ruhu; beğeni butonlarıyla doyurulamayacak kadar derin, algoritmaların tahmin edemeyeceği kadar karmaşık bir coğrafyadır.

Şimdi, parmaklarımızı o pürüzsüz cam yüzeylerden çekip hayatın dokulu gerçeğine dokunma zamanı. Ekranların parlaklığını biraz düşürüp, bakışlarımızdaki ışığı artırmak; birbirimizin çekim alanına girmek ve yüreklerimizi aynı kablosuz ağda buluşturmak belki de kaybettiğimiz samimiyeti yeniden güncellemenin tek yoludur.

Bildirim sesleri, ruhumuzun sükûnetine indirilen kesintisiz darbeler gibi yankılanıyor artık. Zihnimizi tazelemek için girmemiz gereken o huzurlu sessizlikler, şimdi uygulamanın son sürümünü bekleyen atıl bellekler gibi doldurulmayı bekliyor. Oysa hayat, arkada çalışan yüzlerce sekmenin arasında kaybolmayacak kadar kıymetli bir akıştır; her bildirime yetişmeye çalışırken, en çok kendimizin kapsama alanı dışına düşüyoruz.

Göz temasının yerini piksel yoğunluğunun, samimi bir tebessümün yerini dijital simgelerin aldığı bu yeni çağda, insani dokunuşları yedek bir sürücüye kaydetmiş gibiyiz. Oysa hiçbir ekran güncellemesi, bir dostun sesindeki o ilk frekansı tamir edemez; hiçbir sanal ağ, bir insanın varlığıyla sunduğu o sıcak bant genişliğini sağlayamaz. Anı kaçırma korkusuyla ekrana kilitlenirken, hayatın asıl canlı yayınını kaçırdığımızı fark etmek için sistemi tamamen kapatıp derin bir nefes almamız gerekiyor, ekran parıltısında gölgelenen insan olmamak adına… 

 

Sevgiyle kalın… 

Rümeysa Kaya Odabaş

Bir önceki yazımı okudunuz mu? 

https://fisildayankalemler.org/ruhsal-hijyen-ve-sinir-cizmenin-zarafeti/#google_vignette

Kitabıma ulaşabilirsiniz: 

https://www.dr.com.tr/kitap/gokbey-

goklerde-her-gezegen-ozeldir/cocuk-ve-genclik/okul-cagi-6-10-yas/cocuk-bilim/urunno=0002132007001?srsltid=AU7gw4VgZ2RXkB603Y161TSA-4NiWXTbO3vUpVGFVs8WUhC0uhZ0I9hF

 

Yorumlar (6)

  1. Yıldız TEK GAMLI dedi ki:

    bayıldım…

  2. Rümeysa KAYA ODABAŞ dedi ki:

    Teşekkür ederim 🥰

  3. Ozan Kasım KOL dedi ki:

    Çok doğru tespitler. Yüreğinize sağlık.

    1. Anonim dedi ki:

      Teşekkür ederim hocam

  4. Anonim dedi ki:

    Şa ha ne

  5. Anonim dedi ki:

    Dijital bir mülteci olmak yerine hayatın canlı yayınını kaçırmamayı ne kadar da güzel özetlemişsin. Ekranı kilitleyip dünyaya bakma vakti gelmiş👏🌸👍💜👍👏brao

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Rümeysa KAYA ODABAŞ

14 Mayıs tarihinde dünyaya gelmiştir. İlahiyat mezunudur. Yedi yıl ücretli öğretmenlik yapmıştır. Beden Dili, hitabet, Diksiyon, Aile İçin İletişim, Çocuk Psikolojisi , Öğrenci Koçluğu, Özel Eğitim Öğretmenliği alanında eğitimleri vardır . Çocuk edebiyatına dair mini hikayeler yazmaktadır. GÖKBEY GÖKLERDE-HER GEZEGEN ÖZELDİR kitabının yazarıdır. Evli ve iki çocuk annesidir.