Başarı Hikâyesi Olmadan Değerli Olmak

Başarı Hikâyesi Olmadan Değerli Olmak

BAŞARI HİKÂYESİ OLMADAN DEĞERLİ OLMAK

Bir insanı ne zaman gerçekten görürüz? Bir şey başardığında mı? Bir engeli aştığında, bir madalya kazandığında, okulunu bitirdiğinde, bir işe girdiğinde, kendi başına bir şey yapabildiğinde…

Özellikle engellilik söz konusu olduğunda, başarı hikâyelerini çok seviyoruz. Bir çocuğun kazandığı yarışmayı anlatıyoruz. Bir gencin üniversiteye girişini alkışlıyoruz. Bir sporcunun aldığı madalyayı gururla paylaşıyoruz. Birinin “Yapamaz!” denilen bir şeyi yaptığını gördüğümüzde hemen onun hikâyesini başkalarına anlatmak istiyoruz. “Bakın, o da başardı.” Bu cümle iyi niyetle kuruluyor olabilir. İçinde umut vardır, cesaret vardır, önyargıları kırma isteği vardır. Ama belki de hiç sormadığımız bir soru vardır:

Peki başaramadığında ne olacak? 

Bir insanın değeri, başarabildikleriyle mi ölçülmeli? Engelli bireyler hakkında konuşurken farkında olmadan garip bir ölçü kullanıyoruz. Onlardan beklediğimiz şeyleri yaptıklarında bunu sıradan yaşamın parçası olarak değil, bir başarı olarak görüyoruz. Okula gitmesi, çalışması, arkadaş edinmesi, tek başına bir yere gitmesi, bir sınavı geçmesi, bir ev kurması…

Bunların her biri elbette emek ve çaba gerektirebilir. Ama neden bazı insanların yaptığı şeylere “Hayat” derken, bazı insanların yaptığı aynı şeylere “Mücadele” diyoruz?

Neden insanın sıradan bir günü bile onun için başarı hikâyesi sayılmıyor?
Belki de burada iyi niyetle beslediğimiz başka bir düşünce gizli “Bakın, o da yapabiliyor.” Buradaki ” o da ” kelimesi aslında gizli bir kibir içeriyor.

Peki ya yapamıyorsa? 

Ya bazı şeyleri hiçbir zaman tek başına yapamayacaksa? 

Ya hayatının belli dönemlerinde, hatta bütün hayatı boyunca desteğe ihtiyaç duyacaksa?

O zaman hayatının değeri azalıyor mu? Başarı hikâyelerini seviyoruz çünkü bize bir son sunuyorlar. Başlangıçta bir engel var, sonra mücadele ardından büyük bir çaba ve sonunda başarı. Hikâye tamamlanıyor. Alkışlıyoruz. İlham alıyoruz.

Fakat gerçek hayat çoğu zaman böyle ilerlemiyor…

Bazı günler iyi geçiyor, bazı günler kötü. Bazı günler bir şeyler öğreniliyor, bazı günler hiçbir şey öğrenilemiyor. Bazen ilerliyoruz, bazen aynı yerde kalıyoruz. Bazen yeniden deniyoruz, bazen de sadece yoruluyoruz bunların hepsi hayatın kendisi. Engelli bireylerin hayatlarının da böyle olmasına izin vermemiz gerekmiyor mu?
Her gün güçlü olmaları gerekmiyor. Her gün gelişmeleri gerekmiyor. Her gün bir şey başarmaları gerekmiyor. Her gün bize umut vermeleri hiç gerekmiyor. Çünkü onların görevi bize ilham olmak değil. Onların görevi yalnızca yaşamaktır. Tıpkı hepimiz gibi. 

Belki en büyük yanılgımız, değeri görünür kılmak için başarıya ihtiyaç duymamız…

Bir insanın hayatına baktığımızda, onun değerini gösterecek bir “başarı” arıyoruz. Bir diploma, bir meslek, bir madalya, bir bağımsızlık hikâyesi, bir “Her şeye rağmen” cümlesi…
Oysa insanın değeri bir başarı listesine sığmaz. Bir çocuğun değeri aldığı notlardan fazla olduğu gibi, özel gereksinimli bir çocuğun değeri de kazandığı becerilerin toplamından fazla.

Bir yetişkinin değeri ürettikleriyle ölçülemeyeceği gibi, engelli bir yetişkinin değeri de ne kadar bağımsız olabildiğiyle ölçülemez. Bir insanın hayatını değerli kılmak için onu bir başarı hikâyesine dönüştürmemiz gerekmiyor. Bunu gerçekten anlamamız gerekiyor. Çünkü aksi hâlde farkında olmadan şu mesajı veriyoruz:

Başardığın sürece değerlisin. Geliştiğin sürece görünürsün.

Bağımsızlaştığın sürece gurur duyulacak bir hikâyen var. Peki ya bunların hiçbiri gerçekleşmezse?
İşte asıl kabul tam burada başlıyor. Bir çocuğun hayatını yalnızca ne kadar ilerlediğine bakarak değerlendirmediğimiz gün, bir yetişkinin değerini ne kadar bağımsız olduğuyla ölçmediğimiz gün, bir insanın bize ilham vermek zorunda olmadığını kabul ettiğimiz gün belki o zaman gerçekten başka bir yerden bakmaya başlayacağız.

Başarıyı küçümsemek değil bu. Çabayı görmezden gelmek de değil. Elbette başarıların, kazanılan becerilerin, aşılmış güçlüklerin bir değeri var. 

Başarı ile insanın değeri aynı şey değil. 

Bir insan başarılı olduğu için değerli değildir. Başardığında daha fazla insan değildir. Başaramadığında da eksilmez.
Bireyin değeri neyi en iyi en çok en güzel en mükemmel yaptığıyla ölçülemez bunlar sadece hayatının birer parçasıdır.

Çünkü bazı hayatların anlatılmaya değer olması için sonunda alkış olması gerekmiyor. Bazı insanların görünür olmak için bir şey kanıtlaması gerekmiyor. Bazı hayatlar sadece yaşandıkları için değerli.
Belki gerçek kabul tam burada başlıyor…

Bir insana, hiçbir şey başarmadan da hayatımızda bir yeri olduğunu söyleyebildiğimiz zaman…

Elif Ay

Diğer yazılarımı okudunuz mu?

Otizmin Görünmeyen Mesaisi

Yorumlar (2)

  1. Yıldız TEK GAMLI dedi ki:

    yine harika bir konu yine harika bir yazı… her gün insan kalabilmenin büyük başarı olduğunu düşünüyorum…

  2. Elif dedi ki:

    Teşekkür ederim hocam 🙏

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Elif AY

1991 İstanbul Üsküdar doğumlu. İstanbul Üniversitesi Sosyal Hizmetler mezunu Atatürk üniversitesi Yönetim ve Organizasyon bölümü öğrencisi. İki oğlu var. Uzun süredir özel gereksinimli bireyler hakkında yazılar yazıyor. Makale ve köşe yazarlığı yapıyor. İki antoloji eserde özel gereksinimli bireyler hakkında yazıları mevcuttur.