Sınıf Yönetimi

Sınıf Yönetimi

SINIF YÖNETİMİ

Sessizliği Değil, Öğrenmeyi Yönetmek

Bir öğretmenin sınıfa girdiğinde ilk düşündüğü şey ne olmalı?
“Çocuklar bugün sessiz olacak mı?

Belki bu soruyu biraz değiştirmeliyiz:
Çocuklar bugün kendilerini öğrenmeye hazır hissedecek mi?”

Çünkü sınıf yönetimi, yalnızca gürültüyü susturmak, sıraları düzenlemek, kuralları uygulamak ya da öğrenciyi kontrol altında tutmak değildir. 

Sınıf yönetimi; çocuğun kendisini güvende, değerli ve öğrenmeye ait hissettiği bir ortam kurabilme sanatıdır.

Bir sınıfı sessizlik mi yönetir? Bir öğretmen düşünün…
Derse giriyor. Çocuklar konuşuyor. Öğretmen sesini yükseltiyor:
“Susun!”
Sınıf birkaç saniye içinde sessizleşiyor.
Başarılı bir sınıf yönetimi mi? Belki görünüşte evet.
Birkaç dakika sonra aynı problem yeniden ortaya çıkıyor. 

Çünkü korkuyla sağlanan sessizlik, öğrenme kültürü oluşturmaz.

Başka bir öğretmen düşünelim:
Sınıfa giriyor ve konuşan öğrencilerin üzerine bağırmak yerine tahtaya şu cümleyi yazıyor:

Burada herkesin düşüncesine yer var ama duyabilmemiz için birbirimize fırsat vermeliyiz.

Sonra derse başlıyor. Bu öğretmen ilk gün mucize yaratmayacak. Zamanla çocuklara bir davranış biçimi öğretecek.
İşte sınıf yönetimi tam da burada başlar.

Kural koymak yetmez, anlam kazandırmak gerekir.
“Konuşma!”
“Yerinden kalkma!”
“Arkadaşının sözünü kesme!”
“Ders sırasında oyun oynama!”

Kurallar gereklidir fakat çocuk yalnızca kuralı bilirse davranışı ezberler; nedenini anlarsa sorumluluk geliştirmeye başlar.

Örneğin sınıfta bir kural belirlenirken öğretmen şöyle sorabilir:
Arkadaşımız konuşurken neden onu dinlemeliyiz?
Çocuklardan gelen cevaplar, kuralın anlamını oluşturur.

Çünkü o da bizi dinliyor.”
“Çünkü söyledikleri önemli olabilir.”
“Çünkü sözünü kesersek üzülür.”

İşte o anda sınıf yönetimi, öğretmenin koyduğu emir olmaktan çıkar; çocukların birlikte oluşturduğu bir yaşam kültürüne dönüşür.

En zor öğrenci gerçekten “zor” mudur?
Her sınıfta öğretmenin dikkatini daha fazla çeken bir öğrenci vardır.
Sürekli konuşur.
Yerinde duramaz.
Arkadaşlarının dikkatini dağıtır.
Ödevini yapmaz.
Öğretmen onunla ilgili zihninde bir etiket oluşturabilir:

“Bu çocuk problemli.”

Oysa bazen problem, çocuğun davranışında değil; davranışın bize anlatmaya çalıştığı şeydedir.

Bir çocuk;

Sürekli konuşuyorsa belki dikkat çekmeye çalışıyordur.

Derse katılmıyorsa belki başarısız olmaktan korkuyordur.

Sürekli arkadaşlarını rahatsız ediyorsa belki sınıfta kendisine başka türlü yer bulamıyordur.

Bu nedenle iyi bir sınıf yöneticisi yalnızca:
“Ne yaptı?” diye sormaz.

Bir adım daha ileri gider:
“Neden böyle yaptı?” diye düşünür.
Bu küçük soru, öğretmenin bakışını değiştirebilir.

Öğretmenin sesi kadar bakışı da yönetir. Bir öğrencinin bütün sınıfın önünde uyarılmasına gerek yoktur.

Öğretmenin kısa bir bakışı…
Öğrencinin yanından geçerken omzuna hafifçe dokunması…
Ders sonunda yanına çağırıp:
Bugün seni birkaç kez arkadaşının sözünü keserken gördüm. Birlikte bunun başka bir yolunu bulabilir miyiz?” demesi… 

Bazen sayfalarca nasihatten daha etkilidir. Çünkü çocuk, herkesin önünde küçük düşürülmek yerine davranışının farkına varma fırsatı bulur.

Sınıf yönetiminde öğretmenin otoritesi bağırdığı sesin yüksekliğiyle değil, tutarlılığıyla ölçülür.

Adalet, herkese aynı şeyi yapmak değildir. Sınıfta yirmi dört çocuk varsa, yirmi dört farklı hikâye vardır.

Bir öğrencinin sessiz kalması sakinliktir.
Bir başkasının sessiz kalması korku olabilir.
Bir öğrenci ödevini yapmadığında tembellik ediyor olabilir.
Bir başka öğrenci ise evindeki koşullar nedeniyle ödevini tamamlayamamış olabilir.
Bu nedenle adalet, her çocuğa aynı davranmak değil; her çocuğun ihtiyacını görerek adil davranabilmektir.

İyi öğretmen sınıfın tamamını görürken tek tek çocukları kaybetmez.
Mizah sınıf yönetiminin bir parçasıdır
Her şeyi ciddiyetle çözmeye çalışmak bazen sınıfı daha da gerer.

Bir gün sınıfta herkes konuşuyorsa öğretmen tahtaya:
“Bugünkü konuşma kotamız biraz erken doldu galiba.” yazabilir. Çocuklar güler.

Sonra öğretmen:
“Şimdi bu kotayı derse ayıralım.” der.
Bazen küçük bir tebessüm, büyük bir çatışmayı önleyebilir. Çünkü çocuklar kendileriyle iletişim kurabilen öğretmeni daha kolay dinler.

Sınıf yönetiminin görünmeyen kahramanı: İlişki

Bir öğretmen, öğrencisinin doğum gününü hatırlıyorsa…
Onun sevdiği kitabı biliyorsa…
Mutsuz olduğunu fark ediyorsa…
“Bugün nasılsın?” sorusunu gerçekten cevabını merak ederek soruyorsa…
O sınıfta yalnızca ders anlatılmıyordur.
Bir bağ kuruluyordur. Çoğu zaman çocuk, önce öğretmenine; sonra onun anlattığı derse bağlanır.

Bu yüzden sınıf yönetiminin temelinde pedagojik teknikler kadar insan ilişkileri de vardır.
Sınıf yönetimi, çocukları susturma sanatı değildir. Sınıf yönetimi, çocuklarla birlikte yaşamayı öğretme sanatıdır.
İyi yönetilen sınıfta öğretmen sürekli bağırmak zorunda kalmaz. Çünkü çocuklar neden dinlemeleri, sıra beklemeleri, saygı göstermeleri gerektiğini bilir. Hata yaptıklarında yeniden başlayabileceklerini bilir.

Belki de iyi bir sınıfın en güzel göstergesi sessizlik değildir.
Bazen bir çocuğun parmak kaldırıp:
Öğretmenim, ben farklı düşünüyorum.” diyebilmesidir.

Çünkü gerçekten iyi yönetilen bir sınıfta çocuk yalnızca kurallara uymayı değil, düşünmeyi, dinlemeyi, paylaşmayı, sorumluluk almayı ve birlikte yaşamayı öğrenir. 

Öğretmen sınıftan çıktığında geride yalnızca düzenli sıralar bırakmaz.
Kendini değerli hisseden çocuklar bırakır.
İşte sınıf yönetiminin asıl başarısı budur.
Herkesi yönetmeyi bir davranış haline getirmekten önce birlikte yaşama kültürünü benimsetmek çoğu problemin önceden çözülmesine zemin hazırlar.

Birlikte güzeliz, birlikte güçlüyüz. Farklılıklar çatışma sebebi değil, zenginlik sebebidir.

Metin Özdemir

Diğer yazılarımı okudunuz mu?

Öğrencilerle Olumlu Bağ Nasıl Kurulur?  

 

Yorumlar (2)

  1. Yıldız TEK GAMLI dedi ki:

    öğretmenliği düşünen öğrencilerin ve yeni öğretmenlerin mutlaka okuması gereken bir yazı…

  2. Ozan Kasım KOL dedi ki:

    Her öğretmenin, idarecinin baş ucu tavsiyesi olarak okuması gereken öneriler. Yüreğinize sağlık

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Metin ÖZDEMİR

METİN ÖZDEMİR 1979 yılında Bursa'da doğdum. İstanbul Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi Sınıf Öğretmenliği bölümünden 2002'de mezun oldum.Evli ve bir çocuk babasıyım. Eğitime ve kitaplara olan aşkım hiç bitmeyecek. Elimden geldiğince topluma örnek olmayı amaçlıyorum.