Halk Şairinin Gezi Anıları
- Yazar: Hüseyin YILDIZ
- 24 Haziran 2026
- 7 kez okundu
HALK ŞAİRİNİN GEZİ ANILARI
Dağların Zirvesindeki Yörük Köyü “Belenli” ve Hüzünlü “Kız Uçtu Efsanesi”
Merhaba sevgili okurlarım… Bugün sizleri dağların zirvesine yaslanmış, bulutlarla dostluk etmiş bir köye, Burdur’un Kemer ilçesine bağlı Belenli köyüne; yani kendi köyüme götüreceğim.
Hazır mısınız?
Belenli… Uçurumların kıyısında, rüzgârın kanatlarında yükselen bir hayat… Sabahın ilk ışıkları, Sivrilce’de kayaların arasından süzülüp taş duvarlara vurur. Burası adeta bir masalın içine doğmuş gibi görünür.
Buraya gelen yollar keskin virajlarla doludur. Patikalar dik yamaçlara yaslanır. Ama Belenli’nin insanı bu yükseklikleri bilir, dağ gibi dik durmayı öğrenmiştir. Yüzlerinde bir dirayet, gözlerinde ufka uzanan bir bakış, yüreklerinde geniş ovalar gibi bir sevgi vardır.
Dağların İçinde Saklı Bir Vaha
Belenli’nin her köşesi kendi başına bir hikâye taşır. Derler ki; bir zamanlar bir kervan fırtınaya yakalanıp bu dağların göğsüne sığınmış. Geceyi geçirecekleri bir çatı ararken taş evlerin sıcaklığına rastlamışlar. O gece gökyüzü kara bulutlarla örtülüyken, köyün ortasında yanan ocakların alevi, yıldızlar gibi ışıldamış. Kervancılar demiş ki:
– Burası sadece bir köy değil, dağların içinde saklı bir vaha.
Ve Belenli’nin rüzgârı… Bazen çobanın unuttuğu bir türkü gelir kulağınıza, bazen bir annenin yavrusuna söylediği ninni, bazen de kayaların yankıladığı eski bir efsane… Tarih burada sessiz bir öğretmendir. Tarihi şehir Olbassa’daki kayalara kazınmış eski yollar, rüzgârla konuşan tepeler, suskun taş evler… Geçmişin dilsiz anlatıcılarıdır.
Yaylanın Kalbindeki Yara: “Kız Uçtu” Efsanesi
Şimdi size Belenli’nin en hüzünlü ama unutulmaz hikâyesini anlatacağım:
Belenli Köyü, eski bir Yörük diyarıdır. Bahar geldiğinde yaylalar yemyeşil olur, harman zamanı altın sarısına dönerdi. Çadırlar kurulur, tırpanlar ekin biçer, düvenler harman döver, taşların üzerinde kaynayan çaydanlıkların dumanı yükselirdi.
Yüzyıllar önce, Belenli’de güzelliğiyle dillere destan bir kız yaşarmış. Adı Ayşe diyen de var, Emine diyen de… Ama onu asıl özel kılan, gönlündeki sevdaymış. O, köyün cesur çobanı Ahmet’e gönlünü kaptırmış. Ahmet, kavalını yanık yanık üfleyen, sürüsünü Payam Daşı’nda sulayan bir delikanlıymış.
Her gün sürüsünü suya indirirken, Ayşe de oraya gelir, göz göze bakışırlarmış. Zamanla bu bakışmalar yerini tatlı sohbetlere, derin hayallere bırakmış. Birlikte bir çadır kuracakları, yaylada özgürce yaşayacakları günlerin hayalini kurmuşlar.
Ama her aşkın yolunda olduğu gibi, onların da önüne engeller çıkmış. Aileleri bu sevdayı duymuş ve kızlarını uyarmış. Ama sevda, kolayca vazgeçilecek bir şey değilmiş. Ayşe de Ahmet de kalplerinin sesini dinlemiş, aşklarından ödün vermemişler.
Susmayan Kayalar, Dinmeyen Rüzgâr
Bir gün, Ahmet yine sürüsünü sulamak için Payam Daşı’na geldiğinde, beklenmedik bir olay yaşanmış. Duyulanlara göre, bu aşkı istemeyenler onu durdurmaya çalışmış. Ama Ahmet, kalbini susturamamış ve o hain kurşunla hayata veda etmiş.
O sırada olanları gören Ayşe, sevdiği adamın ölümüne dayanamayarak gözlerini gökyüzüne dikmiş ve haykırmış:
“Ben sana yar olamadım Ahmet’im, kimseye de olmam…”
Sonra da dağın en uç noktasına doğru yürümüş ve kendini rüzgâra bırakmış. O günden sonra, o dağın adı “Kız Uçtu*”olarak anılmış. Derler ki rüzgâr o dağın yamacında bazen bir kaval sesi gibi eser. Ve eğer kulak verirseniz, yamaçlardan yankılanan hüzünlü bir sevda türküsü duyarsınız…
Yazımın sonunda bu hikâyeyi bir de kaleme aldığım şiirimle sizlere bırakmak isterim:
KIZ UÇTU
Yamacında güneş başka doğuyor
Hüzünler taşıyor dertli KIZ UÇTU
Her mevsim üstüne yağmur yağıyor
Gözyaşı coşuyor garip KIZ UÇTU
Kirli boğazından sürüler geçti
Gencer yaylasından suyunu içti
Deve çökeğinden keklikler kaçtı
O günü yaşıyor sessiz KIZ UÇTU
Ayşe’m yamaçlarda orak biçiyor
Gülen gözleri tebessüm saçıyor
Ahmet’in sevdası yürek yakıyor
Haline şaşıyor bizim KIZ UÇTU
Ahmet çıkıp geldi Payam Daşı’na
Vuruldu Ayşe’nin hilal kaşına
Bilmeden gelecekleri başına
Yürekler deşiyor bizim KIZ UÇTU
Gedikten geçerken abisi gördü
Koşarak gitti karşısında durdu
Dinlemedi Ahmet’i yere serdi
Gözyaşı döküyor bizim KIZ UÇTU
Ahmet’in acısı Ayşe’yi yıktı
Gizliden gizliye ağıtlar yaktı
Atladı uçurumdan dert kattı
Uzaktan bakıyor bizim KIZ UÇTU
O günden beridir susar kayalar
Ulu yamacında rüzgâr oyalar
Yağmuru saklıyor derin kuyular
İçimi yakıyor bizim KIZ UÇTU
Kalemşah ne desin var mı başka söz
Nelere şahit olmuş bu dertli göz
Yıllardır silinmez bıraktığı iz
Sırrını saklıyor bizim KIZ UÇTU
Belenli, sadece bir köy değil… Dağların zirvesinde saklı, rüzgârla fısıldaşan, geçmişin ve aşkın yankılandığı bir coğrafya…
Hüseyin Yıldız (Kalemşah)
Kültür ve Turizm Bakanlığı Halk Şairi
Burdurlu Meçhul Şair
Editör: Yıldız Tek Gamlı
Diğer yazılarımı ve halk şiirlerimi bekleyiniz!
Görsel: Kız Uçtu Dağı

yörük kültürleri ile ilgili yeni hikayelerinizi ve şiirlerinizi bekliyoruz şairim...