Yerleşmeden Düşünen İnsan

Yerleşmeden Düşünen İnsan

Yerleşmeden Düşünen İnsan

Nasıl da yanılıyorsunuz insan doğasını anlamaya çalışırken… Gerçekten önce gezgin, avcı toplayıcı ardından bir yerleri yurt edinip üretime geçip sadece evcilleştikten sonra mı düşünmeye başladık sizce?

Yurt dediğiniz bir temel üzerinde koyduğumuz sınırları belli olan bir çatı mı sizin için? İnsanlar ateş etrafında toplanırken mi birlik olmaya, düşünmeye başladı sadece? O zaman ateş etrafında olmayan, dünyayı keşfetmeye başlayan gezginler ne yaptı? Hiç mi görmedik dağları, ovaları, güneşi, ayı, yıldızları… Döngüler devam ederken hiç mi incelemedik doğayı… Birlikte gezdiğimiz yol arkadaşımız nefesini tükettiğinde hiç mi düşünmedik sonraki yolculuğunun ne olacağını…

Hiç kapalı, güvenli bir yere ihtiyaç duymadık. Yürüdükçe keşfettik, keşfettikçe öğrendik, öğrendikçe yeni yollar edindik… Bizim yuvamız her yerdi, dünya evimizdi, gökyüzündeki yıldızlar çatımız. Siz bunu anlayamadınız, sadece “avcı-toplayıcı” ya da “yerleşik hayata geçmeyen” diye tanımladınız. Oysa yaşamın başlangıcından beri insan düşünür olduğumuzu anlamadınız…

Tarımdan önce tapmadığımızı düşündünüz. Önce tarımı keşfettiğimizi, yerleşik hayata geçtiğimizi, ardından tapınaklar ve anıtsal yapılar yaptığımızı düşündünüz. Oysa şimdi Göbeklitepe ve Karahantepe size gösterdi ki avcı toplayıcı insanlar henüz tarım yokken devasa, karmaşık ritüel alanları inşa edebiliyordu. Böyle bir sosyal örgütlenmenin yerleşik hayata geçmeden nasıl olduğuna kafalar yordunuz ama gerçeği göremediniz. İnsanları bir araya getiren şeyi sadece hayatta kalma değil, inanç ve ortak bir sembol olduğunu 12.000 yıl önce başardığımızı anlamadınız. Küçük grupların avcı toplayıcı olmasına rağmen daha bağlantılı ve organize olduğunu fark edemediniz.

Ölüm hepimiz için bir acıydı, beden sadece ruhu taşıyordu. Belki zaman içinde bu görüşler değişti ama ölen her sevdiğimizi tepelere koyup akbabalar her yiyene kadar günlerce ağladık. Ruhunun kafa tasında saf bir iyilikle doğması için dua ettik ve ondan bir anı olarak kafatasını özenle sakladık. Biliyorduk ki o saf ruh yeni doğan bir bedende tekrar bizimle olacak, bilgeliğini bizimle paylaşacaktı. Değilse koskocaman dünyada kısacık hayatımızda nasıl hayatta kalırdık? Tarih; doğrusal değil, düşündüğünüzden çok daha karmaşık bir süreçtir. İnsanın düşünen ve sosyal bir varlık olduğunu neden bu kadar geç anladınız?

 

Hatanız bizi küçük, basit topluluklar olarak görmekti. Medeniyet; şehir ve yazının toplamından ibaret değildi oysa. Binlerce insanı organize edebilecek, iş bölümü yapabilecek, bu güçle kocaman yapılar yapabilecek zekaya sahiptik. İnanç; adım attığımız an başladı. Bir anlam var etmeye, tüm bu evreni yaratan bir sistem olduğuna, bu döngülerde bizi bir araya getirecek ritüellere inandık. Doğadan ve gördüğümüz her şeyin döngüsünden faydalandık. Bildiklerimizi birbirimize anlatıp tarım ve yerleşimi ortaya çıkardığımızı düşünmediniz hiç… “Uygarlık tek bir yerden doğdu: Mezopotamya” dediniz oysa gözünüzün önünde bin tepeye ulaşan şu an “Anadolu” dediğiniz Güneydoğu Anadolu bölgesini kapsayan Urfa’yı göremediniz. Bütün hikayelerin başlangıcı belki de buradan başlıyor, ne dersiniz?

T sütunlara insan, Tanrı, totem diyebilirsiniz. Akbabalara, yılanlara, tilkilere, akreplere, yaban domuzlarına doğada gördüğümüz hayvanları resmettiğimizi söyleyebilirsiniz. Sistematik çizimlere, alfabemiz, çözülmemiş yazı, sembolik dil diye adlandırabilirsiniz. Tüm bunları hayal gücünüze bırakıyoruz… Eminim arkeoloji tüm bunlarla ilgili en yakın yalanları gerçek yapacak ve bunu için daha çok uğraşacak.

Gerçek şu ki; biz vardık, yaşadık. 12.000 yıl önce sadece Göbeklitepe ve Karahantepe’yi keşfetmiş olsanız da daha çok yolunuz var. Urfa’ya yolunuz düşerse bilmeniz gereken düşünüyorduk, soyut fikirlere sahiptik, sembollerle iletişim kuruyorduk. Ölüm, doğa ve evren üzerinde fikirler yürütüyorduk. Tıpkı hala sizin şu an yaptığınız gibi…

03/05/2026

Yıldız Tek Gamlı

Diğer yazılarımı okudunuz mu?

 https://fisildayankalemler.org/alacahoyugun-bakir-igneleri/

 

 

Yorumlar (1)

  1. Yıldız TEK GAMLI
    • 3/05/2026

    Göbeklitepe ve Karahantepe ile ilgili farklı yorumlarınızı bekliyorum. Tarih öncesi Anadolu serimi mutlaka okuyunuz...

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yıldız TEK GAMLI

1976 yılında Ankara’nın Altındağ ilçesinin bir semti olan Doğantepe’de büyüdüm. Aslen Nevşehirliyim. Tipik bir Anadolu ailesinin altı çocuğundan biriyim. Konya Selçuk Üniversitesi Akşehir M.Y.O. Muhasebe bölümünü bitirmek dışında Ankara’dan ayrılmadım. Ankara Hacettepe Üniversitesi Sağlık İşletmeciliğini tamamladım. Amerikan Kültür Derneği’nde İngilizce öğrendim. Bu arada Ankara Tabipler Odası’ndan Hastane Yönetimi eğitimini bitirdim. Tüm bu eğitimleri tamamlarken Ankara Özel Güven Hastanesi’nde 7 yıl çalıştım. Evlenince kendi sağlık işletmemize geçip 4 yıl Halkla İlişkiler Müdürlüğü’nü yürüttüm. AÇEV (Anne-Çocuk Eğitim Vakfı)’le tanışıp, gönüllü annelik yaptım. Çocuklarla daha mutlu olduğumu fark edince Çocuk Gelişimi ve Eğitimi’ni bitirip, 2 yıl devlet okullarında sözleşmeli, 2 yıl özel kurumlarda İngilizce ve İngilizce Drama öğretmenliği yaptım. Meme ve lenf kanseri nedeniyle çocuklarım olan öğrencilerimden ayrıldım. Tedavim devam ederken TEMA Vakfı ile tanışıp, çocuklara doğayı anlatmanın yanında, ara ara yine onlarla birlikte vakit geçirmenin yolunu buldum. 2019 yılında Bursa Nilüfer’e taşındım. Kızlarım üniversiteye başlayınca, “eğitimin yaşı yok” deyip, hayalim olan Uludağ Üniversitesi Arkeoloji Bölümü (Almanca) okudum. Minik Saka Kuşu, Sabun Kokulu Masal, Lunaparkta Keyifli Bir Gün, Cemilhan'ın Maceraları, Büyüklere Küçüklerden Masallar, Kayıp Balerin, Yüzyılın Masalları, Yavru Kedi, Gökçe Özgür Olmak İstiyor, Bir Pazar Günü, Paylaşmak Çok Güzel kitaplarının yazarı.