ÖMRÜMÜN SONBAHARI

ÖMRÜMÜN SONBAHARI

ÖMRÜMÜN SONBAHARI

Hep duyardım, yıllar önce; gençlikte günler kısa, yıllar uzun; yaşlılıkta ise günler uzun, yıllar kısa olur.

Günler haftaları, haftalar ayları, aylar yılları katlarken… Benim yüreğim, kalbim benden hep birkaç adım önde; şantiyelerde, dağlarda, zirvelerde…

Sümbül’de, Cilo’da, Artos’ta, Süphan’da, bayırlarda… Asker ocağında beş bin metre tam teçhizatlı, on sekiz ay her gün koşuda…

Yıllara, mevsimlere meydan okuyarak geçip giden bir gençlik…

Aynalarda saçımın mevsimler gibi sararışını, dağların zirvelerinde beyaz örtüye dönüşün hızlanmasını,  bedenimin sessiz duruşunu bozup en çok da yüreğimin ritminin, nabzımın yavaşladığını, doktorun verdiği reçeteyi eczaneye verip ilacın kullanma talimatını okuyunca anladım.

Elimdeki ilaç dolu poşet, uzun süren gençlik yıllarımın bittiğini, sabah ayazının insan yüzüne vurup acıttığı gibi haykırıyordu.

Kasım ayının sonlarında, ayaz günlerinin ayak sesleri ihtiyar bedenimdeki romatizmayı uyandırırken; ayaklarımın tüm şehri saran buz misali soğuk kaldırımlarda, bize vadedilen ömrü tamamlamaya çalışmasını izledim.

Kuruyan dudaklara acılarla dolu uzun yılların kat kat sardığı yüreğimi soğutacak suyu içmenin ferahlığını yaşarken…

Farkına varmadan anladım ki, yılların bedenimde açtığı tahribat yüzünden dizlerim yıpranmış; romatizma anlık sızılarla kendini hatırlatıyordu. Uygun bir banka oturup yaslanıp biraz dinlenmek istedim; fakat parkın banklarının dolu olacağını hesap etmemiştim.

Oturmuş bir çocuğun ihtiyar yorgunluğunu fark edip yer vermesini bekleyecek yüzü de bulamadığımdan, sararmış yaprakları terk edilmiş benim gibi yalnız ve kurumuş bir dala, bir ağaca yaslandım.

Parkta cıvıl cıvıl çocukların mutluluk sesleri yükselirken, kasım ayazına inat güneşin ısıtmadığı, batmaya yüz tutmuş o solgun karanlık tüm parkın üstüne çökerken anladım ki ayaklarım benimle gelmek niyetinde değil.

Güneşin sönük mağrip ışıklarında yola, sokağa, eve doğru adım atmaktan; karşıdan gelen gözlere bakmanın, acıdan süzülen gözyaşlarımı saklamanın bir manası kalmadığını…

Atmış beş yıllık ömrün; Van’ın soğuk, ayaz sokaklarında bir ihtiyarın güçsüzlüğünün, mahcubiyetinin kimse için bir anlam ifade etmediğini gördüm.

Ve anladım ki:

İhtiyarlıkta günlerin acıları uzun, yıllar kısaymış.

Velhasıl 

yılların “kıssa” olduğuna seviniyorum?

“kıssadan hisse vesselam; ömür siz fark etmeden geçiyor…”

Erol Atlas

Editör: Yıldız TEK GAMLI

Diğer Yazılarımı Okudunuz mu?

biçare yolcuyum

 

Yorumlar (0)

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Erol ATLAS

1961 VAN dogumluyum evliyim. Üç çocuk babasıyım. Van'ın kırsal kesiminde gecekondu misalı kerpiç evde Bekçi Mustafa' nın, ev kadını Şefika'nın 4. Çocugu olarak dünyaya geldim. Yazmayı çok seviyorum. Yazılarım hayatın izlerini taşıyor. Sizleri de Yazılarımı okumaya davet ediyorum