Yetmişinde Fazilet Teyze

Yetmişinde Fazilet Teyze

Fazilet Teyze

Yıkık duvarların arasında bir eski kanepe… Üzerinde, eski bir battaniyeye sarılmış küçük bir kadın uyur gibi yatar. Sırtında yılların ağırlığı, parmak uçlarında çocukların gülüşü, cebinde ise bir tutam tütün…

Fazilet Teyze yetmişine merdiven dayamıştı ama yaşadığı yıllar, takvimlerden çok daha fazla iz bırakmıştı. Ne evi ne eşyası vardı. Tüm mahalle tanırdı onu. Mahallenin “delisi” derlerdi ona ama o aslında en çok hatırlanan hafızaydı bu sokakların.

Her sabah güne yıkık harabenin bir köşesine çömelip kendi elleriyle sardığı tütün sigarasını yakarak başlardı.
“Mis gibi Adıyaman tütünü… Benim parfümüm bu çocuklar!” derdi gözlerini kısarak.

Sonra yandaki tüpte kalan son kahveyi ocağa koyar, teneke kutudaki fincanla kendine bir yudum hayat pişirirdi. Bir gün yine sabahın erken vaktinde, yanına koşarak gelen küçük Yusuf seslendi:

“Fazilet Teyze! Annem sana sigara böreği gönderdi!”
Fazilet kahkahasını bastı.
“Börek mi? Yoo… Bu kesin gizli bir anlaşmanın parçası. Beni evcilleştirmeye çalışıyorsunuz siz ha?”
Yusuf şaşkın, güldü.
“Hayır teyze, annem ‘Fazilet aç kalmasın’ dedi.”

Kadıncağız böreği aldı ama yemedi hemen. Cebinden tütün çıkardı, bir sigara sardı önce. “Tok karna kahve içilmez evladım. Ama aç karna bir sigara, geçmişi unutturur. Yaşamadığın yılları bile…”

Yusuf anlamadı. Ama sustu. Fazilet, böreği elinde tutup usulca ekledi:
“Benim evim yıkıldı. Ama bak, bu sokaklar hâlâ ayakta. İçinde kalabalık evler olur insanın. Kimi gider, kimi kalır. Siz kaldınız. Ben de o yüzden buradayım.”

Mahallede herkes ona bir şey verirdi. Kimi eski bir kazak, kimi ekmek, kimi çocuk gibi bir merhaba…
Fazilet de karşılığında hikâyeler anlatır, çocukları korkutur gibi yapar ama sonra gülmekten kırar geçirirdi. Bir gün sokak başında Ayşe bağırdı:
“Anne! Fazilet Teyze bana yine ‘Saçlarının arasında kedi var’ dedi!”
Fazilet oradan seslendi:
“Yakında fare getirecek, dikkatli ol! Uyurken kaşınabilirsin!”
Çocuklar kahkahaya boğulurken, kadınlar başlarını sallar, gözleriyle onu korurlardı.

Bir kış günü, mahallede kar yağdı. Çocuklar kardan adam yaparken, Fazilet Teyze yıkık evinde battaniyesine sarınmış, titriyordu. O sabah kimse onu görmedi. Akşam olduğunda Yusuf yine geldi ama onu kapının önünde oturur buldu. Gözleri kapalıydı, ama elinde tuttuğu fincan hâlâ sıcaktı.
“Fazilet Teyze?”
Ses yok.
“Fazilet Teyze, bak sana kakaolu kek getirdik… Hani geçen gün istemiştin ya…”
Kadıncağızın dudaklarında bir gülümseme vardı. Gözleri kapalıydı ama içi boş bir fincanı avuçlarında tutuyordu. Sanki bir kahve falına bakıyormuş gibi…
Mahalleli toplandı. Sessizlik çöktü.
Muhtar kısık sesle, yere çömelip fısıldadı:
“Gitmiş… Usulca… Bizimle vedalaşmadan.”
Yaşlı kadınlardan biri ağladı:

“Deliydi, ama hepimizi tanırdı. Herkesin çocuğunu, geçmişini bilirdi. Deliliği kalpten olurdu Fazilet’in…”
Bir hafta sonra, çocuklar kardan kalan son parçaları bir araya getirip Fazilet için minik bir mezar yaptılar.
Üstüne tütünleri serptiler, bir de eski bir fincan koydular.

Kahve kokusu yoktu artık, ama hafızalarda hâlâ o ses çınlıyordu:
 “Kahve, dostluk içindir çocuklar.
Bir fincan değil, ömürlüktür bazıları.
Ben sizi bir kere sevdim, bana ömür yetti.”
Ve mahalle o gün anladı:
Bazı insanlar evsiz kalır ama herkese yuva olur.
Fazilet Teyze de o insanlardan biriydi.

Fatma Yaman

Editör: Nigar KAYA

Yazının Tamamı Yazarına Aittir.

Diğer Yazılarımı Okudunuz mu?

Cepteki Kağıt Bebekler

İnstagram

Yorumlar (4)

  1. Oğuz KARABULUT
    • 23/07/2025

    Fazilet Teyze’nin yalnızlığı ve dayanışması, mahalleye nasıl bir yaşam ve sevgi kattığını çok güzel anlatıyor. Kendi yalnızlığı içinde bile çevresine ne kadar sevgi ve sıcaklık verdiğini görmek çok güzeldi. O küçük anlarda, basit bir fincanda bile hayatın anlamını bulmak mümkünmüş meğer. Fazilet Teyze, evsiz olsa da aslında herkesin kalbinde bir yuva olmuş. Gerçek bir yuvanın sadece dört duvar olmadığını, insanlarla kurulan bağlarda saklı olduğunu gösteriyor. Kalplerde yaşamaya devam eden bir dostluk ve sevgi öyküsü.

  2. […] Bir önceki yazımı okudunuz mu? […]

  3. Fatma Yaman
    • 21/07/2025

    Teşekkür ederim canım hocam ❤️

  4. Yıldız Tek Gamlı
    • 21/07/2025

    Muhteşem ❤️

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Fatma Yaman

Fatma Yaman - Fatma Yaman, Adana'nın sıcak ve bereketli topraklarında dünyaya geldi. Çocukluğu, narenciye kokulu sokaklarda, güneşin içini ısıttığı taş avlulu evlerde geçti. Henüz küçük yaşlardayken kelimelere merak saldı; kitapların içinde kaybolmayı, hikâyeler uydurup defter kenarlarına resimler çizmeyi bir oyun değil, bir varoluş biçimi olarak benimsedi. Bu derin ilgi onu, ileride mesleğini de tutkusunu da şekillendirecek olan yola yönlendirdi: Türk Dili ve Edebiyatı. Üniversite yıllarında edebiyata olan ilgisi sadece teorik düzeyde kalmadı. Aynı zamanda yazmanın, anlatmanın ve çocuklara ulaşmanın farklı yollarını da araştırmaya başladı. Mezuniyetinin ardından Türk Dili ve Edebiyatı öğretmeni olarak öğrencilerine yalnızca bir dersin içeriğini değil, kelimelerin taşıdığı duyguyu, yazının ardındaki düşünceyi ve edebiyatın iyileştirici gücünü de aktardı. Öğretmenlik, onun için bir meslekten çok bir köprüydü; insanlarla kalpten kalbe uzanan bir anlatı köprüsü. Bu yıllar içinde bir kadın olarak büyüdü, evlendi, bir erkek çocuk annesi oldu. Anne oluşu, hayatındaki en derin, en dönüştürücü deneyimlerden biri oldu. Annelik, ona yalnızca bir sorumluluk değil, aynı zamanda içinden taşan yeni bir yaratıcılık verdi. Oğlunun doğumuyla birlikte, gözlemlerini, duygularını ve hayal gücünü harmanlayarak okul öncesi çocuklara yönelik kitaplar yazmaya ve çizmeye başladı. Bu kitaplarda çocukların dünyasına dokunuyor, onların kalplerine sıcak, güvenli bir hikâye evi kuruyordu. Kaleminden dökülen her cümle, çizgilerine eşlik eden her renk; sevgi, merhamet ve umut taşıyordu. Ancak hayat her zaman bir masal gibi ilerlemedi. Evliliği zamanla çatladı ve sonunda bir ayrılıkla son buldu. Boşanma süreci, onun iç dünyasında derin bir iz bıraktı ama aynı zamanda kendi ayakları üzerinde durduğu, kadınlığına ve üretkenliğine daha sıkı sarıldığı bir dönemin de başlangıcı oldu. Yalnızlığı, bir eksiklik değil; kendini tanıma ve yeniden kurma fırsatı olarak gördü. Bugün Fatma Yaman, hem bir öğretmen hem bir anne hem de çocukların iç dünyasına incelikle dokunan bir yazar ve çizer olarak yaşamına devam ediyor. Yazdığı ve resimlediği okul öncesi kitaplar, çocukların hayal gücünü beslerken, ebeveynlere de sevgiyi, anlayışı ve sabrı hatırlatıyor. Adana'nın sıcaklığı hâlâ sesinde, kelimelerinde ve çizgilerinde hissediliyor. O, kendi içinden büyüttüğü ışıkla hem oğlunun hem de dokunduğu çocukların dünyasını aydınlatmaya devam ediyor.