SOSYAL MEDYA OLMADAN ASLA! LEYLA…

SOSYAL MEDYA OLMADAN ASLA!  LEYLA…

 

SOSYAL MEDYA OLMADAN ASLA!

LEYLA…

-Leyla, lütfen sakin olur musun? Bir kahvaltı edeceğiz, boğazımıza dizdin
yahu!

-Nasıl sakin olabilirmişim ki acaba? Yani, bir gün de şu kahvaltımı neşeyle
yapayım diyorum, ama yok! Mümkün değil. Dost değil vallahi düşman
bunlar düşman!

-Hayatım, bırak şu telefonu elinden. Sosyal medya da o şunu yapmış, bu
bunu yapmış diye diye kafayı sıyıracaksın vallahi.

-Bırakamam efendim. Niye bırakıyor muşum? Bende şimdi senin bana
sürpriz bir tatil ayarladığına dair bir şeyler paylaşacağım. Görsün bakalım
o görgüsüz.

-Of! Leyla Of!

Oğlum ve gelinimin her sabah ki haliydi bu… O kadar sıkılmıştım ki bu
sosyal medya dedikodularından. İştahım kapanmasın diye her sabah onlar

kalkmadan önce kalkıp kahvaltımı ediyordum…
-Leyla’cığım, anneme de bir çay içer mi diye sor istersen?
-İsterse alır zaten annen. Öyle değil mi anne?

-Tabii evladım…dedim telefondan kafasını kaldırmayan gelinime.
İstersem merak etme, kendi çayımı kendim doldururum dedim içimden
de…

-Bak Mesut, Tülay’lar yeni evimiz diye boy boy fotoğraflar paylaşmış.
Yılbaşına yeni evlerinde gireceklermiş. Bir de bize bak! Anne yanlış
anlama ama, bu devir de artık kayınvalidesiyle yaşayan gelin bir tek ben
kaldım. Semra hanım ise birinde oturuyor ; diğerinden de kira alıyor. Oh!

Gel keyfim gel. Güya aileyiz!

-Yavrum ne alakası var şimdi Semra’yla? Onlar kaç yıl karı koca çalıştı,
didindi, tatil yapmadılar, para biriktirdiler ve bir ev daha aldılar. İkinize
de birer ev vermiştim. Siz iş kuracağız dediniz, işler umduğunuz gibi
gitmedi, ev de borca harca gitti, buraya taşındınız. Arkadaşına gelince;
onlarında durumu çok iyi ne yapalım?

-Anne, boşuna çene tüketme Allah aşkına, Leyla işte!
-Oh, anne – oğul bir oldunuz, yine bana cephe aldınız. Ne güzel!

-Kim sana cephe alıyor kızım off! off!

Telefonum çalınca, bu saçma sapan muhabbette sonlanmış olur inşallah
diye ümit ettim. Arayan diğer gelinim Semra’ydı. Her sabah arar, halimi
hatırımı sorardı sağ olsun.

Leyla arkadan laf atmasın ve rahatça
konuşayım diye odama doğru gidiyordum ki; yine dayanamadı…

Mesut’a gizli gizli kendisinin dedikodusunu yaptığımıza dair bir şeyler söylüyordu. Aldırmadım. Semra ve torunum Kaya ile konuştum. Öğleden sonra geleceklerdi. Öyle sevindim ki! Onları görünce gerçekten içim açılıyordu…

Salona döndüğümde, hala Leyla, Semra’nın olmayan görgüsüzlüğünü
anlatıyordu. Beni görünce sustu.

-Selamı var size, öğleden sonra Kaya’yla gelecekler.

-Nee? Ama ben çarşıya çıkacaktım bugün. Misafir kabul edemem ki!
-Yavrum, Semra misafir değil ki! Ayrıca sen git istiyorsan. Semra bunuanlamayacak birisi de değil.

-Ama şimdi çocuk ta gelecek.

-Çocuk değil onun adı evladım. Kaya, yani torunum gelecek. Senin de
yeğenin. Gelsin ne olacak ?

-Ama dün temizlik yaptım daha!

Fesuphanallah! Ya ;Kimin evine kimi kabul etmiyorsun diyeceğim, kalbi
kırılacak şimdi. İyisi mi sustum…

Söylene söylene alışverişe çıktı. Ben de biraz kafamı dinlemek için kendime
güzel bir kahve yaptım. Birden kapı açıldı.

Mesut olamazdı, az önce işe
gitmişti. Geri gelmemiştir herhalde diye düşünürken, Leyla’nın
sızlanma seslerini duydum.

-Leyla? Ne oldu kızım? Vaz mı geçtin alışverişten?

-Yok anne ya! Lanet olsun! Tam pazar arabamla aşağıya indim ki; Tülay
evden çıkmaz mı?

-Eee? Çıksın. Ne olmuş ki?

-Beni pazar arabasıyla gördü daha ne olacak?

-Yavrum, görsün ne olur? Pazara gidiyorsun, gayet normal değil mi?
-Ama ben pazardan alışveriş yaptığımızı söylemiyorum ki!

-Niye?

-O pazara gitmiyor da ondan. Marketten alıyor her şeyini.

-Allah allah! Pazara gitmenin nesi ayıpmış? Vallahi bir yaşıma daha girdim
sayende. Market pahalı olur kızım. Pazar gibi bereketli olur mu hiç? Pazar
arabası nerde hem?

-Çöpe attım onu. Tülay beni onunla görünce bende ne yapayım attım işte.

-Çöpe mi attın? Allahım sen benim aklıma mukayyet ol yarabbim!

-Ben çok talihsiz bir kadınım anne.

Çocuk gibi ağlamaya başlamıştı… Ne yapacağımı bilemiyordum.

Tansiyonum yükselmeye başlamıştı.

-Kızım, evladım, sen neden olmadığın gibi görünmeye çalışıyorsun ben hiç
anlamıyorum. Vallahi tansiyonum fırladı. Neden elindekilerle mutlu
olamıyorsun?

-Elimde bir şey yok ta ondan anne. Arkadaşlarım, tanıdıklarım,
evlendikten sonra ev, araba sahibi oldular. Bir de bana bak. Hiçbir şeyim
yok. Evim yok. Senin evinde yaşıyoruz. Arabam yok. Nasıl motivasyonum

olsun ki! Bak Tülay’a, her şeyi var.

-Ama artık adı batsın diyeceğim Tülay’ın! Yeter ama Leyla! İkide bir
söylemeyeyim diyorum. Bir şansınız vardı. Olmadı, kaybettiniz. Yeter
kendini de, bizi de üzüyorsun. Sabahtan beri şikayetlerin hiç bitmedi. Biz
de insanız kızım. Tansiyonum fırlıyor. Düşüp öleceğim bir gün sayende
vallahi.

-Allah korusun anne.

Telefonu çaldı. Arayan Tülay’dı.

Demin ki boynu bükük Leyla gitmiş, yerine bambaşka bir Leyla gelmişti
yine.

-Yok hayatım ne rahatsız etmesi. Ben de bavul yapıyordum tam. Akşam
Mesut gelince yola çıkacağız da. Kartepe’ye gidiyoruz. Evet çok güzeldir
orası şimdi. Bir şey mi diyecektin? He pazar arabası mı? Çöpe atmaya
inmiştim onu. Yok canım. Ben niye pazardan alışveriş yapayım? Çok şükür
Allahımıza. Durumumuz olmasa neyse de.

Daha fazla yanında kalamadım. Attığı palavralar yoruyordu beni. O esna
da kapı çaldı. Semra ve Kaya can simidi gibi yetişmişlerdi imdadıma. Tam
onlarla sevinçle salona girdiğimizde Leyla;

-Hoş geldiniz Semra. Ya Tülay kahveye gelecek şimdi. Sen sevmezsin onu
hiç. Bende şimdi bavul yapacağım onun yanında. Malum Kartepe’ye
gideceğiz dedim de. Anlatması uzun sürer. Annemi de alıp biraz hava
almaya çıksanız? Annem anlatır sana olanları.

Yarın yine gelirsiniz canım.
Biz olmayacağız zaten. Kartepe’ye gideceğiz dedim ya, mecburen anneme
gidip kalacağız 1 hafta. Başka çare yok. Mesut’u da arayıp tembihleyeceğim şimdi.

Aşağıda falan karşılaşırlar bakarsın pot kırmasın
değil mi? Biz yokken anneme göz kulak ol tamam mı? Tansiyonu
yükseliyor bu aralar.

Üçümüze de sarıldı, adeta hiç nefes almamacasına konuşarak neredeyse ite
ite bizi kapıya kadar geçirdi. Beş dakika içerisinde Semra, Kaya ve ben,
kapının önünde buluverdik kendimizi…

Sokağın karşısında ki parka gidip oturduk. Hem Kaya oyun oynasın, hem
de Semra’ya kusura bakmaması için olayı şöyle bir anlatmak istedim.

Tansiyonum da biraz normale dönse iyi olurdu tabii.

-Semra’cığım, sen hep anlayışlı olduğun için biraz haksızlık ediyormuşum
gibi geliyor ama ne yapacağımı şaşırdım kızım. Lütfen kusura bakma.

-Anneciğim hiç problem değil. Leyla işte ne yaparsın? O da çocuk gibi.
Onu öyle kabul ettik hep birlikte değil mi? Evin ufak haylazı gibi.

-Öyle de yavrum, neyse boş ver. Anlayışın için çok teşekkür ederim
yavrum.

Tam biz sohbet ederken, Mesut’u kan ter içinde, koşa koşa eve giderken
gördük. Güldük elbette. Gitmeyecekleri tatil için koştura koştura eve
gidiyordu. Çağırılmış ve tembihlenmişti belli ki. 15-20 dakika sonra, birlikte çıktılar evden.

Taksi çağrılmıştı. Leyla’nın annesine gidecek
bavullar bagaja yüklendi. Leyla taksinin yanında bol bol fotoğraf çekti.
Mesut’un artık yangın var diye bağıracak noktaya geldiğini olduğumuz yerden bile görebiliyorduk.

Taksici de uyumak üzereydi artık. Beklemekten bitap düşmüştü zavallı. Karısını 40. pozdan sonra çekiştire çekiştire zorla arabaya bindirebildi Mesut.

Tülay pencereye çıkıp yolcu edene kadar biraz
da araba da beklendi. Pencereden Tülay nihayet onlara el salladı ve
hayaller Kartepe, ama gerçekler Zümrüt evler olmak üzere yolculuğa
çıktılar…



NURCAN ÖZLÜPELİ

Editör:Nigar KAYA

Diğer Yazılarımı Okudunuz mu?

Kara Fato Ve Ben

Yorumlar (3)

  1. Nurcan Özküpeli
    • 31/12/2025

    çok teşekkür ederim

  2. […] SOSYAL MEDYA OLMADAN ASLA! LEYLA… […]

    • 1/12/2025

    Çağımızın hastalığı olan gösteriş ve kendinin olmayan parayı harcama durumunu çok güzel ifade etmişsiniz. Kaleminiz kavi olsun.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Nurcan Özküpeli

54 yaşındayım, İstanbul'da yaşıyorum. Küçüklüğümden beri kısa hikaye yazıyorum. Bir çok dergide hikayelerim yayımlandı. Henüz kitabım yok ama 16 tane Edebiyat Derleme Projesinde hikayem var. Uzun Biyografim: Küçükken günlük tutarak yazmaya başladım. Kısa hikaye yazmayı seviyorum. Kendimi geliştirmek için Yaratıcı yazarlık atölyesi'ne gittim. Digital dergilerin çoğunda hikayelerim yayımlandı. Kendi kitabımı yazıyorum ve Edebiyat Derleme Projeleri ne katılıyorum. Şimdiye kadar 3 tane derleme kitabında hikayem basılı olarak yer aldı. ' Kış Bahçesi Edebiyat Derleme Projesi , Deniz Feneri Edebiyat Derleme Projesi ve Kadının Gücü 2 Edebiyat Derleme Projesi. 13 tanesi de basım aşamasında.Yazmayı çok seviyorum. İnstagram hesabım: huysuz_yazar_