LANETLİ BEDENLER

LANETLİ BEDENLER

LANETLİ BEDENLER

BÖLÜM 2

         Sonunda kamp yapacakları ormanın yakınlarına geldiklerinde, kadınlar kamp için gereken eşyaları sırtlayarak ormanın derinliklerine doğru ilerlediler. Bu sırada erkekler ise arabaları park edecek güvenli bir yer aramaya giriştiler.

         Cenk ve Serdar kendi aralarında kızları etkilemenin yollarını tartışıp dururken, Burak ise bu gece oluşacak olan kanlı dolunay nedeniyle onların yanından uzaklaşması gerektiğini düşündü.

        ‘Bir şekilde kamp alanının yakının da olmamam lazım!’ diye endişe ile mırıldanırken etrafta eğlenen gençlere baktı.

        Onları tehlikeye atmaması gerektiğini daha bu fikri kabul etmeden önce düşünüp durmuştu. Onların başlarını belaya sokmayı hiç istemiyordu ama insanlarla bağlarını bir anda koparmayı da istemiyordu.

      Aracı hırsızlardan gizlemek için ağaç dalları ve sarmaşıkları kullanmak için çaba harcarken, yaptığı işin ne kadar zor olduğunu bir kez daha anladı. “Bu da tamamdır!” ormanın içlerine doğru park ettikleri arabaları ağaçların dallarıyla gizlemeyi başardılar.

     “Artık kızların yanına dönebiliriz!” diyen Cenk, Burak’ın yanına yaklaştı ve omzuna sanki ezelden beri yakın bir arkadaşıymış gibi elini koyarak “Valla sana ne kadar teşekkür etsem azdır Burak, sayende kızlarla güzel vakit geçirebileceğiz. Neden sen de kız arkadaşını getirmedin ki?” diye sordu.

      Her ne kadar Burak bu saçma soruya cevap vermek istemese de, bir şekilde onların dikkatini çekmemesi gerektiğini düşündü. Zaten hava kararmadan orayı terk edeceği için onlarla tekrar bir araya gelmesine gerek olmayacaktı. “Şey… benim kadınlarla pek aram yok gençler!”

      Bu cevabı beklemeyen ikili oldukları yerde donup kaldılar. Onların gelmediğini fark eden Burak, ne olduğunu öğrenmek için arkasına döndü. O an iki gencin de ağızları açık şekilde kendisine baktıklarını gördü. Yüzlerindeki ifadeden bu cevabı başka yöne çektikleri ortadaydı. “Ah hadi ama! Gerçekten de onu mu anladınız siz?”

      Burak gerçekten bu ikilinin tepkisine çok şaşırmıştı. O saçma sapan düşünceyi akıllarından geçirdiklerine inanamıyordu.

     “Dostum! Başka ne anlamamızı bekledin söyler misin?” Cenk’in şaşkın bir şekilde kollarını iki yana açıp da ona pür dikkat bakması bu cevabın doğal olduğunu gösterir gibiydi.

    Aslında çok da yanlış sayılmazdı. Ne de olsa Burak açıklamayı düzgün şekilde yapmamıştı ve bu tamamen onun hatasıydı! “Pekâlâ, aslında benim hatam çocuklar!”

   “Buldum!” Serdar’ın aniden bağırması ile ikisi de korkudan yerlerinde zıplayıp ve öfkeyle ona döndüler.

   “Ne bağırıyorsun be? Ödüm patladı sayende!” Kalbini tutan Cenk birkaç derin nefes alarak kendini sakinleştirmeye çalıştı.

   “Tabii ya! Sen kadınlardan hoşlanmıyorsun, çünkü… sen bir Eşcinselsin!” son kelimeyi yüksek sesle söyleyerek sanki bir şey kazanmış gibi parmağıyla Burak’ı işaret ediyordu. “Bildim mi ha? Doğru, değil mi?” Gözlerinde umut ışığı, suratında kocaman bir sırıtma ile Burak’a bakıyordu.

    Bakışları, Burak’ın bam teline bastığını düşündüğünü gösteriyordu. Bu sayede belki onu köşeye sıkıştırabileceğini de hayal etmiş olma ihtimalini göz ardı etmemeyi sağlıyordu.

    “Sen ne saçmalıyorsun oğlum ya?” Her ne kadar Cenk arkadaşının dediğine inanmak istemese de, Burak’ın da bu tespite karşı çıkmaması dikkatinden kaçmamıştı. “Neler oluyor be burada?” Araya giren Cenk, arkadaşı Serdar’ın yaptığı tespitin doğru olmamasını umut ederek tedirgin bir şekilde ikisinin arasında gözleriyle mekik dokumaya başladı.

    “Bir şey olduğu yok!” diyen Burak, sonunda derin bir nefes alarak kendine gelir. “Arkadaşın kafasında aptalca şeyler kurguladığı için şu anda onlardan birini dile getiriyor!” diyerek konuya açıklık getirip oradan uzaklaşmaya başladı.

    “Tabii canım! O zaman… o zaman bunun yalan olduğunu kanıtla bana! Evet, bunu bana kanıtla! Ancak o zaman kadınlardan gerçekten hoşlandığını kabul ederim. Hatta bir daha seninle uğraşmayacağım, erkek sözü!” diyerek yeminini etti.

     Serdar’ın ergen gibi sırıtan yüzüne bakarken ‘Bu adamın gerçekten de aklından zoru var!’ diye düşündü. “Saçmalamayın gençler! Benim kızlarla uğraşacak vaktim yok! Ayrıca… bunu sana kanıtlamak zorunda değilim!” Âdeta sinirden köpürmüş bir halde olmasına rağmen adama vurmamak için kendini zorladı. Zaten bu gece bütün gücüne ihtiyacı vardı ve onu bu hergele için harcamaya hiç niyeti yoktu.

      O öğlen ormanda gezintiye çıkmaya karar veren grup, oldukça eğlenceli zaman geçirmeye kararlıydı. Ormanın derinliklerine doğru ilerlediklerinde dağların eteklerinde küçük mağaraları keşfettiler. Her ne kadar birkaçı oralara gidip keşif yapmak istese de, diğerleri mağaranın karanlık ve ürkütücü görüntüsü yüzünden korkarak bu fikri es geçtiler.

      Sıra dönüş yoluna geldiğinde hava neredeyse kararmak üzereydi. Ormanın karanlıkta daha ürkütücü olduğunu fark eden kızlar, sevgililerine sarılarak kendilerini korumalarını istediler. Bu görüntü Buse’de kıskançlık yerine utanç hissi veriyordu. Ona göre böyle davranışların kadınları küçük düşürdüğüne inanıyordu. O, kadınların birer savaşçı olduğuna ve her koşula ayak uyduracak yapıya sahip olduklarını düşünüyordu.

       Tıpkı eski çağlardaki savaşçı kadınlar gibi… tıpkı annesi gibi…

       Onun kendilerinden uzaklaşmakta olduğunu fark eden Burak, nedense bu kadının fazlasıyla ilgisini çektiğini düşündü. Hiçbir zaman kadınları sevgili olarak görmemişti. Onlar sadece birer av idi ve kendisi de avcı idi…

     O öğleden sonra çadırlar yavaşça kuruldu ve akşam için yemek hazırlıklarına girişildi. Bu sırada Cenk’in aklı ise hâlâ komşusu Burak’ın davranışlarına kayıp duruyordu. Onun gerçekten de eşcinsel olma olasılığını düşündü. Gerçi onu şimdiye kadar hiç kızlarla gezip tozarken görmemişti. ‘Belki yurtdışında nişanlısı vardır?’ diye düşündü. Bu fikir onun için daha kabul edilirdi.

     Güneş, gökyüzünü kızıla boyayarak dağların ardında kaybolurken, yakılan ateşin etrafında toplanan gençler gitar eşliğinde şarkılar söyleyerek eğlenmeye başladılar. Bir köşede öylece oturup onları izleyen Burak, yavaşça kaybolan güneşe doğru bakarken gece yükselecek olan kanlı dolunayı düşündü.

       Bu gece onun gecesiydi!

       Bir an önce buradan ayrılması gerekiyordu. Bu insanlardan ne kadar uzaklaşırsa, o kadar onları tehlikeden korumuş olacaktı. ‘Ama bunu nasıl yapacağım?’ diye kafasında sorgulayıp durdu. Bu sırada ateşin diğer tarafından kendisine bakmakta olan Buse’yi fark etti. Bakışları nedense bir an için etkilenmesine neden olmuştu. ‘Neden bana bakıyor bu şimdi?’ diye düşündü.

      Burak’ın delici bakışları ise Buse’yi ölümüne korkutmaya yetiyordu. Gözlerini adamın delici bakışlarından ve kehribar rengi gözlerinden bir türlü alamadığını fark etti. Bu durum ürkütücü olduğu kadar Buse’ye zevkte veriyordu. Nedenini bilmediği şekilde kendini değerli biri gibi hissettiriyordu.

      O anda kendisine bakan adamın gözlerine çöken karanlığı fark etti. Bakışları, avına her an saldıracak yırtıcı bir kaplan gibi idi! Korkuyla bakışlarını kaçırmayı başaran Buse, ne adama ne de o yöne bir daha bakmaya yemin etti. Sonrasında ise diğer arkadaşlarıyla kahkahalar atarak eğlenmeye başladı. Adamın olduğu tarafa bakmama fikrine sadık kalmayı başardı.

       Her ne kadar yüreği bir daha bakmasını söylese de aklı kati surette yapmaması için onu tembihleyip duruyordu. O geceyi rahatsız bir şekilde geçireceğini anlayan Buse, ateşe yakın olan büyük bir ağacın önüne dayanarak sessizce oturdu. Elinde yarım kalan korku-gerilim romanı ile güneşin batışına şahitlik etmek ister gibi okumaya kaldığı yerden devam etti.

       Bu sırada onun bu halini fark eden Burak ise, oturduğu yerden kalkıp da kıza biraz daha yaklaşmamak için avuçlarını sıkıp duruyordu. Buse ise, elindeki kitaba o kadar gömülmüştü ki, Burak’ın düştüğü o komik halleri göremiyordu.

      Sonunda onunla ilgilenmemeye karar veren Burak, Buse’nin ne okuduğu ile ilgilenmek yerine, kendine oradan uzaklaşması gerektiğini hatırlatıp durdu. Kuzguni saçlarını avuçları arasına alan Burak, kendine çeki düzen vermeye çalıştı. Artık hazırlanması ve oradan bir an önce uzaklara gidip tehlikeyi yanında götürmesi şarttı.

       Bu gece dolunayın tamamlanacak olması genç adamı korkutmaya başlamıştı. Eğer gece olmadan onların yanından ayrılamamış olursa..? Devamını düşünmek bile onu ölesiye korkutmaya yetiyordu. ‘Eğer aileleri olmasa belki biraz daha katlanılır olurdu!’ diye hayıflandı kendi kendine.

       “Neyin var senin dostum?” aniden arkasında beliren Cenk’in sesiyle yerinden sıçrayan Burak, bir an gardını indirdiği için kendini aptal gibi hissetti. Her ne kadar etrafındakiler insan olsa da yaptığı bu ufak hata, belki de onların canlarını tehlikeye atabilecek korkunç bir duruma dönüşebilirdi.

        “Sorun yok. Sadece… yalnız kalmak istiyorum. İnsanlarla pek fazla iç içe olmak bana göre değil.” Bir yandan da altındaki toprağı küçük bir taş ile oymaya çalışarak sanki içine girebileceği bir çukur oluşturmaya çalışıyor gibi görünüyordu.

       “Senin neye ihtiyacın olduğunu çok iyi biliyorum dostum!” yeni tanıştığı Soner adındaki genç bir adamın kendilerine yaklaştığını fark etti. Adamın sesindeki belli belirsiz imayı hemen fark etmişti.

       Nedense karşısında alaycı ifade ile kendisine bakan bu adama baktığında, ona pek de güvenmemesi gerektiği hissi oluşuverdi. ‘Bir insan durup dururken neden böyle bir kelime kullanma ihtiyacı hisseder ki?’

      “Benim ihtiyacım olan şeyi senin karşılaman pek de mümkün değil, emin ol!” son sözlerini nokta atışı yaparak tamamlayan Burak, arkasına bile bakmadan oradan uzaklaşıp çadırına doğru ilerledi. Artık insanlardan neden uzak durması gerektiğini anlamıştı;

       Asalaklardı ve nasıl konuşmaları gerektiğini bilmiyorlardı. Bu da onları avlamak için kendisine büyük bir koz veriyordu. Lâkin Burak, bu gece insanlara zarar vermemek için özenli bir savaş veriyordu ve bunu başaracağına emindi…

Devamı gelecek!

TUĞÇE HALE ÖZMEN

Birinci bölümü okudunuz mu?

Lanetli Bedenler

Yorumlar (1)

  1. Yıldız TEK GAMLI dedi ki:

    çok iyi. devamını bekliyorum…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Tuğçe Hale Özmen

Tuğçe Hale Özmen, 15 Aralık 1986 İstanbul doğumludur. İlk hikayesini Orta okul da kaleme almıştır. Lise yıllarında ilk fantastik eseri Tılsım için yazım hayatına atılmıştır. Fantastik-edebiyat alanında eserler kaleme alan bir yazardır. Anlatılarında mitoloji, hayal gücü ve insanın içsel yolculuğunu bir araya getirerek okuru gerçek ile düş arasındaki sınırların silikleştiği dünyalara davet eder. Kurduğu evrenlerde karakterlerin; kimlik arayışı, güç, kader ve seçim temaları öne çıkar. Özmen, fantastik anlatının sunduğu özgürlük alanını kullanarak okurlarına hem sürükleyici hem de düşünsel bir okuma deneyimi sunmayı amaçlamaktadır. Yazarın bilinen eserleri arasında: * Tılsım (Mola Kitap-2012) * Kurban (Ateş Yayınları-2022) bulunur ve eserleri fantastik kurgu ve korku-gerilim türünde anılmaktadır. Yazar, şimdilerde ise İlaç fm kanalında Dj olarak görev almaktadır.