KALEMİN SUSKUNLUĞU
- Yazar: Şadan Köse
- 27 Ocak 2026
- 1 kez okundu
KALEMİN SUSKUNLUĞU
Kalem masanın üzerinde yatıyordu. Buna yatmak da denemezdi. Daha çok terk edilmiş gibiydi. Mürekkebi kurumuş, ucu küsmüş, kâğıda değmeyi reddediyordu sanki.
Yazar, pencerenin önünde duruyor, camın ardında şehirde akan insan seline bakıyordu. Ama onun gönlündeki kelimeler akmıyordu. Günlerdir tek bir cümle bile yazamamıştı. Zihni doluydu. Anılar, sesler, imgeler ama kapalıydı. Bir kilit vardı sanki anahtarsız.
İşte o gün, ilk kez duydu; Ayahuasca içeceğinin adını ve nereden alabilirim diye araştırmaya başladı.
Günler sonra, bir kafede, kahvesi soğurken kulakları istemsizce yan masaya kaydı. İki kişi fısıltıyla konuşuyordu. Kelimeler kopuk kopuktu ama o sözcük netti: “Ormanın hafızası” demişti biri. “İnsana kendini anlatan bir içecek.”
Yazarın kalbi hızlandı. Sandalyesini biraz yaklaştırdı. Tam o anda sesler kesildi. İki adam sustu. Göz göze geldiler. Sessizlik, masanın üstüne ağır bir örtü gibi çöktü.
Yazar dayanamadı. “Affedersiniz,” dedi. Sesinin titrediğini fark etti. “İstemeden, kulak misafiri oldum. Ayahuasca’dan bahsediyordunuz sanırım.”
Adamlar bakıştı. Biri sigarasını söndürdü, diğeri kaşığını fincana bıraktı. “Yanlış duymuş olabilirsiniz,” dedi kısa saçlı olan.
Yazar yutkundu. “Hayır, yanlış duymadım. Bir şeye tutunmam gerekiyor. Yazıya geri dönebilmek için.”
Bu cümle ağzından dökülürken, kendisi bile şaşırdı. Onların masasına biraz daha yaklaştı.
Yüzüne acınası bir gerginlik takınarak! “Yazamıyorum,” dedi. “Tıkandım. Günlerdir, haftalardır… Sanki içimde bir hikâye var ama karanlıkta, anahtarını arıyorum.”
Sessizlik uzadı. Kafenin uğultusu aralarına doldu. Yazar cebinden cüzdanını çıkardı. Gereğinden fazla para bıraktı masaya.
“Lütfen,” dedi. Sonra, “Birini tanıyorsanız… Ne bileyim bir şamanı… Sadece konuşmak istiyorum.”
Adamlar önce istemediler. Başlarını iki yana salladılar. “Tehlikeli,” dediler. “Herkese göre değil.”
Ama yazar, utanmadan, saklamadan. Yazamadığı geceleri, boş kâğıtla kavgasını, kelimelerin ona sırt çevirmesini, kaleminin mürekkebinin kuruduğunu anlattı.
En sonunda biri içini çekti. “Bir şaman var,” dedi.
Şöyle etrafına baktı bizi gözleyen var mı der gibi.
“Ama bu bir yolculuk, eğlence değil. Söz vermelisin.”
Yazar başını salladı. “Söz.”
Birkaç gün sonra Şamanla buluştukları gün, şehir geride kaldı. Yol daraldı, sesler azaldı. Ormana yaklaşırken hava değişti. Sanki dünya nefesini tutmuştu.
Şaman yaşlıydı. Gözleri derin. Bakışı, yazarın çocukluğuna kadar uzandı sanki. Şaman gözlerini ondan ayırmadan konuştu: “Yazı, kendini anlatmaz. Ona kulak verenleri seçer.”
İçecekten bahsetti. Ama nasıl yapıldığını adım adım anlatmadı. Zaten anlatılacak bir şey de yok gibiydi.
“Bitkiler konuşur,” dedi sadece. Sonra, “Zaman ister. Sabır ister. Ateş ve sessizlik… Gerisi niyet.”
“Tamam anladım,” dedi yazar.
Şaman ayağa kalktı, sonra yavaş yavaş kulübeye doğru yürüdü. Sakindi ama ayağını otların üzerine basarken tedirginliği anlaşılıyordu. Kulübede içecek hazırdı. Belki eskiden yapılmıştı, belki de onların geleceğini bildiği için yeni hazırlamıştı.
İki eliyle sıkıca tuttuğu ağaçtan yapılmış bir kupayı uzattı. Yazar da iki elini uzattı kupayı almak için. O sırada Şaman’ın eline dokunmasıyla zihninde müthiş bir aydınlanma oldu sanki bir şimşek çakması gibi. Ellerini geri çekti. Şaman anlamıştı ne olduğunu. “Korkma al ve iç,” dedi.
Yazar içti.
Acıydı. Aniden zaman kırıldı. Biraz önceki şimşekten daha kuvvetli bir görüntüler geldi. Çocukluğu, unuttuğu bir cümle, annesinin sesi, yarım kalmış bir hikâye… Hepsi birbirine karıştı ama ilk kez anlamlıydı.
O ritüelden sonra, kendisini Şaman’a götüren adamların koluna girmesiyle bir anda kendisini evinin kapısında buldu.
Sabaha karşı uyandığında kalemi elindeydi. Kâğıt doluydu. Tıkanıklık gitmişti. Ama asıl fark ettiği şuydu: tıkanıklığın bir içecekten değil, cesaretten geçtiğini ve ona kulak verdiği için gelmişti.
Yazar: Şadan Köse
Editör: Nigar KAYA
Diğer Yazılarımı Okudunuz mu?
