Gelecek Güzel Günler’ e Dair

Gelecek Güzel Günler’ e Dair

Gelecek Güzel Günler’ e Dair

Sevgili okurlar bugün sizlerle ‘Gelecek Güzel Günler’ üzerine sohbet etmek istiyorum. Türümüzün yaşam yolculuğu zorluklarla dolu çok uzun bir evrimin sonucu bu günlere kadar gelmiş bulunuyor. Öncesini bir yanda tutarsak, son yetmiş bin yılda bilişsel yetenek-iletişim becerisi edindiğimiz için hayvansal düzeyden insanlaşmaya adım atmış bulunuyoruz.

Bu yetmiş bin yıla baktığımızda; İlk altmış bin yılı tabiatta asi avare ve avcı toplayıcı olarak dolanmış durmuş, mideyi doldurma ile sınırlı bir çabanın ötesine geçememiş bir canlı form olan insan gerçeğini görüyoruz. Altmış bin yıllık zaman diliminde boğuşa- dövüşe ilerleyen ve küçük bilgi ve veri birikimlerine sahip olan türümüz nihayet hayvancılık ve tarımı öğrenerek yeni bir aşamaya geçmiştir. Tarım ve hayvancılık bilgi ve kültürü her ne kadar insanlık tarihinde ileri bir sıçrama ise de aynı zamanda özel mülkiyet duygu ve düşüncesini doğurup pekiştirdiğinden dolayı türümüzün en kangren sorununu da yaratmış oldu.

Varlıklı sınıflar ile yoksullar böylece tarihin sahnesine çıkmış oldu. Ve son on bin yıl bu dengesizlik ve çelişki üzerinde şekillendi. Öyle ki insan toprak ve hayvanı özel mülkü olarak sahiplenmekle kalmadı. İnsan, insanı köle yaparak kendi mülkü olarak edindi. İnsanın insanı köle olarak kendine mülk edinmesi yedi bin yıl boyunca bu gezegende sürdü.  Yanı sıra insan türünün eril olan cinsi dişil olanını ( kadını) kendi mülkü olarak kabullendi ve kabul ettirdi.

Böylece son on bin yıl boyunca ( son yüz- yüz elli yılı saymazsak) erkek olan cins dişil olan cinsi – kadını- kendi özel mülkü ( köle) olarak benimsedi ve benimsetti. Cinsiyet olarak kadın nüfusu genel nüfusun yarısı olarak kabul edecek olursak hemen baştan söylemeliyiz ki türümüzün yarısı bu son on bin yılda ezildi ve mutsuz – mecburi bir yaşamın sahibi oldu. Öte yandan eril dünyada da mülk sahibi sınıfa mensup olanların genel eril nüfusun 1/4’ü kadar olduğunu kabul edersek bu cinsiyetin de çoğunluğunun yaşama mecbur doğanlar olduğunu, mutsuz bir ömür tüketerek göçüp gittiklerini söylemek durumundayız.

Her iki cinsin toplamı üzerinden bir oranlamaya gidersek keyifle yaşayanların oranı ; yüz üzerinden ele aldığımızda % 12,5 ‘tur. Sevgili okurlar kaba taslak olarak türümüzün son on bin yılında yaşayan tüm popülasyonun sadece yüzde on iki buçuğunun az çok iyi yaşadığını geriye kalan yüzde seksen yedi buçuğunun ise mecbur- mutsuz yaşadığını söylemek bir gerçeği ifade etmektir.
Buna yol açan şeyin büyük ölçekli mülk ve varlık özerinde özel- kişisel mülkiyet hukuku olduğu ise gün gibi, güneş gibi, ortadadır ve apaçıktır. Hal böyle olunca yüzde doksana varan ezici çoğunluk için geriye tek bir şey kalıyor.

‘Gelecek olan Güzel Günler’ hayali kurmak ve bu hayal ile avunup yaşama katlanma gücü ve motivasyonu oluşturmak !! İşin özeti şudur ; Köleler binlerce yıl boyunca bir gün özgürleşecekleri hayali ile yaşam gücü oluşturdular. Topraksız köylüler bir gün bir parça toprak sahibi olacakları günlerin hayali içinde oldular. İşçiler son dört asırdır eşit imkanların geleceği günler hayali ile yaşadılar ve bunun için mücadele ettiler.

Ve bu gün türümüz bilim ve teknikte öyle bir durumdadır ki dünyanın nimetleri herkese insanca ve onurluca yaşamaya fazlasıyla yeterli olduğu halde bu bir türlü gerçekleşmiyor. Aksine dünya nüfusunun ezici çoğunluğu ser sefil bir yaşama mecbur ve mahkum olmaya devam ediyor. Hal böyle olunca bu yoksul çoğunluğun en büyük motivasyon kaynağı “Elbet bir gün o güzel günler gelecek “ hayali olmaya devam ediyor.

Ama ne hikmet ise o güzel günler bir türlü on bin yıldır gelmiyor ! Sevgili okurlar o güzel günler büyük ölçekli özel mülkiyet olduğu sürece asla gelmeyecektir ve gelemez. Yani kapitalizm sürdükçe güzel günlerin ancak hayali ile avunabiliriz.

Bunun böyle bilinmesinde yarar vardır.

Doğan Karaağaç

 Genel YayınYönetmeni: Elif Ünal Yıldız

Editör Hakan DİNÇAY

Yorumlar (3)

    • 23/04/2024

    Bu kadar çok şeyi nasıl biliyorsunuz? Bahsettiğiniz her konu nokta atışı... Kaleminize sağlık...

  1. Yıldız Tek Gamlı
    • 23/04/2024

    Hangi -izm olursa olsun insanın vicdan ve merhameti yoksa mutlaka kaybeden yine insandır. Zenginleştikçe zenginleşen kesim doymazken, açların sözde özgür ama aslında köle olduğunu unutmayalım. Kaleminize sağlık...

  2. Zafer Değirmenci
    • 21/04/2024

    İnsanlık tarihi, tarım ve sanayi devrimi bu devrimlerden sonra ortaya çıkan kapitalist sistem üzerine güzel bir yazı olmuş emeğinize sağlık

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Doğan KARAAĞAÇ

1963 yılında Diyarbakır'a bağlı Çermik İlçesinin Ekrek (Köksal) köyünde çiftçi bir ailenin onuncu çocuğu olarak yaşama gözlerini açtı. İlk ve ortaokulu Çermik'te, sağlık kolejini Van'da okudu. Toplumcu- gerçekçi çizgide yazan yazarın; O Dağ Yürekli (2011 yılında) Sewat (2012 yılında) adlı şiir kitapları yayınlandı. Cendere adlı ilk romanı Ağustos 2020'de Cendere 2 adlı romanı 2021'de Alan yayıncılıktan çıktı. Cendere 3 adlı roman yazımını sürdüren yazarın Nisan 2023'te sağlıklı topluma giden yolu ve yeni bir yaşam modelinin önerisini ve insan doğasına dair yeni tezlerini de içeren İNSAN DOĞASI VE BÜYÜK ÜTOPYA adlı kitabı Alan yayıncılık tarafından yayınlandı. İNSAN DOĞASI VE KAOSTAN ÇIKIŞ adlı yeni bir çalışmayı sürdüren yazar, DİLSİZ DÜNYA adlı bu çalışması ile insanlık ailesinde doğru bir hayvan sevgisini yaratmayı amaçlamış ve doğru yaklaşımı tanımlamaya çalışmıştır. Türkiye PEN üyesi olan yazar iki çocuk babasıdır.