SÜLÜN OSMAN’DAN FON VURGUNLARINA
- Yazar: ZAFER DEĞİRMENCİ
- 7 Ekim 2026
- 19 kez okundu
SÜLÜN OSMAN’DAN FON VURGUNLARINA
Şimdilerde izlediğimiz veya dinlediğimiz haberlerde çıkan dolandırıcılar, vurguncular, sahtekârlar halkın emeğini sömürüp cebe indirenler ve kara para aklayan sözde fenomen ünlüler. Tüm bunlara şahit olduğumuz bu yüzyılda bazen dönüp geriye bakıyoruz ve diyoruz ki, “Eskiler ne kadar dürüst ve masumdu, Böyle şeyler olmazdı.”
Değerli okuyucum şimdi sıkı dur. Sana kötü bir haberim var.
Eskiden de böyle şeyler oluyordu, sadece birçoğumuz duymuyorduk.
Türkiye’de bu işin duayeni Sülün Osman’dır. Gerçek adı Osman Ziya Sülün olan bu usta, köyden kente göçlerin meşhur olduğu o erken dönem Cumhuriyet’te ki sistem boşluklarını ve köyden gelen vatandaşın devlet kurumlarına ve kamuya olan acemiliğini çok iyi kullanmış bir dolandırıcıdır. Belki büyüklerimizden duyduğumuz kadarıyla tanıdığımız bu kişi saat kuleleri, köprüler, vapurlar, Galata kulesi ve Kız kulelerini satmasıyla ünlüdür. Dolandırıcılık tarihine adı altın harflerle yazılası bu adam kente göç etmiş ve iş kurmak isteyen masum köylüleri ağına düşürüp, köyde varını yoğunu satmış ve elindeki tek sermayesi bu olan insanları özenle ve uyandırmadan dolandırmıştır.
1960 yılında Galata köprüsünü bilmem kaçıncı defa satmak üzereyken suçüstü yakalandığında mahkeme de söylediği bu söz “ Ben sadece beni dolandırmak isteyenleri dolandırdım.” Kafamızda şu düşüncenin filizlenmesine vesile olmuştur. “Dolandırılan gerçekten de mağdur mu?” sonuçta Sülün Osman’ın avladığı insanlar bir Galata köprüsünü bu kadar ucuza kapattıkları için Sülün Osman’ı dolandırdıklarını düşünmüş olamaz mı? Sülün Osman’ın söylemek istediği tam olarak da buydu işte. “Köylü kurnazlığı yapıp beni dolandırmaya çalışıyorlardı ama dolandırıldıklarının farkında bile değildiler” burada sülün Osman’ı aklamaya çalışmıyorum değerli okurum. Sadece söylemek istediğim şu ki toplumda çok masum değildi.
Sülün Osman cezaevine gönderildiğinde koğuş arkadaşı Türkiye’nin ilk banka soyguncusu Necdet Elmastı. Sultan Ahmet cezaevinde birlikte koğuş arkadaşı olan bu ikili Adalet Bakanlığı’nın izniyle cezaevinde mahkûmlara “Alın Teriyle Yaşamak” konulu bir konferans verdiler. İşte bu sahne tam “Dini tilkiden öğrenirsen, tavuk çalmayı sevap sanırsın.” atasözünün vücut bulmuş hali gibiydi.
Türkiye’nin hırsızlarını baş tacı ettiği tek olay bu değil tabi ki.
Bankerler ve Hayali İhracatlar Dönemi
1980 de öyle bir köşeyi dönme furyası başladı ki insanlar bir koyup beş alma hayalleriyle yatıp kalkıyorlardı. Faizlerin serbest bırakılmasıyla birlikte halkın daha fazla kazanç sağlama hırsıyla paralarını bankerlere yatırması kısa yoldan zenginlik arayışı birçoğunun felaketi olurken kimilerinin de zenginleşmesine yol açtı. Bunlardan en bilineni Abidin Cevher Özden namı değer Banker Kastelli.
Kastelli kolay para vaat ederek insanların içindeki o emek sarf etmeden köşeyi dönme arzusunun dayanılmaz ateşini yakmıştı. Gazetelerde boy boy ilanlar veriliyor, televizyonlarda dönemin ünlü aktör ve sanatçılarının oynatıldığı reklamlar dönüyordu. Bu dönemde olduğu gibi bozuk ekonomi yüzünden elindeki birkaç kuruşu değerlendirmek isteyen vatandaş bu tuzaklara düşmekteydi. İki yılın sonunda 550 bin kişiden 3,5 milyar dolar gibi bir para toplayan Kastelli mevduat sahiplerini hayal kırıklığına uğratarak 1982 de ortadan kayboldu. İnsanlar Kastelli’nin bürolarını basıyor, yağmalıyor ve bir nebze de olsa zararlarını çıkarmaya çalışıyorlardı. İntihar edip canına kıyanlar bile vardı. Nihayetinde 6 Eylül 1982 de Tunus’a kaçmaya çalışırken yakalandı. 255 günlük hapis hayatından sonra serbest bırakıldı ve iş dünyasından ayrılmadı. En sonunda 2 Haziran 2008 de Kadıköy’deki ofisinde 75 yaşında yaşamına son verdi.
Aynı dönemlerde hayali ihracatta çok popülerdi. Devlet teşviklerini suistimal eden, üretmeden zengin olma arzusuyla şekillenen yeni bir “İş insanı” profili oluşturuyordu bu yeni dolandırıcılık sistemi. Devletten çalınan yüksek meblağda miktarları analarının ak sütü misali helalmiş gibi yedi birçok kişi. Yahya Demirel, Orhan Aslıtürk ve Ertan Sert gibi isimler bunlardan en iyi bilinenlerdir.
Tarihler 90 lara geldiğinde artık dolandırıcılık farklı bir boyuta evrilmişti. Artık sadece kolay kazanç değil, yanı sıra din, siyaset ve popüler kültür istismar edilerek halkın cebine göz dikiliyordu.
Fadıl Akgündüz ( Jet Fadıl)
1990 lar da ileri sürdüğü projelerle o döneme damgasını vurdu diyebilirim. Taktiği biraz Banker Kastelliye benzese de Fadıl somut projeler sunuyordu. Araba, turizm, inşaat gibi sektörlere ortaklık teklif eden jet Fadıl tıpkı banker kastelli gibi reklama çok önem veriyordu. Dönemin ünlüleri etrafında pervane gibiydiler. Bu yüzleri kullanarak toplumda güven oluşturmuş, ödüller almıştı. Yılın iş insanı, genç girişimci gibi unvanlara layık görülmüştü. Sistemi tam olarak şöyle işliyordu.
Güven oluştur
Büyük projeler ortaya koy
Kira getirileri vadet
İnsanlardan proje tamamlanmadan para topla
Paralar toplandı, yeni müşteriler sisteme girmeye devam etti ama hiç proje tamamlanmadı.
Bundan sonrası çok ilginçtir, özellikle gurbetçi vatandaşlardan toplanan para ve vaatler yerine getirilmeyince 247 kişi tarafından açılan davalar sonucu yeni suçlamalar ve dosyalar ortaya çıkınca Fadıl hakkında çıkarılan tutuklama kararı sonucu yurt dışına kaçtı. 2002 genel seçimlerinde Siirt’ten bağımsız milletvekili adayı oldu ve seçildi. Dokunulmazlığına güvenen Fadıl ülkeye geri döndü. Fakat Siirt seçimleri iptal edilince 10 Aralık 2002 de tutuklandı. Fakat Fadıl uslandı mı? Hayır. Yattığı cezaevinden Cabrice Gold ve Cabrice Maldivler projelerine geçti. Bu kez plan devre mülk ve devre tatil projeleri üzerinden ilerliyordu. Savcılığın mütalaasına göre dolandırıcılık yoluyla nakit akışı sağladığı ortaya çıkınca yeniden yargılandı. 2504 yıl 2 ay hapis ve 12,02 milyon TL adli para cezasına çarptırıldı. Şu an hala içerde olan Fadıl’ın topladığı paralar nereye gitti, ne oldu hala bilinmiyor.
Değerli okuyucu;
Fadıl’dan sonra Devletin örtülü ödeneğini dolandıran Selçuk Parsadanlar, Titan Saadet zincirleri, Dijital çağa geçişle beraber Mehmet Aydın (Tosuncuk), Faruk Fatih Özer ( Thodex) birçok dolandırıcı ve hırsız bu ülkede faaliyetler gösterdi. Bu ülkenin hırsızı hiç bitmedi. Eskiden de vardılar, şimdi daha organize ve korunaklılar. Fonlardan milyarlarca liralar çalınıyor fakat artık ifadeye bile çağrılmıyorlar. Çocukları okula aç gitmesin diye kahvaltılık çalmak zorunda kalan babaya anında işleyen adalet nedense bunlara işlemiyor.
Türkiye toplumu neden geçmişteki dolandırıcılık vakalarından ders çıkarmayıp benzer senaryolara tekrar tekrar kanmaktadır. Dolandırıcılık yöntemlerinin Galata köprüsünün satışından, Fon vurgununa evrilmesinde toplum olarak bizimde sorumluluğumuz yok mudur, Sülün Osman’la başlayıp devletin bakanlarına kadar uzanan bu vurgunun suçlusu birazda biz değil miyiz?
Sülün Osman’ın mahkemede sarf ettiği o söz “Ben sadece, beni dolandırmaya çalışanları dolandırdım.” sözü bence güncelliğini hala korumaktadır.
Seçimlerimizle hak ettiğimiz gibi yaşıyor ve dolandırılıyoruz.
Zafer Değirmenci
Diğer yazılarımı okudunuz mu?

dolandırıcılar aynı seçimlerle hak ediyoruz diyorsunuz? seçmeyenler neden yanıyor?
Seçenlerin yüzünden hocam ☺️
Yüreğinize sağlık hocam.
Teşekkür ediyorum hocam.