SESSİZ ÇOCUK

SESSİZ ÇOCUK

SESSİZ ÇOCUK

Sessiz çocuk;

Adem, Elif Öğretmen’in karşısında oturuyordu. Bir hafta boyunca içinde tuttuğu her şeyi sonunda anlatmıştı. Okulun arka tarafındaki ağaçların arasında kitap okurken Arda’yı gördüğünü, yanında tanımadığı üç kişinin bulunduğunu, içlerinden birinin Arda’nın boğazına bıçak dayadığını ve para istediğini tek tek anlattı.

Elif Öğretmen dikkatle dinledi.

“Sonra ne söylediler?”

Adem birkaç saniye düşündü.

“Bir hafta süre verdiler hocam.”

Elif Öğretmen’in yüzündeki ifade değişti.

“Ne zaman oldu bu?”

Adem cevap vermek üzereyken bir anda sustu. Gözleri büyüdü.

“Hocam…”

“Ne oldu Adem?”

Adem heyecanla doğruldu.

“Bugün!”

“Ne bugün?”

“Bir hafta bugün doluyor hocam!”

Elif Öğretmen hemen ayağa kalktı.

“Sen burada bekle.”

Önce okul yönetimini durumdan haberdar etti. Ardından polisle iletişime geçildi. Adem ise koltukta oturmuş, ellerini birbirine kenetlemişti.

Bir taraftan korkuyor, diğer taraftan doğru şeyi yapıp yapmadığını düşünüyordu. Elif Öğretmen yanına döndü.

“Doğru olanı yaptın Adem.”

“Ama hocam… Arda benim söylediğimi öğrenirse?”

“Şimdilik hiçbir şey bilmeyecek.”

“Polis geldiğini da mı?”

“Hayır. Arda dahil hiçbir öğrenciye bir şey söylemeyeceğiz.”

Elif Öğretmen bir süre Adem’in gözlerinin içine baktı.

“Sen de kimseye anlatmayacaksın, tamam mı?”

“Tamam hocam.”

Arda’nın ise bütün bunlardan haberi yoktu. Son bir haftadır hayatı kâbusa dönmüştü. Kendisini tehdit eden kişilerin istediği para çok fazlaydı. Harçlığıyla o parayı toplaması mümkün değildi.

Önce kendi parasını biriktirmeye çalışmıştı. Yetmedi. Sonra Sinan ve Gökhan’la birlikte okulda kendilerinden güçsüz gördükleri öğrencilerden para istemeye başlamışlardı.

“Yarın getirirsin.”

“Harçlığından ver.”

“Kimseye söylemeyeceksin.”

Arda artık kendisinin yaşadığı korkuyu başka çocuklara yaşatmaya başlamıştı. Ama topladıkları para yine de yeterli değildi. Çaresizliği arttıkça yaptığı yanlışlar da büyüdü. Bir gece babasının cebindeki paraları gördü.

Uzun süre paraya baktı. Elini uzattı. Sonra geri çekti ama boğazına dayanan bıçak gözünün önüne geldi. Parayı aldı. İzinsiz…

O gece neredeyse hiç uyuyamadı. Çünkü artık yalnızca korkmuyordu. Yaptıklarından dolayı kendisinden de utanmaya başlamıştı.

O sabah Arda okula gitmek istemedi. Yatağından kalkmadı. Annesi birkaç kez seslendi.

“Arda! Geç kalacaksın!”

“Anne, bugün gitmesem?”

“Neden? Hasta mısın?”

“Yok…”

“O zaman hazırlan hadi.”

Arda mecburen kalktı.

Çünkü evde kalırsa ailesinin soru soracağını biliyordu. Hazırlanıp okula geldi. Sinan ve Gökhan onu görünce hemen yanına gittiler.

Sinan sordu:

“Ne kadar toplayabildin?”

Arda cebine dokundu.

“Yetmiyor.”

“Ne yapacağız?”

“Bilmiyorum.”

Gökhan endişeyle etrafına baktı.

“Belki gelmezler.”

Arda acı acı güldü.

“Gelirler.”

“Nereden biliyorsun?”

Arda cevap vermedi. Çünkü biliyordu.

Bu sırada okul yönetimi öğretmenleri sessizce bilgilendirmişti. Hiçbir öğrenciye belli edilmeyecekti. Bir süre sonra okula iki sivil polis geldi.

Polis memurlarından birinin adı Hüseyin, diğerinin adı Kadir’di. Üniformalı gelmemelerinin bir nedeni vardı. Öğrencilerin korkmasını ve Arda’yı tehdit eden kişilerin okul çevresinde olmaları hâlinde durumu fark etmelerini istemiyorlardı.

Hüseyin okul çevresinde sıradan biri gibi dolaşmaya başladı. Kadir ise biraz daha uzakta bekledi. Artık yapabilecekleri tek şey beklemekti. Adem, Elif Öğretmen’in odasından çıkmadan önce öğretmeni onu durdurdu.

“Ademciğim.”

“Buyurun hocam.”

“Arda’nın yanına gidebilirsin. Ama senden özellikle bir şey istiyorum.”

“Nedir?”

“Onu takip etmeye çalışma.”

Adem şaşırdı.

“Ama hocam…”

“Hayır Adem. Karşımızdaki kişilerin birinde bıçak olduğunu söyledin. Bundan sonrasıyla polis ilgilenecek.”

Adem başını salladı.

“Tamam hocam.”

“Sen sadece normal davran. Eğer Arda’da olağan dışı bir şey fark edersen bana haber ver. Sakın peşinden gitme.”

“Söz hocam.”

Adem odadan çıktı. Öğle saatlerine kadar hiçbir şey olmadı. Arda, Sinan ve Gökhan bir köşede oturmuş ne yapacaklarını düşünüyorlardı.

Adem de biraz ilerideydi. Kitabını açmıştı ama okuyamıyordu. Gözleri sürekli Arda’ya kayıyordu. Saat ilerledikçe Adem’in de içindeki sıkıntı büyüyordu.

Sonunda bir telefon sesi duyuldu. Arda’nın telefonu çalıyordu. Arda cebinden telefonu çıkardı. Ekrana baktığı anda yüzünün rengi değişti.

Sinan hemen fark etti.

“Kim?”

Arda cevap vermedi. Telefon çalmaya devam etti.

Gökhan fısıldadı:

“Onlar mı?”

Arda başını salladı.

“Arıyorlar…”

Telefonu açtı.

“Efendim?”

Adem uzaktan onu izliyordu. Arda’nın sesi titriyordu. O herkese meydan okuyan, okulda kendisinden güçsüz gördüğü çocukları ezen Arda gitmişti. Karşılarında korkmuş bir çocuk vardı. Telefondaki kişi bir şeyler söyledi.

Arda şaşırdı.

“Neresi?”

Bir süre dinledi.

“Ama geçen hafta orada değildik.”

Karşıdaki kişinin ne söylediğini Adem duyamıyordu.

Arda’nın yüzündeki korkuyu ise görebiliyordu.

“Tamam.”

Bir süre daha dinledi.

“Tek başıma mı?”

Sessizlik…

“Peki.”

Telefon kapandı. Sinan hemen sordu:

“Ne dediler?”

Arda telefonu cebine koydu.

“Yer değiştirmiş.”

“Nereye?”

Arda çevresine baktı.

“Eski sanayi tarafında kullanılmayan bir depo varmış.”

Gökhan ayağa kalktı.

“Biz de geliyoruz.”

“Hayır.”

“Neden?”

“Tek gelmemi söyledi.”

Sinan sinirlendi.

“Oğlum, üç kişiler! Sen tek başına ne yapacaksın?”

“Bilmiyorum!”

Arda ilk kez arkadaşlarına bağırmıştı. Sonra başını önüne eğdi.

“Bilmiyorum…”

Adem daha fazla beklemedi. Yerinden kalkıp hızla Elif Öğretmen’in odasına gitti. Kapıyı çaldı.

“Gel.”

Adem içeri girdi.

“Hocam, aradılar.”

Elif Öğretmen ayağa kalktı.

“Emin misin?”

“Evet. Arda’yı eski sanayi tarafındaki terk edilmiş bir depoya çağırdılar. Tek gelmesini söylediler.”

Elif Öğretmen hemen telefonunu aldı.

“Tamam Adem. Gerisi bizde.”

Adem endişeyle sordu:

“Arda’ya bir şey olmaz değil mi hocam?”

Elif Öğretmen cevap vermeden önce birkaç saniye durdu.

“Polisler elinden geleni yapacak.”

Arda okuldan çıktı. Etrafına baktı. Sonra yürümeye başladı. Hüseyin ve Kadir de harekete geçti. Arda onların kendisini takip ettiğini bilmiyordu. Polisler aralarında güvenli bir mesafe bırakıyorlardı. Arda bir sokağa girdi.

Sonra başka bir sokağa… Ana caddeden uzaklaştıkça çevredeki insan sayısı azalıyordu. Eski sanayi bölgesine geldiğinde Arda’nın adımları yavaşladı. Karşısında kullanılmayan eski bir depo vardı. Kapısının bir tarafı paslanmıştı. Bazı camları kırıktı.

Arda durdu. Cebindeki paraya dokundu. Kalbi deli gibi atıyordu. Geri dönmeyi düşündü. Tam o sırada telefonu yeniden çaldı.

“Efendim?”

“Geldin mi?”

“Geldim.”

“İçeri gir.”

Telefon kapandı. Arda depoya baktı. Derin bir nefes aldı ve içeri girdi. Hüseyin ve Kadir uzaktan depoyu gördüler. Kadir sessizce konuştu.

“Çocuk içeri girdi.”

Hüseyin çevreye baktı.

“Yaklaşalım.”

İki polis farklı yönlerden depoya doğru ilerlemeye başladı. Arda içeri girdiğinde ilk başta kimseyi göremedi.

“Geldim!” diye seslendi.

Cevap yoktu. Biraz daha ilerledi. Ayaklarının altında kırık cam parçaları vardı. Sonra karanlığın içinden bir ses geldi.

“Parayı getirdin mi?

Arda olduğu yerde kaldı. Üç kişi yavaşça ortaya çıktı. Ortadaki, geçen hafta boğazına bıçak dayayan çocuktu. Arda cebindeki parayı çıkardı.

“Al.”

Çocuk parayı aldı. Saymaya başladı. Bir süre sonra yüzü değişti.

“Bu ne lan?”

“Bulabildiğim bu kadar.”

Çocuk parayı Arda’ya doğru fırlattı.

“Sen benimle dalga mı geçiyorsun?”

“Başka param yok.”

“Bir haftan vardı!”

“Ne olur… Biraz daha zaman ver.”

Çocuk yanındaki iki kişiye baktı.

“Tutun şunu.”

İki kişi Arda’nın kollarından yakaladı.

“Bırakın beni!”

Arda kurtulmaya çalıştı. Bıçaklı çocuk cebine uzandı. Bıçağı çıkardı. Arda’nın yüzünün rengi bembeyaz oldu.

“Yapma…”

Çocuk yavaşça ona doğru yürüdü.

“Geçen hafta seni uyarmıştım Arda Efendi.”

Bıçağı kaldırdı. Tam o sırada deponun dışından bir gürültü geldi. Üçü de kapıya baktı.

“Kim var orada?” diye bağırdı içlerinden biri.

Cevap gelmedi. Bıçaklı çocuk arkadaşlarına baktı.

“Siz bunu tutun.”

Kapıya doğru birkaç adım attı. Bir anda karşısında Hüseyin’i gördü.

“Sen de kimsin?”

Hüseyin sakin bir şekilde baktı.

“Elindeki bıçağı yere bırak.”

Çocuk şaşırdı.

“Sen kimsin lan?”

Arkasından başka bir ses duyuldu.

“Arkadaşım ne dediyse onu yap.”

Çocuk arkasını döndü. Kadir diğer taraftan içeri girmişti. Bıçaklı çocuk artık iki polis memurunun arasında kalmıştı.

“Ne oluyor lan?”

Hüseyin kimliğini gösterdi.

“Polis.”

Çocuğun yüzündeki ifade bir anda değişti. Hüseyin devam etti:

“Ben polis memuru Hüseyin.”

Kadir’i gösterdi.

“Bu da polis memuru Kadir.”

Bıçak yere düştü. Arda derin bir nefes aldı. Kollarını tutan iki kişi de onu bıraktı ve birkaç adım geri çekildi. Hâlâ ne olduğunu anlamaya çalışıyordu.

Polisler…

Ama nasıl?

Kimseye anlatmamıştı. Sinan ile Gökhan bile buluşmanın tam olarak nerede olduğunu bilmiyordu. Ailesinin hiçbir şeyden haberi yoktu.

Arda sonunda Hüseyin’e baktı.

“Abi…”

Hüseyin ona döndü.

“Ne oldu?”

Arda’nın sesi hâlâ titriyordu.

“Benim burada olduğumu nereden bildiniz?”

Hüseyin birkaç saniye Arda’ya baktı. Sonra yalnızca şunu söyledi:

“Bize haber geldi.”

“Kimden?”

Hüseyin cevap vermedi. Arda’nın ise aklında artık yeni bir soru vardı. Onu kim kurtarmıştı? 

BÖLÜM 4 — SON GÜN

 

Devam edecek…

Yazar: Soner IRMAK

SESSİZ ÇOCUK

 

 

 

Yorumlar (0)

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Soner IRMAK

1982 KOCAELİ/GEBZE doğumlu altı çocuklu bir ailenin en küçük çocuğuyum. Çocukluğum Gebze'de geçti. Bekarım lise mezunuyum. Özel bir şirkette tam zamanlı çalışıyorum. Kalemin gücü platformunda kitap çılgınlar kitap kardeşliğinde bulunuyorum. Yazar ve şairler (YAZŞADER) derneğinin KOCAELİ İl temsilcisi olarak görev aldım. Özel bir sebepten dolayı (YAZŞADER) derneğinden ayrılma kararı aldım. YAZŞADER derneği adı altında ADANA BURSA İSTANBUL TÜYAP kitap fuarları dahil birçok kitap fuarlarına da katılım sağladım. Babamı akciğer rahatsızlığından dolayı kaybettim ve kendimi en iyi şiirle anlatabileceğimi hissettim. Şiir yazmak bana bir terapi gibi geldiğini hissedince yazdığım şiirleri kitap hali fikri doğdu ilk şiir kitabım olan HAYATIMDAKİ SAYFALAR isimli şiir kitabımım doğdu. Yazmaya doymadım yazdıklarımı ikinci şiir kitabımla taçlandırmak istedim ve ANKA’NIN GÖZYAŞLARI isimli şiir kitaplarım doğdu. Bu arada SPOTİFY ve 250 platformda kendi sesimle kendi yazdığım şiirleri seslendirdim. Ayrıca şarkı sözü de yazıyorum. Bu yolda beni yalnız bırakmayan İbrahim AKDENİZ kardeşime sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum.